Kategori İçeriği

Çocuk Sağlığı

Çocuk Sağlığı

Peynir ile Büyümek 🧀

8 Ağustos 2018

Peynir ile Büyümek

Sıklıkla 2 yaşından sonra karşılaştığım peynir sevmeme durumunda aklıma hep Tom ve Jerry çizgi filmleri geliyor. Hepimizin anılarında canlanan, ev kedisi Tom ile ev faresi Jerry. İlk Tom ve Jerry animasyonu 1940 yılında Hanna ve Barbera tarafından yapılmış ve MGM çizgi film stüdyosunda 1957 yılına kadar 114 kısa çizgi film çekilmiş.

Bu ikilinin arasında geçen komik olduğu kadar şiddetli mücadelenin yarısından çoğunun kahramanı tabi ki peynir 🧀

Büyüme-gelişme çağındaki çocuklar peynir konusunda ikiye ayrılır. Peynire bayılanlar ve peyniri ağzına koymayanlar.

Peynir

Peynir, kalsiyum ve protein açısından zengin bir gıdadır. Ayrıca B grubu vitaminleri, çinko ve fosfor gibi mineralleri de içerir.

Her yaşta ihtiyaç duyulmasına karşın özellikle büyüme çağındaki çocukların günlük ihtiyacını karşılaması ile günlük beslenmelerinde olmazsa olmaz sayılabilecek temel bir gıda maddesidir.

4-8 yaş arası çocukların günde 800 mg kalsiyum almaları gerekir.Peynir Sevdirmek için Önerilerim:

Çocuğunuz peynir yemek istemiyorsa onu zorlamayın, inatlaşmayın. Ancak aralıklı olarak peynir teklif etmeyi, gözünün önünde bulundurmayı ihmal etmeyin.

Bebeklerin damak tadı vardır ve genellikle kendilerini net bir şekilde ifade ederler. Peynir konusunda da, diğer gıda maddelerinde olduğu gibi genellikle karıştırmadan verilmesinde fayda olmasına rağmen, arada sırada minik hileler yapılabilir. Çorbalar, kurabiyeler, makarnalar vazgeçilmez peynir karışım yemekleri olabilir. Yine yediremiyorsanız kalsiyum ve protein içeren diğer kaynakları arttırabilirsiniz.

Günde 1-2 dilim peynir ve 2 bardak süt ve 2 kase yoğurt günlük kalsiyum ihtiyacını karşılar.

1 yaşına kadar mutlaka tuzsuz, sonrasında da az tuzlu peynir yedirilmelidir.

Peynir, kemik sağlığının korunmasından diş çürüklerinin engellenmesine, içerdiği B vitaminleri kopleksi sayesinde beyin ve zihin sağlığından kanserin önlenmesine kadar bir çok konuda sağlığımıza hizmet etmektedir.

Hangi Çeşit Peynir Daha Yararlı

Her peynirin besin değeri aynı değildir. Örneğin kaşar peynirinde beyaz peynire göre daha fazla kalsiyum ve protein bulunur. Çocuklarımız için peynir seçerken paketin arkasındaki besin değeri tablosuna bakmakta fayda var.

Beyaz peynir, diğer çeşitlere göre daha az yağlıdır.

❗️Uyarı

Pastörize olmayan peynirden ve her türlü süt ürününden uzak durun. Özellikle tatillerde kaynağını bilmediğiniz süt ürünlerini çocuğunuza vermemeye özen gösterin.

Sağlıklı günler dilerim.

Dr. Sabahat Karakaşlılar

Çocuk Sağlığı

Eyvah! Tuvalet Eğitimi Zamanı!

4 Haziran 2018

Tuvalet Eğitimi

Havalar ısınmaya başladı, ah şu bezden bir kurtulabilsek dediğinizi duyar gibiyim. Çocuğunuz bir bakıyorsunuz bezini çekiştiriyor, gizli yerlere saklanmaya çalışıyor, köşe bucak yerlere çekiliyor, sessiz kalmak istiyor, çiş ve kaka saatleri hissediliyor ve rahatsız hissediyorsa tuvalet eğitimi zamanı gelmiş demektir.

Tuvalet Eğitimi

Aslında tuvalet eğitimi ebeveynlerin korkuttuğu gibi bir süreç değildir, kendiliğinden gelir ve olur. Sadece takip etmek, iyi gözlemlemek ve zamanında değerlendirmek gerekir. Aceleci olmak, bizim istediğimiz zamanda olması için çabalamak, çocuğun hareketlerini göz ardı etmek, kendiliğinden oluşacak süreci maalesef daha da ileriki zamanlara öteleyebilir.

En Uygun Zaman

Çocuklarda tuvalet eğitimi için en uygun zaman her çocuğa göre değişmekle birlikte 24-36 ay arasında, çabucak geçen bir zaman dilimindedir. Her çocuğa ve aileye göre değişmekle beraber bu dönemde esas olan çocuğun hazır olduğunun anne babası tarafından hissedilebilme ve birlikte olan ilişkileridir.

Çocuğunuzun tuvalet eğitimi için hazır olup olmadığını anlamak için bazı kriterler:

• Altı gündüzleri 2 saatten daha uzun süre ve uyandığında kuru kalıyorsa,

• Bağırsak hareketleri düzenli ve günün belirli saatlerinde gerçekleşiyorsa,

• Yüz ifadesi, hareketleri veya konuşmasıyla, tuvalet ihtiyacının geldiğini hemen belli ediyorsa,

• Basit komutları yerine getirebiliyorsa,

• Kirli bezden rahatsız olup, altının değiştirilmesini istiyorsa,

• Klozet ya da tuvalet kullanmak isteği içindeyse,

• Sizin ya da eşinizin ve büyük kardeşlerinin ardından tuvalet ihtiyacınızı giderek, orada ne yaptığınızla ilgileniyorsa,

tuvalet eğitimine hazır demektir.

Altın Kural

Tuvalet eğitiminin altın kuralı ise çocuk hazır olma sinyalleri gönderse bile, acele ettirmemek, zorlayıcı olmadan ısrarcı olmak, ceza yerine ödüllendirmek ve korkutmadan her yeni güne hazırlanmasını sağlamaktır.

Yine önemli olan kurallardan biri de bez çıkarıldıktan sonra gece veya gündüz farketmez tekrar bağlanmamalıdır. Bu yüzden tuvalet eğitimine genellikle havaların ısınmaya başlaması ile beraber başlanmasını, çeşitli oyuncaklar, eğitim yardımcıları alınmasını, çocukların iyi birer gözlemci olduklarını unutmadan sizlerin de tuvalet oyununa katılmamızı, endişelenecek, korku verecek bir durum olmadığını tekrar tekrar ifade ederek bu süreci geçirmenizi tavsiye ederim.

Sağlıklı bir gelecek için tuvalet alışkanlığı önemlidir.

Dr. Sabahat Karakaşlılar

Çocuk Sağlığı

İshal |
Rota Virüs & Aşısı

7 Mayıs 2018

ishal

İshalli hastalıklar, halen ülkemizde sık karşılaşılan ve uygun tedavi edilmeğinde ölümle sonuçlanan enfeksiyon hastalıklarıdır.

İshal Etkeni

İshal etkenleri kişiden kişiye direk temasla ve gıdalar ile bulaşır. İshale yol açan virüslerden korunmanın birinci yolu, el yıkamaktır.

İshalli hastalıkların çoğunda su kaybının önlenmesi, gıdaların düzenlenmesi gerekir.

Rota Virüsü

Mevsimsel geçiş dönemlerinde Rota Virüs enfeksiyonları dolayısıyla ishal ile sıklıkla karşılaşmaktayız.

Rota virüsü sosyoekonomik düzeye bakmaksızın, sular ile bulaşan demokratik bir virüstür. Akut ishalin başlıca sorumlusu olan rota virüsünün ne mutlu ki aşısı var.

Rota Virüs Aşısı

Aşı; yaşamımızı olumsuz etkileyen, ciddi, kalıcı, bazen de ölümcül etkileri olabilen, tüm dünyayı etkileyebilecek kadar kolay yayılan enfeksiyon etkenlerine karşı koruyucu amaçlı geliştirilmiş muazzam bir uygulamadır.

Aşılamada istenilen, enfeksiyon etkeninin yapısında bulunan ve hastalık yapıcı etkileri ortadan kaldırılmış proteinlerin dışarıdan verilerek, o etkene karşı antikor dediğimiz koruyucu maddeler üretmesi ve tekrar aynı etken ile karşılaştırıldığında aynı antikor üretme yeteneğini hafızasında tutmasını sağlamaktır.

❗️Ancak aşılamada temel sorun, tıpkı hastalıkların tekrarlıyor olması gibi yaşam boyu bağışıklık sağlamaması ve bu nedenle belirli aralıklarla tekrarlanması gerektiğidir.

Ülkemizin aşı uygulama programı, devlet hastaneleri, özel hekimlik uygulama merkezleri ve sağlık ocaklarında yürütülmektedir. Aşılar; devletin ücretsiz karşılamakta olduğu ve özel olan aşılar olarak gruplanmaktadır.

Bebeklerde Rota Virüsü

Her yenidoğan bebeğe bir aşı takip kartı hazırlanmakta ve bunun üzerinden takip sistemi oluşturulmaktadır.

Rota Virüs aşısı, 6 aydan küçük bebeklere en az 4, en fazla 8 hafta ara ile 2 dozda uygulanabiliyor. 6 aylık olmadan aşılamanın bitirilmiş olması gerekiyor. İdeal aşılamaya ise 2. ay ile 3. ayda başlamalı.

Uygulama Yöntemi

Rota Virüs | Rota Virüsü Aşısı

Aşı ağız yolu ile uygulanmaktadır. Aşıdan sonra hemen beslenme mümkündür. Rota Virüs aşısı diğer aşılarla birlikte yapılabilir, geçimsizliği yoktur.

Aşının, bebek kusarsa tekrarlanmasına gerek yoktur, içeride kalan 1-2 damla bile koruyuculuğu sağlamaya yeterlidir.

Aşının Yan Etkileri

Aşının ağır yan etkisi yoktur. 6 ayın altındaki bebeklerde yapılan Rota Virüs aşısına bağlı bağırsak düğümlenmesi sıklığı hastalığa bağlı bağırsak düğümlenmesi sıklığından bile daha azdır.

Hepinize sağlıklı günler dilerim.

Sabahat Karakaşlılar

Çocuk Sağlığı

Oyun & Oyuncak

30 Nisan 2018
<BR><B>Oyun ve oyuncak üzerine bilinmesi gerekenler


Oyun ve oyuncak üzerine bilinmesi gerekenler

 
İlk oyuncağınızı hatırlıyor musunuz? Ya peki, çocuğunuza aldığınız ilk oyuncağı?

Biraz düşünelim bakalım. Oyuncak dediğimiz nesne yaşamımızı nasıl etkileyebilir?

Oyuncak, çocukların zihinsel, bedensel ve psikososyal gelişim süreçlerini etkileyen, biçimlendiren ve düzenleyen her türlü oyun malzemesidir. Biz büyükler, “Hayat aslında bir oyun” deriz ya her başımız sıkıştığında, çocuklarımız için hayat gerçekten de bir oyun.

Çocuklarımızın bebekliklerinden itibaren gelişimlerini etkileyen, deneyimlerini pekiştirmelerini sağlayan, sosyal ve toplumsal olarak uyum göstermelerine yardımcı olan, çevreleri ile sözlü veya sözsüz iletişim kurmalarına, kendilerini ve duygularını ifade etmelerine yardımcı olan her eylem bir oyun, bu oyunlarına katkıda bulunan her malzeme de oyuncaktır.

Çocuklar oyun oynarken genellikle maskesiz, doğal ve içten davranırlar. Dolayısı ile çocuğunuzu oynarken izlemek, aslında iç dünyasında yaşayıp da dillendiremediklerini anlayabilmeniz için en etkili yöntemdir.

Peki hangi oyuncak?

Çocukların oyun oynarken oyuncağa ihtiyacı olduğunu düşünerek sürekli hazır yapılmış malzemeler almaktayız. Aslında çocukların oynamaları için bir malzemeye ihtiyaçları yoktur. Doğadaki her malzeme, hatta kendi doğaları onlar için birer oyuncaktır. Dikkat edilmesi gereken, oyuncak alırken yutma tehlikesine karşı küçük malzemelerden, yaralanma tehlikesine karşı sivri, keskin malzemelerden, yapışma, boyama ve hava yoluyla olan alerjik reaksiyonların tehlikesine karşı yapıldığı malzemede kurşun gibi tehlikeli malzemelerden kaçınmaktır.

Hangi yaş grubunda hangi oyuncağı seçmeliyiz?

Yenidoğan döneminden itibaren duyularımız gelişmeye başladığından, ilk seçilecek oyuncaklar duyulara hitap edebilen, renkli, sesli ve dokunma hissini uyaran tipte olmalıdır. 18 aylık olana kadar özellikle keşfetme dönemleri yoğun olduğundan her türlü tatma, parçaları uygun yerlere yerleştirme, saklama özelliklerini göz önünde bulundurarak küçük parçalar içermeyen, renkleri çıkmayan, keskin malzeme olmayan emniyetli oyuncaklar tercih edilmelidir.

18 aydan itibaren yürüme becerisi ve özgürleşme hareketi ile tekerlekli, çekerek, iterek yol alabileceği, parçaları yerleştirebileceği ve en önemlisi hayatta gördüklerini taklit edebileceği oyuncaklar tercih edilmelidir.

2 ve 3 yaşından itibaren çocuklarımız, hem kendi kendilerine hem de arkadaşları ile oyunlar kurabileceklerinden oyuncak seçimlerinde belirli kurallar haricinde biraz daha rahat olabilirsiniz.

Oyun

Çocuklarıyla oynamayı seven her aileme önerim; çocuğunuz ile birlikte oynarken, oyuncakçıdan almış olduğunuz pahalı bir oyuncakla oynamanız değil, çocuğunuzla hangi duygunuz ile, ne kadar sürede, nasıl bir enerji ile ve kendinizi çocuğunuz ile geçirdiğiniz ‘an’a ne kadar vererek oynadığınız önemlidir.

Hepinize keyifli oyunlar dilerim.

Dr. Sabahat Karakaşlılar

Çocuk Sağlığı

Kardeş Kıskançlığı ile Baş Edebilme

2 Nisan 2018

Kardeş geliyor

İyi ki kardeşim var…

Etimolojik olarak incelendiğinde, anne veya babadan en az birinin ortak olduğu kişilerin birbirine göre olan durumunu ifade eden bir kavramdır.

Aynı kanı taşımak, ağabey, abla veya küçük kardeş olmak dünyanın en güzel hislerinden birisi olsa gerek. Günümüzde kardeşlik kavramı olarak baktığımızda, anne babalarımız farklı olsa da, kardeş kadar sevdiğimiz ağabey, abla yerine koyduğumuz sıcak bağlar kurduğumuz ilişkiler için de kullanabiliyorux bu kavramı.

Kardeşin olması demek, öncelikle paylaşmak demektir.

Yerini, yatağını, sahip olduklarını, sevincini, hüznünü paylaşmak demektir. Birlikte öğrenmek demektir. Hayatta düşe kalka ilerlerken, elinden tutabileceğin en yakın kişidir kardeş. Çıkarsız olmak, sevmek ve güvenmek demektir. Kendin gibi bir kişiye daha sahip olmak demektir.

Kardeşlik, soyut kavramların gelişmediği yaşlarda kolay anlaşılabilecek bir durum değildir. Özellikle ailenin büyük bireyi, kendisinden sonra geleni gidecek bir misafir gibi görür, başlangıçta çok sever. Misafirin kalma süresi uzadığında ise işin rengi de değişmeye başlayabilir. İşte bu noktada ebeveynlerin ve diğer aile büyüklerinin rolü çok önemlidir.

Büyük çocuğa kardeş haberini verirken, gebeliğin sağlıklı bir büyüme elde etmesi, bebeğin anne karnında hissedilmesi, anne ve babanın haberi birlikte vermesi, aynı kendisi gibi mutlu ve sevgi dolu olacağı gibi yaşına uygun ve basit kelimeler kullanılmasına özen göstermek yerinde olacaktır. Fakat asıl dönem, bu haberi verdikten sonra başlar çünkü biraz özümsendikten sonra bireyin kendisi ile ilgili soruları başlar. Anne baba olarak büyük kardeşin her sorusuna, yine yaşına uygun bir dille samimi olarak cevap vermek olası kardeş kıskançlığını da engelleyecektir.

Kardeş kıskançlığı aslında bireyler arası rekabetten başka bir şey değildir. Önemli olan ebeveynlerin bu durumu iyi yönetmeleridir. Çünkü her anne baba kendi evladını en iyi tanıyandır. Büyük kardeşin sıkıntılarını hissedip, görüp, onu anlar şekilde küçük kardeşe birlikte davranılacak olursa, kardeşler arasında tatlı bir rekabet ortamı yaratılır ve kolayca sevgi ile halledilir.

Olumsuz kardeş rekabetini önlemek için ailelerime önerilerim:

• Büyük çocuklar yaşlarına uygun ve gerçekçi bir dil ile hazırlanmalıdır.

• Anne ve babanın her çocuğu için hayatlarına yer açmaya hazır olmaları ve bunu hissettirmeleri gerekmektedir. Gelen bebek için bazı kısıtlamalar ve yasaklamalar gelmesi büyük kardeş için aslında bir yıkımdır. Anne ve babanın gergin, telaşlı halleri küçük kardeşin gelişinin olumsuz bir etkisi olduğunu hissettirir.

• Tüm çocukların aile içinde bir yerinin olduğu, kabul edildikleri, istendikleri ve sevildiklerini hissetmeleri gerekmektedir.

• Çocuklar arasında kıyaslama, sorumluluk yükleme ve suçlama gibi ifadeler kullanılmaması gerekmektedir.

• Kardeşler arasında yaşanan sorunlarda taraf tutulmaması gerekmektedir.

• Yönetilemeyen kardeş kıskançlığı durumlarında uzman desteği ve görüşü almak gerekmektedir.

Her çocuğun bir kardeş hakkı vardır.

Sağlıklı günler dilerim.

Dr. Sabahat Karakaşlılar

Çocuk Sağlığı

Adı güzel bir hastalık; Suçiçeği

26 Mart 2018

Suçiçeği

Suçiçeği, Herpes Virüsü ile bulaşan çocukluk çağının sık görülen bulaşıcı, döküntülü hastalıklarından biridir.

Çocuklarda yüksek ateş, vücutta özellikle saçlı deriden itibaren başlayan ve hızlıca gövdeye ve bacaklara doğru ilerleyen içi sıvı dolu veziküller ile karakterize çok bulaşıcı bir hastalıktır.

Varicella Zoster Virüsü

Varicella Zoster Virüsü, Herpes virüs ailesinin bir üyesidir. Suçiçeği virüsü, Human Herpes Virüs, Varicella Zoster Virüsü olarak adlandırılabilir. Isıya duyarlıdır, yüksek ısılarda kısa sürede inaktive olur. Bu virüs, çocukluk çağında hastalık yaptıktan sonra sinir hücrelerine yerleşir ve yaşamın ileriki yıllarında Zona hastalığına sebebiyet verebilir.

Suçiçeği, çocukluk çağının bilinen en bulaşıcı hastalıklarından biridir. Enfeksiyonu olan kişiden hava yolu ile direkt olarak kişiye bulaşır.

Virüs alındıktan sonraki 10-14 gün vücuttaki üreme dönemi başlar ve ardından ciltte döküntüler görülür. Veziküler lezyonlar özellikle saçlı deriden itibaren vücudun her yerinde ve iç organlarda da görülebilir. Döküntüler yaklaşık 10-14 gün içinde başladığı noktadan itibaren kabuklanarak geçer.

Hastalık, virüsün vücuda alındığı andan, son döküntü kabuklanana kadar bulaşıcıdır.

Zona

Hastalık bitmesine rağmen, virüs, sinir hücrelerinde uykuda yıllarca kalabilir. İleri yaşlarda da immünitenin azalması, çeşitli hastalıklar ve stres durumlarında uyanarak zona hastalığını ortaya çıkarmaktadır. Zona, su çiçeğine göre daha az bulaşıcıdır. Çünkü solunum yolu ile bulaşma yoktur ve veziküllerin içinde daha az virüs vardır.

Suçiçeği, kız ve erkek çocuklarda eşit olarak görülmektedir. Özellikle kış ayı sonunda ve ilkbahar başlangıcında sık görülür. Hastalık 7-10 günlük sürede kendiliğinden düzelmektedir, ancak bazı durumlarda komplikasyonlar oluşabilmektedir.

Komplikasyonlar

Sağlıklı çocuklarda en sık görülen komplikasyon, kaşınmaya bağlı olarak gelişen ikincil deri enfeksiyonlarıdır.

Virüs sinir hücrelerine de yerleştiğinden nörolojik komplikasyonlar da görülmektedir. Özellikle 5 yaşın altında ve 20 yaşın üzerinde nörolojik komplikasyon görülme sıklığı artmaktadır.

Eğer immün sistem bozukluğu, hastalıkları varsa suçiçeği daha ağır seyreder ve daha ağır komplikasyonlara sebep verir.

Gebelik döneminde geçirilirse, hem anne hem de bebek için ciddi riskler oluşturabilmektedir. Özellikle gebeliğin ilk 20 haftalık dönemi daha risklidir.

Reye Sendromu

Suçiçeği enfeksiyonu sırasında ateşin düşmesi için Asprin alınması ile birlikte oluşan ağır bir hastalık durumu da Reye sendromudur ve karaciğer hasarına neden olabilmektedir. Bazı kişilerde de kanın pıhtılaşmasını sağlayan trombositlerde düşmeye neden olabilmektedir.

Suçiçeği Tedavisi

Belirli bir tedavisi yoktur. Hastalığın oluşturduğu yakınmaları rahatlatmak önemlidir. Tedaviden çok korunma suçiçeği hastalığının olmazsa olmaz tedavisidir.

Korunmada ilk kural aktif bağışıklama, yani aşılanmadır. Suçiçeği aşısı ilk kez 1974 yılında Japon bilim insanları tarafından geliştirilmiştir ve 1995 yılında, 12 ay ve üzerindeki sağlıklı çocuklara yapılmak üzere onay almıştır.
Aşının, 1 yaşında ve 4-6 yaş arasında olmak üzere 2 dozda yapılması önerilmektedir. Ülkemizde suçiçeği aşısı Sağlık Bakanlığı tarafından 1 yaşında ücretsiz olarak yapılmaktadır. Aşılanan çocukların %1’inde aşıya bağlı olarak veziküller ve ateş görülebilir.

Hepinize sağlıklı günler dilerim.

Dr. Sabahat Karakaşlılar

Çocuk Sağlığı

Evlerimizdeki Tehlikeler, Kazalar ve Zehirlenmeler

18 Mart 2018

Evlerimizdeki tehlikeler, kazalar ve zehirlenmeler

Her ne kadar evlerimiz çocuklarımızın ve bizlerin güvenli sığınaklarımız, mutlu yaşam alanlarımız olsa da, evlerimizin içinde bulunan eşyalar, maddeler, farkında olmadığımız tehlikeli alanlar yaratabilmekte. Bu sebeple bugün evlerimizdeki tehlikeler, kazalar ve zehirlenmeler üzerine yazmaya karar verdim.

Çocuk acil servislerine yapılan başvuruların yaklaşık %5-15’ini zehirlenmeler, bunların da %80-85’ini kazalar oluşturmaktadır. Kaza ile oluşan zehirlenmelerin büyük çoğunluğu 5 yaş altındaki çocuklarda görülmektedir. Daha küçük çocukların zehirlenmeleri ise maalesef aile bireylerinin dikkatsizliği ve pek tabiî ki küçük bireyimizin merakı sonucunda gerçekleşmektedir.

Evlerimizdeki tehlikeler, kazalar ve zehirlenmeler ile mücadele

Evde bulunan tehlikeli alanları çocuklarımıza tanıtmak ve korumalarını sağlamak ebeveynlerimizin önemli görevlerinden biri. Ancak, genellikle bu görevi yasaklar, engeller, cezalar koyarak uygulamak daha kolay geliyor. Elektrik prizine doğru giden minicik parmaklara; “Gitme cıs olursun” dediğimizde, daha çok gitme isteği oluşturduğumuzun acaba kaçınız farkında?

1- Ateşli, Elektrikli Aletler:

Sıcaklığı ve ışığı çocuklara cazip gelebilir. Ocaklar, elektrikli yanan cisimler, ısı veren petekler genellikle çocuklarımızı çeken tehlikelerdir. Çocuklar bu gibi eşyaların sıcak olduğunu tahmin edemeyerek ellemeye çalışır. Genellikle 2 yaşından sonra konuşarak, birlikteyken göstererek bu eşyaları ve tehlikelerini öğretmeliyiz.

2- Sıcak Sıvılar:

Tencere, çaydanlık gibi eşyaların saplarını çocukların uzanacakları, erişebilecekleri yerlerden uzakta tutmalıyız.

3- Küçük Boyutlu Malzemeler:

Düğme, bozuk para, torbalar gibi gün içinde sürekli elimizin altında olan malzemeleri ortada bırakmamalıyız. Çocuklar bu tip malzemeler ile oyun oynamaya çalışabilirler ve kolaylıkla ağızlarına, burunlarına, kulaklarına sokabilirler. Havayolu tıkanmaları, boğulmalar gibi üzüntü verici olaylarla sonuçlanabilir.

4- Kesici Aletler:

Çocukların oyuncakları arasında bulunan tamir setleri, ev aletleri gereçleri ile karışınca, oldukça büyük bir tehlike ortaya çıkar. Bu tip aletleri mümkün olduğunca sizlerin kontrolünde kullanmaları, ayırt etmelerini sağlayacak ve biaz olsun tehlikeleri önleyecektir.

5- Banyo:

Çocuğunuzun sudan korkmaması, suyun içinde telaşa kapılmaması, suyun altında nefesini tutabilmesini öğretmek için banyoları oyun şekline dönüştürerek, başından aşağı azar azar su dökerek alıştırmalar yapmakta fayda olacaktır.

6- Zehirli Maddeler:

Toksik maddelerin vücuda zarar verecek miktarda değişik yollardan alınması zehirlenme olarak adlandırılır. Çocukların karşı karşıya kaldığı önemli tehlikelerden biridir. İlaçlar, temizlik malzemeleri, boyalar, yapıştırıcı maddeler, bazı çiçekler bunlara örnek teşkil edebilir.Zehirlenmeler genellikle öğleden sonra ve akşam saatlerinde herkesin meşgul olduğu zamanlarda meydana gelir. Önlemek için ise bu tip malzemeleri mümkün olduğunca kilitli dolaplarda, erişemeyecekleri yerlerde muhafaza etmek faydalı olacaktır.

Korktuğumuz durumlar başımıza gelirse mümkün olduğunca kısa sürede bir sağlık kuruluşuna gidilmesi gerekir.

Yaralanmalarda veya zehirli madde ile cilt temasında, öncesinde mutlaka su ve sabun ile yara bölgesini temizlemelisiniz.

Kimyasal maddeler ile temastan şüpheleniyorsak varsa kutularını mutlaka yanınızda götürmelisiniz. Bu gibi maddeler ağza alınmış, içilmiş ise hiçbir şekilde kusturmamalısınız. Zehirli madde solundu ise mutlaka temiz havaya çıkarmalısınız.

Hepinize kazasız, sağlıklı günler dilerim.

Dr. Sabahat Karakaşlılar

Çocuk Sağlığı

Pre & Probiyotikler

26 Şubat 2018

Probiyotikler: Yoğurt, Süt

Bugünkü yazımda, büyük, küçük hepimiz için yararlı olan ve son zamanlarda popüler medya aracılığı ile hayatımıza girmiş, faydaları kendi boyutlarından kat kat fazla olan mikroorganizmalardan bahsetmek istiyorum.

Probiyotikler, son yıllarda çocukluk çağı hastalıklarının tedavisi ve korunmasında güvenle kullanılmaya başlanmıştır.

Probiyotik nedir? Prebiyotik nedir?

Probiyotikler, bağırsak sağlığımız açısından önemli olan doğal bakteri veya mayalar olan canlı mikroorganizmalardır.

Prebiyotikler ise bakteri ve mayalar değil, bağırsaktaki yararlı mikroorganizmaların artmasını sağlayan gıda maddeleridir.

Bağırsaklarımız 10 milyona yakın nöron ve mikroorganizmanın yaşadığı bir ortamdır ve bu yapısıyla vücudumuzun ikinci beyni olarak adlandırılmaktadır.

Bağırsak sisteminin mikrobiyotası bir yıldan daha uzun bir sürede tamamlanmaktadır ve bu 1 yıl bebek doğduktan sonra geçen ilk yıldır. Normal doğumda annenin yararlı bakterilerden oluşan mikrobiyotası bebeğine aktarılır. Ancak sezaryen doğumlarda, bu durum azalmaktadır.

Peki probiyotikler ne yapar ve nerelerde kullanılır?

1- Bağırsakta zararlı bakterilerin oluşumunu azaltır.
2- Antibiyotik kullanımında aynı anda tedaviye eklendiğinde, bağırsaktaki yararlı bakteri sayısında azalma yaratmadan mikrobiyatanın dengesini korur.
3- İmmün sistem üzerinde koruyucu etkisi vardır.
4- Obesitede genetik olarak mikrobiyota durumunda zararlı bakterilerin çok olması nedeniyle kullanılmaktadır.
5- Anksiyete, depresyon ve davranış bozuklukları ile bağırsak mikrobiyota ilişkisinde probiyotiklerin kullanılmasının olumlu etkisi vardır.
6- Kanser ve ilişkili hastalıklarda bağırsak mikrobiyotasının dengesinin bozulduğu saptanmıştır ve probiyotiklerin kullanımının etkisi araştırılmaktadır.
7- Spor yapmak, doğa ile içiçe olmak, sigara ve alkol tüketmemek bağırsak mikrobiyotası üzerinde olumlu etkileri vardır.

En son katıldığım kongreden en çok etkilendiğim bilgi ise; “Bir annenin mikrobiyotası bozuksa normal doğum bile yapsa, kendinden sonraki 3 nesile kadar bozuk mikrobiyotasını aktarmaktadır.”

Çocuklarımıza iyi bir gelecek hazırlamak istiyorsak; öncelikle annelerimize iyi bakmamız ve dolayısıyla doğru ve sağlıklı beslenmeyle sağlıklı nesillerin devamını desteklemeliyiz. Sağlıklı beslenmenin ilk koşulu, bedenimize iyi ve doğal gıdaları almak, tüketmek. Mevsiminde, taze, olabildiğince güvendiğimiz yerlerden alışveriş, kendi yapapildiğimiz ve üretebildiğimiz ürünleri tüketerek başkayabiliriz. Sağlıklı nesiller yaratmak için, doğru beslenmeye, hareket etmeye, sağlıklı ve dengeli bir ruh halinde olmaya, gülmeye daha çok özen göstermeliyiz.

Hepinize sağlıklı günler ve nesiller dilerim.

Probiyotikler konusunda okumaya devam etmek isterseniz sitemiz yazarlarından Diyetisyen Simay Ejderoğlu’nun alttaki yazıları da ilginizi çekebilir.

Bağışıklık Sistemini Güçlendirmenin Yolları
Güçlü Bir Probiyotik Kaynağı, Kefir

Dr. Sabahat Karakaşlılar

Çocuk Sağlığı

Sarılmanın Gizli Gücü

12 Şubat 2018

Sarılmanın Gücü

“Sarılmak neden güzeldir bilir misin? Çünkü sağ tarafta kalp yoktur, orası hep boştur. Sarılınca, sağ yanını onun kalbi doldurur…” Aziz Nesin, ne kadar da güzel tanımlamış sarılmanın gizli gücünü.
Gerçektende sarılmanın tanımlanmış, pek çok bilimsel faydası vardır.

Çocuklar içgüdüsel olarak sarılıyor

Günümüz yoğun çalışma koşullarında bizler unutsak da çocuklarımız sarılmayı bize her zaman hatırlatırlar. Çünkü onlar her zaman kalp sesleri ile konuşurlar. Erişkin olan bizlerin bitmez tükenmez yaşam savaşında belki de tek sığınaklarımız çocuklarımızın mutlu, huzurlu kalp seslerinden gelen içten ve samimi sözsüz iletişimleri yani sarılmaları olabilir.

Sarılmanın ve Dokunmanın Psikolojik Etkileri

Sarılmanın psikolojik iyi etkilerini aslında hepimiz göz ardı etsek de bilmekteyiz. Bugünkü yazımda, biraz da bilimsel veriler eşliğinde dokunmak ve sarılmaktan bahsetmek istiyorum.

Oksitosin

Birbirimize dokunduğumuzda, sarıldığımızda gizli gücü olan bir hormon üretiyoruz. Oksitosin, kadın ve erkek beyninde üretilen ve salınan bir hormondur. Gündelik hayatta güven, ilişkilerde bağlılığa, sosyalleşme ihtiyacında, empati kurma yeteneğinde artmaya ve endişelerin azalmasına yardım eden bir hormondur. Oksitosin eksikliğinde ise güvensizlik, kendini beğenme, yalan söyleme eğilimi, toplumdan uzaklaşma, saldırganlık görülebilmektedir.

Oksitosin salınımını artırmanın en kolay yolu ise dokunmak ve sarılmaktır. Dünya üzerinde yaşayan her varlık sarılmanın gücünü keşfetmiştir. İnsan ilişkilerinde samimiyetin derecesine göre birbirimize dokunmanın da derecesi değişmektedir. Küçük bir çocuğu onaylamak için başını okşamak, arkadaşımızı teselli etmek için omzuna dokunmak, maymunların arkadaşlıklarını pekiştirmek, birbirlerine zarar vermeyeceklerini göstermek için birbirlerinin tüylerini temizlemesi, kuaförümüzün saçımıza dokunması gibi günlük yaşantımızda pek çok yerde aslında oksitosin salınımımızı artırmaktayız. Sarılma anındaki küçük dokunuşlar ile sinir hücrelerimiz uyarılmakta, beyin tarafından endorfin ve oksitosin hormonu salınımını uyarmakta ve birbirinden güzel etkileri ile kendimizi mutlu, huzurlu hissetmemize yardımcı olmaktadır.

Sarılmaya ve dokunmaya, bilimsel verilerden fazla anlam yüklemeyen çocuklarım ile hergün kucaklaşmak benim en güçlü sihrim. Hele ki, muayenelerimiz sonrasında onlardan gelen samimi kocaman bir kucak, benim için en özel, en güzel hediye.

Hepinize sarılmanın keyfine varacağınız, tedavisi bol, enerjisi yüksek günler dilerim.

Dr. Sabahat Karakaşlılar

Çocuk Sağlığı

İdrar Yolu Enfeksiyonu

5 Şubat 2018

idrar yolu enfeksiyonu

Çocuklarda idrar yolu enfeksiyonu, üst solunum yolu enfeksiyonlarından sonra ikinci sıklıkta görülen enfeksiyondur.

Özellikle okul çağındaki kız çocuklarında idrar yolu enfeksiyonu görülme riski artmaktadır. Çocukların bezli dönemlerinde tuvalet alışkanlığı ve temizlenme annelerin kontrolünde olduğundan çok sıklıkla enfeksiyon riski, altta yatan bir hastalık olmadıkça azalmaktadır. Ancak, okul dönemi ile birlikte çocukların tuvalet sonrası temizliğini kendilerinin yapması enfeksiyon riskini artırabilir.

Farklı hastalıklar sebebiyle, gereksiz antibiyotik kullanımı da idrar yolları enfeksiyonlarını tetikleyen bir başka etkendir.

İdrar yolu enfeksiyonu oluşmasında birincil sorumlu bakteriler, barsak bakterileridir. Kız çocuklarında genital bölgeye bulaşan bakterilerin mesaneye ulaşması daha kolaydır çünkü bu yol erkeklere göre daha kısadır. Bu nedenle kız çocuklarında idrar yolu enfeksiyonu daha fazla görülür.

Çocuklarda idrar yolu enfeksiyonu kalıcı böbrek hasarına neden olabilir.

Özellikle küçük yaştaki çocuklar için risk oluşturan idrar yolu enfeksiyonları, henüz gelişmekte olan böbrekler için tehlikeli sonuçlar doğurabilmektedir.

Belirtileri

Küçük çocuklarda idrar yolu enfeksiyonu, iştahsızlık, kusma, kilo alamama, büyüme-gelişme yetersizliği gibi belirtiler gösterebilir. Yaş büyüdükçe yakınmaları ifade edebileceklerinden idrar yaparken yanma, tekrar idrar yapma hissi oluşması, mide bulantısı, kesik kesik ve az idrar yapma, bel ağrısı gibi şikayetler olabilir.

Bu şikayetlerin varlığında mutlaka hekim muayenesinden sonra tam idrar tahlili ve idrar kültürü birlikte alınmalıdır ve çıkan sonuca göre tedavi seçilmelidir.

Tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonunda altta yatan ürolojik bir sorun olup olmadığı araştırılmalıdır. Bu hastalarda mesaneden böbreğe idrar kaçağı, tıkanıklık, taş veya bir lezyon olabileceği göz önünde bulundurulmalıdır.

Tedavisi

İlaç tedavisinin ardından çocuklar 3-4 günde iyileşir. Ancak ilaçların 10 gün kullanılması gerekir. İyileşti diye ilacı bırakmamak önemlidir. İlaç bitiminden 3 gün sonra idrar kültürü yeniden alınarak kontrol edilmelidir.

Şayet idrar yolu iltihabında antibiyotik kullanmanıza rağmen çocuğun ateşi düşmüyor, çocuktaki enfeksiyon belirtileri gerilemiyorsa tekrar doktora gidip antibiyotiği değiştirmeniz, enjeksiyona geçmeniz veya ikinci bir antibiyotik ekleme durumu söz konusu olabilir.

Bol su içmek, genital bölgeyi sadece su ile temizlemek, iç çamaşırlarının sentetik değil pamuklu olmasına dikkat etmek tedaviye yardımcı yöntemlerdir. Ayrıca erkek çocuklarda sünnet yapılması, idrar yolu enfeksiyonlarından korunmada bir yöntem olarak önerilebilir.

Hepinize sağlıklı günler dilerim.

Dr. Sabahat Karakaşlılar

Çocuk Sağlığı

Menenjit & Meningokok Aşıları ve Kullanımı

29 Ocak 2018

Menenjit Aşısı

Meningokok hastalığı, Neisseria Meningitidis bakterisinin sebep olduğu ve bilinen en ağır menenjit hastalığına sebep olan hastalıklar grubudur. Menenjit, beyin zarlarının iltihaplanmasıdır ve erken tanı ve tedavi edilmediği sürece işitme kaybından, ölüme kadar sonuçlanabilen ağır bir hastalıktır.

Menenjit Belirtileri

Menenjit, çocuklarda yüksek ve dirençli ateş, şiddetli baş ağrısı, kusma, uyku hali, parlak ışıklara bakamama, ense kökünde ağrı, ciltte bir takım döküntüler ve havale geçirmeye kadar giden belirtiler gösterir. Özellikle 5 yaş altındaki çocuklarda ağır hastalık görülebilir. Kalabalık ortamlarda bulunmak, bakterinin endemik olarak bulunduğu yerlere seyahatte olmak veya taşıyıcı faktörler hastalığın bulaşmasını ve yayılmasını kolaylaştırıcı etmenlerdir. Menenjitten en önemli korunma aşı olma ile sağlanmaktadır.

Meningokok

Meningokok aşıları Neisseria Meningitidis bakterisinin serogrup A,C,W135,Y içeren ve farklı adjuvan karakteri olan 0,5 ml çözelti halinde bulunurlar.

Meningokok bakterisi bağışıklık sistemi bileşeni olan kompleman eksikliği olan, fonksiyonel veya operasyon ile dalak yokluğu olan, endemik olarak bakterinin bulunması veya salgınların görülmesi gibi bazı risk faktörleri olan bebeklerde ağır hastalık yapar. Bu sebepledir ki, olabilecek en erken dönemdeki koruma ile ağır meningokokal hastalıklardan korunma çok önemlidir.

Meningokok aşıları sadece Nesisseria meningitidis serogrup A,C,W135 ve Y bakterilerine karşı koruma sağlar. Diğer çocukluk çağı hastalıkları aşıları ile olumsuz bir etkileşimi bulunmamaktadır.

Aşının Yan Etkileri

Bebeklerde en çok ağlama, huzursuzluk ve aşı yerinde şişlik, kızarıklık sertlik gibi lokal etkiler görülebilir. Yaş büyüdükçe lokal etkilere ek olarak baş ağrısı ve bulantı görülebilir. Aşı uygulaması ile menenjit hastalığı görülmez, ancak aşıya karşı oluşabilecek antikorlar ateşli hastalık belirtileri verebilir. Bu durumlarda hekiminize danışmanızda fayda vardır.

Ülkemizde 3 aşı firmasına ait 3 adet meningokok aşısı ve bu aşıların farklı ay uygulamaları bulunmaktadır.

Sağlıklı günler dilerim.

Dr. Sabahat Karakaşlılar

Çocuk Sağlığı

Babalar ve Yeni Doğan Bebekleri

11 Aralık 2017

Doğum ve yeni doğan bir bebeğin aileye gelişi, her ailenin tatması gereken muazzam bir duygudur. Bu güzel ortamda, genellikle annelerimize düşen bebeğin genel bakımı ile ilgili sorunları hepimiz biliyoruz. Peki ya babalar? Onlar baba olmaya, annelerimiz kadar hazırlar mı?

Toplumsal değerler baba kavramını avcı toplumlardan itibaren çalışıp evine ekmek getiren, ailesinin geçimini sağlayan birey olarak tanımlar. Günümüzde ise kadınların da çalışması ile birlikte hayat, annenin ve babanın da sorumluluklarını arttırmaktadır. Dolaylısıyla babalar yalnızca evin geçimini sağlayan kişi rolünden çıkmış, bebekleriyle aktif olarak ilgilenen, onların beslenmesini, alt değişimini, temizliğini, uyku düzenini sağlayan ve bundan keyif alan bir role bürünmüşlerdir.

Yeni bir bebeğin doğuşu, her zaman eve neşe getirirken bazen bir takım problemleri de beraberinde getirir. Bu problemlerin ilk günlerde belkide en önemlisi bebeğin bakım ve giderlerinin eklenmesiyle ev ekonomisindeki dengesizliklerdir. Bunun sonucunda da toplum olarak belirlenmiş görevlerin baskısı altında babalar kendilerini çıkmaza giriyor hissedebiliyorlar.

Babalar eski otoriter olma durumlarından uzaklaştıkça, çocuğun fiziksel ve ruhsal gelişiminde anne kadar etkin rol oynamaya başladılar. Fakat her şeye rağmen bir baba, yeni doğan bebeği ile anne kadar hızlı bir bağ kuramayabiliyor. Bu durum, babanın bebeğe yakınlık duymadığından değil, sadece duygularını anne kadar hızlı bir şekilde bebeğe aktaramamasından kaynaklanır. Öncelikle bebek ile konuşmak, duygusal aktarımın hızla gelişmesine daha sonrasında ise bebeğin bakımını ve diğer görevleri anne ile birlikte yapmak hem sorumluluğu paylaşmaya hem de bebeği ile bağını güçlendirmeye yardımcı olacaktır.

Bebekler ufak yaşlardan itibaren ten temasından hoşlanırlar. Özellikle de anne babalarının onlara dokunmasından, kalp atışlarını duyacak kadar yakın tutmasından ve sarılmasından hoşlanırlar. Anneler emzirerek bebeğin bu ihitiyacını çoğunlukla yerine getirir. Ancak bebek babasının kalp atışlarını da duyarak güven bağını kuracak ve bundan sonraki yıllarında da güvensizlik hissi yaşamayacaktır. Bu nedenle sarılmak çok önemlidir.

Bilimsel araştırmalar, babaların daha aktif olarak ilgilendiği bebeklerin, daha sağlıklı bir ruh haline sahip olup, güven duygusunu daha erken kurduklarını ve birey olma yolunda babaları ile yaşadıkları yakın ve sağlıklı ilişkiler ile sağlam adımlar attıklarını göstermektedir.

Bebeğiniz, aile ortamındaki mutluluk ve stres gibi duygu durumlarını çok kolaylıkla hisseder. Ailede stresi ve gerilimi hisseden bebekler huzursuzlanabilir, kolik ağrıları artabilir ve sürekli ağlayarak aslında sevgi isteklerini belli ederler. Bu sebeple doğum sonrasında lohusalık depresyonu yaşama ihtimaline karşı eşinize, annelerimize olabildiğince anlayışlı ve yardımsever olarak, desteğinizi esirgemeyerek hem anneyi hem de bebeği duygusal stresten koruyabilirsiniz.

Bir bebeğin dünyaya gelişi mutluluktan endişeye pek çok değişik duyguyu da beraberinde getirir. Ancak emin olabilirsiniz ki, bebeğiniz biraz büyüyüp sizinle gülücükleri eşliğinde iletişime geçtiğinde, ilk ‘babba’ dediğinde, elinizden tutarak ilk adımlarını attığında, babalar gününde elinde hediyesiyle birlikte karşınızda durduğunda, bu duygunun yaşadığınız her zorluğa değdiğini hissedecek, koskocaman sarılmanın ve aile olmanın keyfine varacaksınız.

Dr. Sabahat Karakaşlılar

Çocuk Sağlığı

Grip Aşısı

13 Kasım 2017

Kış aylarına girer girmez karşılaştığım soruların başında grip aşısı ile ilgili olanlar yer alıyor. Bu yüzden bu günkü yazımda bu sorularınıza yanıt verebilmeyi istiyorum.

Grip, İnfluenza A ve B viruslerinin yol açtığı bir enfeksiyondur. Grip hastalığı aynı soğuk algınlığı gibi burun akıntısı, halsizlik ile başlar, ancak ateş yüksek ve dirençlidir, yaygın baş ve kas ağrıları olur ve komplikasyon dediğimiz diğer organ hastalıkları daha çok görülür. Bu yüzden aşı ile korunma sağlayabilmek grip hastalığında çok önemlidir.

İnfluenza virüsleri her yıl kılık değiştirerek, farklılaşarak karşımıza çıkar. Bu yüzden Dünya Sağlık Örgütünün önerileri dikkate alınarak, kış aylarında görülmesi beklenen grip virüslerine karşı her yıl yeniden hazırlanır. Eylül ayından itibaren kasım ayı sonuna kadar uygulanır.

Grip aşısını 6 aylıktan itibaren yapılabilir. 6 ay – 3 yaş arası, bir ay ara ile 2 kez 1/2 doz ve 3 yaş sonrası tam doz olarak uygulanır. Grip aşısından sonra etkin korumanın başlaması için 10-14 günlük bir süreye ihtiyaç vardır.

Genellikle bir aşının koruyuculuğunun uzun sürmesini beklediğimizi daha önceki yazılarımda anlatmaya çalışmıştım. Grip aşısı her yıl tekrarlanması gerektiğinden toplumumuzda ön yargı ile yaklaşılan bir aşıdır.

Grip aşısı kimlere uygulanmalıdır?

1) Mutlaka aşılanması gereken grup

• 65 yaşın üstündekiler
• Şeker hastaları
• Astım hastaları
• Kronik akciğer hastaları
• Kronik kalp ve damar sistemi hastaları
• Kronik hastalık dışında bağışıklık sistemleri zayıflamış olanlar
• Huzurevi, bakımevi gibi ortamlarda yaşayanlar

2) Aşılanması önerilen grup

• Mutlaka yapılması önerilen kişilerle sürekli temas halinde olanlar
• 50-65 yaş arası kişiler
• Kronik tıbbi rahatsızlıkları bulunan huzurevi ve diğer kronik bakım kuruluşlarının tüm yaşlardaki sakinleri
• Astım dahil akciğer ve kardiyovasküler sisteme ait kronik hastalıkları bulunan erişkinler ve çocuklar
• Sağlık personeli
• Yukarıda belirtilen risk grupları ile aynı ortamda yaşayanlar
• Huzurevi, bakımevi ve benzeri yerlerde çalışan personel
• Emziren anneler
• 6 aydan küçük çocukların bulunduğu evlerde yaşayanlar ve özellikle bu çocukların bakımları ile ilgilenenler

3) Özel gruplar

• Hamile bayanlar (4 aylıktan itibaren)
• HIV ile enfekte kişiler
• Sık seyahat edenler
• Gribin tıbbi ve ekonomik olumsuz etkilerinden korunmak isteyen kişiler

Peki kimler grip aşısı olmamalıdır?

• 6 aydan küçük bebekler
• Şiddetli yumurta alerjisi olan kişiler
• Geçmişte grip aşısı ile şiddetli allerjik reaksiyon öyküsü olan kişiler
• Ateşli hastalığı olan kişiler

Grip aşısının yan etkileri nelerdir?

Aşı, embriyonlu yumurta kesesinden elde edilmektedir ve grip aşısı inaktif yani ölü bir aşıdır. Bu nedenle yumurta allerjisi olanlar kullanmamalıdır.

Grip aşısı sonrası aşı yerinde ağrı, kızarıklık, şişlik oluşabilir. Tüm vücudu etkileyen yan etkiler ise son derece nadirdir (<% 1) ve ateş, halsizlik, kas ağrısı gibi yan etkiler aşıdan 6-12 saat sonra başlamakta ve 1-2 gün içinde kendiliğinden geçmektedir.

Allerjik reaksiyonların görüldüğü bu gibi yan etkilerde ek ilaç kullanmaya gerek yoktur fakat şikayetler devam ederse mutlaka hekime başvurmalıdır.

Sağlıklı günler dilerim.

Dr. Sabahat Karakaşlılar

Çocuk Sağlığı

Ülkemizdeki Aşı Uygulama Programı

6 Kasım 2017

Ülkemizin aşı uygulama programı, devlet hastaneleri, özel hekimlik uygulama merkezleri ve sağlık ocaklarında yürütülmektedir. Aşılar ‘devletin ücretsiz karşıladığı’ ve ‘özel olan aşılar’ olarak gruplanmaktadır.

Her yenidoğan bebeğe bir aşı takip kartı hazırlanmakta ve bunun üzerinden takip sistemi oluşturulmaktadır.

Uyguladığımız özel ve devlet aşıları;

• Doğumu takiben ilk 72 saatte Hepatit B
• 1.Ay Hepatit B
• 2.Ay DBT-Polio-Hib
• BCG ( 3.ay bitmeden yapılmalıdır)
• Pnömokok-zatürre
• 2.Aydan itibaren Rota virus aşısı (özel aşı)
• 4.Ay DBT-Polio-Hib
• Pnömokok-zatürre
• 6.Ay Hepatit B
• DBT-Polio-Hib
• Pnömokok-zatürre
• 9.Aydan itibaren Meningokok aşısı (özel aşı)
• 12.Ay KKK ( Kızamık- Kızamıkçık- Kabakulak)
• Pnömokok-zatürre
• Su çiçeği
• 18. Ay DBT-Polio-Hib
• Hepatit A
• 24. Ay Hepatit A
• 4-6 yaş arası KKK
• DBT- polio
• Su çiçeği
• Pnömokok-zatürre
• 9 yaş sonrası kız çocuklarında HPV – rahim ağzı kanseri aşısı ( özel aşı)

Yapılmakta olan özel aşılar;

1- Rota virüs aşısı 2 veya 3 aylıkken başlanır ve eczanelerde 2 yada 3 doz halinde yapılan iki formu vardır. Bu aşının ilk dozu 6 hafta ile 3 ay arası uygulanmalıdır, aksi halde uygulanma şansı yitirilir.
 
2- Meningokok – menenjit aşısı 9 aylıktan itibaren 2  doz ve 1 yaş sonrası tek doz olmak üzere yapılan formları vardır.

3- HPV – Rahim Ağzı Kanseri aşısı, 9-10 yaşından sonra kız çocuklarına, 0 ve 6 . aylarda 2 doz olarak uygulanır.

4- 4-6 yaş arası yapılması önerilen karma aşı, kızamık kabakulak kızamıkçık aşısı, su çiçeği aşıları, pnömokok aşıları sağlık ocaklarında yapılmaz.

Aşılanmak her çocuğun hakkıdır.

Sağlıklı bir nesil yetiştirmek için biz çocuk hekimlerinin görevi aşılamaya gereken özeni ve ilgiyi göstermektir.

Instagram : @sabahatk

E-Posta : dr.sabahat.karakaslilar@bursaveben.com

Çocuk Sağlığı

Haydi Çocuklar Aşıya!

30 Ekim 2017

“Haydi çocuklar aşıya!” dönemimizin güzel sloganlarından biridir; Zeki & Metin ikilisi ne güzel anlatmışlar.

Çocuk hekimliği pratiğimin en önemli kısmını oluşturmaktadır aşılar. Aşılanmak herkesin hakkıdır. Ölümcül olabilecek hastalıklara karşı korunmak ve bunu sağlayabilecek önemli bir güç olan aşılarla ilgili temel bilgilerden bahsetmek istiyorum.

Aşı, yaşamımızı olumsuz etkileyen, ciddi, kalıcı, bazende ölümcül etkileri olabilen, tüm dünyayı etkileyebilecek kadar kolay yayılan enfeksiyon etkenlerine karşı koruyucu amaçlı geliştirilmiş muazzam bir uygulamadır. Aşılamada istenilen, enfeksiyon etkeninin yapısında bulunan ve hastalık yapıcı etkileri ortadan kaldırılmış proteinlerin dışarıdan verilerek, o etkene karşı antikor dediğimiz koruyucu maddeler üretmesi ve tekrar aynı etken ile karşılaştırıldığında aynı antikor üretme yeteneğini hafızasında tutmasını sağlamaktır. Ancak aşılamada temel sorun, tıpkı hastalıkların tekrarlıyor olması gibi yaşam boyu bağışıklık sağlamaması ve bu nedenle belirli aralıklarla tekrarlanması gerektiğidir.

Aşı içinde aktif bağışıklığı sağlayan antijenler dediğimiz enfeksiyon etkeninin proteinlerinin yanında, sulandırma sıvısı, bazı koruyucu ve stabilize edici maddeler vardır. Bu maddeler sık olmasa da allerji nedeni olabilir.

Aşı, uygulandığı ülkenin hastalık yüküne, seyrine, miktobik dağılımına ve gerekliliğine karar vermeyi gerektiren zorlu bir araştırma sürecinden sonra yapılmaktadır. Öncelikle bu hastalığın o toplumdaki sıklığı ve topluma verdiği zarar araştırılır, yani bu konuda epidemiyolojik çalışmalar yapılır. Bu çalışma sonuçlarına göre her ülke veya bölge aşı programını kendi koşullarına uygun olarak planlar, gerekli durumlarda programda değişiklik yapar. Uygulanan aşının etkinliği yüksek olmalı ve yan etkileri ihmal edilebilir düzeyde olmalıdır. Toplumun aşılanması kararı alındığında hedef olabildiğince geniş bir kısıma uygulamak olmalıdır; çünkü hedef, sadece bireyleri hasta olmaktan korumak değil aynı zamanda hastalığın yayılmasını engellemek ve ortadan kalkmasını sağlamaktır. Geçmişe bakıldığında aşı uygulamasıyla çiçek, çocuk felci ve difteri gibi ölümcül veya sakat bırakan hastalıkların neredeyse tamamen ortadan kalktığını, ciddi salgınlar ve bunun sonucu ölüm ve kalıcı hasarlara neden olan kızamık hastalığının ise artık çok seyrekleştiğini görüyoruz.

Gelişen, değişen ve gittikçe küçülen dünyada yeni geliştirelen aşılar ile daha pek çok hastalığa karşı koruma sağlanmaya çalışılmaktadır.

Aşı ile korunmak, hepimizin hakkıdır.

Çocuk Sağlığı

‘Anne! Saçımda Bit Varmış!’

8 Ekim 2017

Yaşasın okullar başladı. Tüm çocuklarımız ve aileleri sevinçli. Okulun eğitim, öğretim ve sosyalleşme faaliyetlerinin yanında enfeksiyonlar ve sık hastalıklar gibi olumsuz etkileri de var.

Bugün size üst solunum yolu hastalıklarından başka yine bir enfeksiyon olan ve son zamanlarda sıkça görmeye başladığımız bir durumu anlatmak istiyorum.

Bir gün öğretmeninin notu şu notu ile karşılaşabilirsiniz; “saçında bit var”. Bu haber birden bire şok etkisi yaratsa da hemen kendinizde suç aramaya başlamayın. Özellikle okul öncesi ve okul çocuklarında çok sık görülen bu olay aslında çok ciddi bir sağlık sorunu değil, sadece biraz can sıkıcıdır.

Bit Nedir?
 Bit saçta yaşayan ve gözle de görülebilen bir parazittir. Büyüklüğü birkaç milimetre ve rengi grimsi koyu renkli olup değişebilir. Yumurtasına ‘sirke’ denilir ve saçlı deriden 3 mm mesafede saç teline tutkal gibi yapışır. Sanki saç diplerine kepek varmış gibi görünür. Kepek ya da saçlı deri hastalıklarından farklı olarak sirkeler, yıkanarak yada taranarak saçtan çıkmaz. Yumurtalar 8-9 gün sonra olgunlaşıp çıkar ve izleyen 2-3 haftada erişkin hale gelir. Bit, saçlı deriden kan emerek beslenir.

Bitler girdikleri saçın rengine uyum gösterirler, bu nedenle de görülmeleri zordur.
En çok kulak arkasında ve ensede görünürler.
Bit saçta sadece kaşıntı yaptığından ve bazen kaşıntı şiddetli olduğundan rahatsız edici olabilir. Bunun haricinde bitin tehlikesi yoktur.

Peki bitten korunabilir miyiz?

Bu soruya büyük sesle evet demeyi çok isterdim ancak toplum içinde yaşamak, hayatımızın bir döneminde bit ile karşı karşıya kalacağımızı gösterir. Bit çok demokratik bir parazittir, her kesimden insana bulaşabilir. Temiz saçı da kirli saçı da sever. Saç dışında en fazla 24 saat yaşayabildiğinden, en çokta şapka, saç fırçası, tarak gibi cisimlerden ve daha çok insandan insana bulaşma görülür. Eğer sizin ailenizde bit varsa, mutlaka okulunuzda, beraber oynadığınız çocuklarda ya da iş yerinizde bit var demektir, ve bütün aileyi kontrolden geçirmek gerekmektedir.

Bit belirtileri nelerdir?

Saç derisinde kaşıntı,
Saçta bir şey yürüdüğü hissi,
Bit ısırığına karşı alerjik reaksiyon nedeniyle kaşıntı.
Özellikle kulak arkası ve ensede daha sık,
Saçlı deride kızarıklık ve yara,
Gözle bit veya sirkenin görülmesi.


Bit Nasıl Aranır?

Saç bölümlere ayrılarak, özellikle kulak arkası ve enseyi kontrol ederek ve mümkünse ıslak olarak aranmalıdır. Saçın kaşındığı yerde kızarıklık yada yara görülebilir. Bitin kendisini görmek çok zordur ama bolca sirke görülebilir. Beyaz-sarımsı kum tanesi gibi hissedilir ve ne yazık ki fiske vurarak, üfleyerek, tarayarak, saç kurutma makinesiyle uzaklaştırılamaz. Yumurtladıktan sonra sirke dediğimiz boş yumurta saça yapışık kalır ve giderek saç dibinden uçlara ilerler. Eğer bulduğunuz sirkeler 1 cm ve daha uzaktaysa muhtemelen canlı değildir.

Bit Tedavisi nasıl olur?


Tedavide önemli olan paraziti havasız bırakmaktır. 
İlaç kullanmak istemeyenler,
zeytinyağı veya vazelinle saçı bulamak bir tedavi şeklidir. Bu maddeler biti havasız bırakarak boğarlar. Saça yedirilip, gece boyunca saçta bırakılabilir. Kesin çözüm olmamakla birlikte denenebilir.

Daha güvenilir çözümlü tedavisi yine aynı mantıkla biti havasız bırakmak suretiyle kullanılan şampuanlardır.

HEDRİN (veya LICE-MD) adıyla satılır. Bu oldukça etkili bir şampuandır. İçindeki dimetikon maddesi güvenle kullanabileceğiniz bir lubrikan maddedir. Kokusuz ve tahriş etmeyen bir özelliğe sahiptir. Şampuan saçı kaygan hale de getirerek sirkeleri temizlemeyi kolaylaştırır.

KWELLADA, NIX adıyla satılan, etki maddesi en güvenli pestisit permetrin’dir. Hem biti hem de çatlamamış yumurtayı yok eder. Etki süresi 2 haftadır. Ölen sirkeler saça yapışık olarak kalabilirler, bit tarağıyla temizlenmeleri gerekir.

KWELL, lindane etki maddeli pestisit şampuandır. 2 yaş altında kullanılmamalıdır. Yumurtaları da öldürmez. Kullanımdan sonra bit tarağıyla saçın sirkelerden temizlenmesi gereklidir.

Herhangi birini kullanarak yıkandıktan 1-2 gün sonra yeniden canlı bit görürseniz, yapılan tedaviye yanıt vermemiş olabilir ya da çok yoğun bir enfeksiyondur. Hemen başka bir ilaç kullanmalı ve 9-10 gün sonra tekrar etmelidir. Tedaviden yaklaşık 1 hafta sonra tekrar bit görürseniz, bu durum bazı yumurtaların canlı kaldığnı ve çatladığını ve yeni bitlerin ortaya çıkmış olabileceğini gösterir. Yeniden şampuan yapmak gerekir.

Bit ile karşılaştıktan sonra neler yapılabilir?

Evde ve yakın temasta olanların saçını kontrol edin. Aynı yatağı paylaşanlar, bit görülse de görülmese de saçlarını permetrinli bir şampuanla yıkamalıdırlar. Kişisel eşyaları dezenfekte edin. Fırça ve taraklar sıcak suda veya bit şampuanı olan bir kapta bekletilerek temizlenmeli. Yastık kılıfları, son birkaç gün giyilen giysiler ve saç tokaları sıcak suyla yıkanıp sıcak havayla kurutulmalı. Yıkanamayan her şey çöp torbasına konup ağzı sıkıca bağlanarak 10 gün saklanmalıdır. Bu olan bit ve yumurtalarını öldürür. 2-3 günde bir çocuğunuzun saçını tarakla kontrol edin.

Hepinize sağlıklı günler dilerim.

Dr. Sabahat Karakaşlılar

Çocuk Sağlığı

Hoşgeldin, Evimizin Kendi Küçük, Değeri Büyük Üyesi!

1 Ekim 2017

Küçük neşe kaynağımıza alışabilmek için annelerimize birkaç öneriye ne dersiniz?

Yeni bir bebek, yeni bir heyecan, evinizin neşesi… Hoş geldi… Peki ya annelerimiz, hem bebekle yaşamaya, hem de doğum sonrasında kendi fizyolojilerini ve psikolojilerini dengelemeye hazır mı?

Günümüzde bebek sahibi olmak isteyen annelerimizi ve babalarımızı öncelikle tebrik ediyorum.

Yoğun çalışma saatlerinin sonucunda zihnin ve bedenin dinlenebilmek için kısıtlı zamanı olduğu günümüzün zorlu yaşam koşullarında, yeni bir bebek sahibi olmak cesaret istiyor. Ancak bu cesaret, dünyaya ilk nefesi ile ağlayarak cevap veren, sıcacık gözlerini açan, yumuk ve yumuşacık elleri ile dokunmak için annesini arayan, açlığını gidermek, sevgisini göstermek için anne sütüne ihtiyaç duyan minicik, savunmasız muhteşem bebek ile yerini bambaşka duygulara ve yaşam enerjisine bırakıyor.

Birlikte zaman geçirmeye ve aile olmanın sorumluluklarını yerine getirmeye başladıkça bazen yeni annelerimizde çaresizlikler, ne yapacağını bilememezlikler ve duygusal çöküşler yaşanmaya başlayabiliyor.

İşte yeni annelerimize bu duygu durum değişikliklerini kolay atlatabileceklerine inandığım birkaç önerim:

1- Sağlıklı bir bebeğe sahip olduğunuz için şükredin. Her türlü tedavi seçeneklerinin artmış olduğu günümüz koşullarında, bazen hiç oluşmasını istemediğimiz hastalıklar ile karşı karşıya kalabiliyoruz. Sağlıklı bir bebek sahibi olmak, inanın her duygu durum bozukluğunun üstesinden gelecek çok büyük bir değerdir.

2- Bir süreliğine hayatınızın eskisi gibi olmayacağını, yorgun, dağınık, bakımsız olabileceğinizi kabullenin. Kendi kimliğinizden sıyrılıp, anneliğe geçiş dönemi yaşayacaksınız. Göreceksiniz bu alışma süreleri de hemencecik geçecek.

3- Sakinleşmeyi öğrenmeye başlayın. Bir süreliğine yavaştan almak, bebeğin panikte yaşama başlamamasına yardım eder.

4- Büyüklerin yardımlarını severek kabul edin. Bırakın onlar da ailelerinin küçük üyesine gönüllerince baksınlar. Siz de bu arada kendinizi istediğiniz kadar şımartın.

5- Evle ilgili sorumlulukları azaltmakta fayda var. Bir süreliğine derlenmek, toplanmak, çamaşır, ütü ertelenebilir.

6- Bulabildiğiniz her fırsatta uyuyun. Bebeğiniz gözlerini yumar yummaz siz de uyuyun. Her güzel dinlenmeden sonra sütünüzün ne kadar artış gösterdiğine inanamayacaksınız.

7- Küçük neşe kaynağınız ağlıyorsa, neden ağlıyor diye sormayın. Alın kucağınıza ve emzirin. Bırakın kucağınıza alışsın. Küçücüğüm sizin güzel sıcaklığınız, sesiniz ve kokunuzdan başka bir şey bilmiyor ki. Ona ancak güven dolusu bir kucakla yardımcı olabilirsiniz.

8- Etraftan gelen ve diğer herkesin bebeğinin karşılaştırmalarını duymayın. Her annenin kuzusu kendinedir ve hepsi çok özeldir.

Evinizin yeni küçük neşe kaynağına çacucak alışacağınız, sağlıklı, uzun bir ömür geçirmenizi dilerim.

Dr. Sabahat Karakaşlılar

Çocuk Sağlığı

Vitamin Takviyesi Gerekli Mi?

11 Eylül 2017

Doğada bulunan her gıda, vitamin ve mineral açısından zengindir ve sağlıklı beslenme ile metabolizmamızın kullanacağı şekilde programlanmıştır. Bazen, özellikle iştahsız çocuklara sahip annelerimiz, çocuklarının yeterli vitamin ve mineral almadıklarını düşünebilirler.

Aslında genellikle çocukların çoklu vitamin takviyeleriyle gereksinimleri yoktur. Sadece 2 vitamin vardır ki mutlaka dışarıdan verilmelidir. Doğumda yenidoğan bebeklerde kanamayı durdurmaya yardımcı olan K vitamini ve anne sütünde kemik gelişimi için gerekli olan D vitamini eksiktir. Bu vitaminlerin dışarıdan takviyesi gerekir. Bunun dışında da, tek tip beslenme tercihi olan çocuklarda eğer büyüme eğrisi kaybı varsa, dışarıdan çoklu vitamin ve mineral takviyesi gerekir.

Vitaminlerin çok az miktarları bile yeterli kan seviyeleri oluşturmaktadır. Aslında besinlerden alınan vitaminler en değerli kaynaklardır. İştahsız olan çocuklarımız, az da olsa tükettikleri gıdalar ile vitamin seviyesini oluşturabilirler.

Vitaminlerin bir kısmı vücutta gerekli yerlerde kullanıldıktan sonra idrar ile atılır ve bir kısmı da depolanır. Özellikle ADEK vitaminleri yağda birikirler. Bu vitaminler her gün aynı miktarda alınmasalar da vücutta yeterli seviyelerini korurlar.

Bu günkü bebek ve çocuk besinleri vitamin ve minerallerden zenginleştirilmişlerdir. Örneğin sabah kahvaltıda kullandığınız karışık tahıl tozlarının 3-4 kaşığı, günlük alması gereken vitamin ve minerallerin neredeyse 1/3’ünü karşılar. Buna ek olarak toplam 500 ml de formül mama alıyorsa günlük vitamininin büyük kısmını almış olur.

Aslında değişik besin guruplarından oluşmuş menüler hazırlayarak, bu besin gruplarını çocuklarınızın sevdikleri formlarda onlara sunarak, çocuklarınıza ekstra vitamin vermeniz gerektiği duygusundan sıyrılabilirsiniz.

İşte burada önemli birkaç vitamin ve minerallerin bulundukları besin gurupları ve faydaları:

A Vitamini
Sarı sebzeler, süt ürünleri, karaciğerde bulunur. Büyüme, sağlıklı cilt gelişimi, dokuların onarımı, gece görme, renk seçimi için faydalıdır.

B Grubu Vitaminleri
Et, tavuk, balık, soya, süt, yumurta, tahıllarda bulunur. Kan hücrelerinin üretimi, pek çok metabolizma faaliyetine faydalıdır.

C Vitamini
Narenciyeler, çilek, domates, brokoli, ıspanak, semizotu, maydanoz, brüksel lahanasında bulunur. Kas, cilt bağ dokusu tamiri, yara iyileşmesi, enfeksiyona karşı direncin artmasında faydalıdır.

D Vitamini
Süt ürünleri, balık, yumurta sarısında bulunur ve en önemlisi güneş ışınları D vitamini yapımını sağlar. Kemik ve diş gelişimi, bağışıklık sisteminin güçlenmesinde faydalıdır.

Kalsiyum
Yoğurt, süt ürünleri, sardalya, brokoli, ıspanakta bulunur. Kemikleri sağlamlaşması, ileri yaşlarda osteoporozun önlenmesinde faydalıdır.

Demir
Kırmızı et, hindi, karaciğer, yumurta, ıspanak, bezelye, bakliyat, kuru meyvelerde bulunur. Kan oluşumu, kasların gelişiminde faydalıdır.

Çocuklarınıza hazırlayacağınız vitamin ve mineral deposu menüler ile birlikte sağlıklı günler dilerim.

 

Dr. Sabahat Karakaşlılar

Çocuk Sağlığı

Çocuklarım İçin Pratik Tariflerim

28 Ağustos 2017

Yemek yemek büyükler için olduğu kadar bebeklerimiz ve çocuklarımız için de zevk olmalı diye düşünüyorum. Bu yüzden bugünkü yazımda ara öğünlerde değerlendirebileceğiniz pratik tarifler hazırladım. Umarım bebeklerimiz afiyetle yer.

YOĞURT
Süt kaynamaya başladıktan sonra yaklaşık 10 dakika daha kaynatılarak yoğurt yapılacak kaba alınır. Daha önceki yazılarımdan da hatırlayacağınız gibi, 1 yaşın altındaki bebeklere inek sütü allerjen olabileceğinden keçi sütü kullanabilirsiniz. Ayrıca başlangıçta varsa depolanmış anne sütünüz veya formül mama da kullanabilirsiniz. Süt ılındıktan sonra yoğurt mayasını bir kap içinde ılınmış süt ile karıştırarak ve yoğurt yapacağınız süt içine yavaşça ekleyerek 4-6 saat kıpırdatmadan mayalanmaya bırakabilirsiniz. Yoğurt mayasını ılınmış süt ile karıştırma sırasında, probiyotik takviyelerinden de ilave ederseniz yoğurdunuzu güçlendirmiş olursunuz. Tercihen her gıdanın ayrı tadını almak uygun olsa da, yoğurdu bir türlü sevdiremiyorsanız, meyveler veya bal ile tatlandırabilirsiniz.

PİRİNÇ UNLU MUHALLEBİ
2 yemek kaşığı pirinç ununu 2/3 su bardağı su ile orta hararetli ateşte karıştırarak, kaynamaya başladıktan sonra yaklaşık 5-8 dak pişirin. Ilındıktan sonra içine 6-12 aylık bebekler için yaklaşık 60 ml anne sütü veya formül mama, 1 yaşından sonrada süt ilave ettikten sonra karıştırarak bebeğinizin pütürlü yeme durumuna göre ayarlayarak yedirebilirsiniz. Pirinç ununu pişirdikten sonra isterseniz içine iyice ezilmiş mevsim meyvelerinden veya 1 tatlı kaşığı pekmez veya 1 yaşından sonra bal katarak hem lezzetli hemde kalorili hale getirebilirsiniz.

MEYVE PÜRESİ
Mevsiminde olan her türlü meyveyi iyice yıkadıktan, kabuklarını soyduktan ve cam rendede rendeleyerek püre haline getirdikten sonra, 1 yaşın altındaki bebeklerinize 1 tatlı kaşığı pekmez, 1 yaşın üzerindekiler için ise 1 tatlı kaşığı bal ile tatlandırarak afiyetle yedirebilirsiniz. Ayrıca, anne sütünüz ile veya 1 yaşın üzerinde süt ile veya formül mama ile güçlendirebilirsiniz. Çocuğunuzun sevdiği meyveler ile sevmediklerini birleştirerek biraz hile yapabilirsiniz.

MEYVE PÜRELİ KEK

Malzemeler:
2 bardak tam buğday unu
1 yemek kaşığı yulaf unu
1 çay kaşığı tarçın
Muz, elma
Yarım bardak süt

Ayrı kaplarda un, tarçın ve meyve püreleri ile sütü karıştırın, daha sonra bu 2 malzemeyi birleştirin. 170 derecede önceden ısıtılmış fırın kabına dökerek 20 dakika pişirin.
Bu keki kahvaltılara, her türlü pürelere, yoğurda karıştırabileceğiniz gibi, tek başına süt veya ıhlamur ile birlikte ara öğünde verebilirsiniz.

Afiyet olsun…

Dr. Sabahat Karakaşlılar

Çocuk Sağlığı

Uyusun da Büyüsün; UYKU

21 Ağustos 2017

Bebeklerimizin olduğu kadar, erişkinlerin de ihtiyacı olan, gündüzün yorgunluğunu alan, bedenimizi ve ruhumuzu dinlendiren, büyüme hormonumuzun salgılanması ile büyüten, üzerine çokça yazılan, çizilen, atasözlerimizin olduğu uyku.

Bebeğinize ilk birinci ayı geçirdikten sonra nasıl bir uyku terbiyesi edindirirseniz, takip eden yıllarda genellikle aynı ritim devam edecektir. Özellikle gece ve gündüz farkının öğretilmesi uykuların düzenini belirleyecektir. Burada amacımız, büyüme hormonunun salgılandığı gece saatlerini uyuyarak geçirmektir. Bu farkı öğretmek için gece belirli bir düzen oluşturmak faydalı olacaktır. Banyo yapmak, masaj yaparak ninniler söylemek, pijamaları giymek, emzirmek bu düzeni sağlamada yardımcı olacaktır. Özellikle uyku ve beslenme düzeni bir bütünün ayrılmaz parçalarıdır.

1-4 ay arasındaki bebeklerin beslenme aralıkları 2-6 saat arasında değişmektedir. Ancak beslenmelerini ve uykularını ayarlayan en önemli etken gaz sancıları denilen kolik ağrısı ve ağlamalarıdır. Emzirilerek ve diğer fiziksel ihtiyacı giderilen bebek bir süre sonra sakinleşerek uyumaya devam eder. Emzirmek bebeğin sakinleşmesine yardım ederken, sindirim sorunlarını da bereberinde getirebilir ve bu durum uyku düzenini etkileyebilir. Ağladıkça beslenen, uyumadıkça sallanan ve gezdirilen bebek bu düzeni normal olarak benimser ve böyle devam eder.

4-6 ay arasındaki bebeklerin beslenme sonrası 1-2 saat uyku ihtiyaçları olabilir. Büyüdükçe yataklarında kendi kendilerine oyalanabilirler. Beslenmeden 6 saat uyuyabilirler. Akşam besledikten sonra uyutulan bebek uyanmadan sabaha kadar kesintisiz uyuyabilir. Gece uykusunda beslemek için uyandırmanıza gerek yoktur. Hafif uyku dönemlerinde yatakta kımıldamalar, sesler çıkartma, dönme hareketleri sırasında da aslında uyumakta olduğunu unutmayın. Bu dönemde hemen onunla ilgilenmeye başlarsanız veya beslemeye çalışırsanız onu gerçekten uyandırabilirsiniz ve bebeğiniz tarafından doğal kabul edilecek alışkanlıklara dönüştürebilirsiniz.

6-12 ay arası bebekler gece gündüz düzenine alışır. Gece uykularında 1-6 kez uyanabilirler. Sabah ve öğleden sonra saatlerinde 1-2 saat uyuyabilirler. Yemeklerden sonra oyun oynamak istediklerinden hemen uyumak istemezler. Gece ağlayarak uyanan bir bebek tekrar uyutulursa 1 hafta içinde uykuları düzene girer. Bu aylarda bebek uyku ve uyanıklığını kontrol etmeye başlar. Uykusu olsa bile uyumayıp iyice yorgun düşene kadar yatağa girmemek ve uyumamak için direnebilir .

UYKU ALIŞKANLIĞI NASIL VERİLMELİDİR?
Her bireyin uyku alışkanlığının farklı olduğunu bilerek, bebeğinize göre uyku düzeni oluşturmaya çalışmanız bu süreci zorlanmadan aşmanıza yardımcı olacaktır. 1-12 ay arasında bebeklerin kendi yatağında ve odasında uyumasının sağlanması önerilmektedir.
İlk önce, gündüz uyku zamanı ve oyun saatlerini düzenleyerek başlayabilirsiniz. Bebek uyanıkken ve hava aydınlıkken odasına alışmasına ve sevmesine yardımcı olmak için odasında oyunlar oynayabilirsiniz. Gece uygulamasına geçmeden önce 1-2 hafta boyunca gündüz uykularında kendi yatağında yatırılarak alıştırılmalıdır. Gerekirse 2-3 gün onunla birlikte uzanarak veya yanında oturularak bebek yalnız bırakılmadan, güven vererek sakinleştirmelidir. Sonrada, oda ayrılma aşamasında anne veya baba bebeğin odasında 3 geceye kadar başka bir yatakta uyumalı sonra kendi odasında uyumaya geçmelidir. Tabi ki zaman zaman onun odasına gelerek sesinizle ve dokunuşlarınızla güven duygusunu sağlamalı ve kendi yatağınıza almamalısınız.

Hepinize kolay ve iyi uykular dilerim.

Dr. Sabahat Karakaşlılar