Tüm Yazıları

Dr. Sabahat Karakaşlılar

Çocuk Sağlığı

Vitamin Takviyesi Gerekli Mi?

11 Eylül 2017

Doğada bulunan her gıda, vitamin ve mineral açısından zengindir ve sağlıklı beslenme ile metabolizmamızın kullanacağı şekilde programlanmıştır. Bazen, özellikle iştahsız çocuklara sahip annelerimiz, çocuklarının yeterli vitamin ve mineral almadıklarını düşünebilirler.

Aslında genellikle çocukların çoklu vitamin takviyeleriyle gereksinimleri yoktur. Sadece 2 vitamin vardır ki mutlaka dışarıdan verilmelidir. Doğumda yenidoğan bebeklerde kanamayı durdurmaya yardımcı olan K vitamini ve anne sütünde kemik gelişimi için gerekli olan D vitamini eksiktir. Bu vitaminlerin dışarıdan takviyesi gerekir. Bunun dışında da, tek tip beslenme tercihi olan çocuklarda eğer büyüme eğrisi kaybı varsa, dışarıdan çoklu vitamin ve mineral takviyesi gerekir.

Vitaminlerin çok az miktarları bile yeterli kan seviyeleri oluşturmaktadır. Aslında besinlerden alınan vitaminler en değerli kaynaklardır. İştahsız olan çocuklarımız, az da olsa tükettikleri gıdalar ile vitamin seviyesini oluşturabilirler.

Vitaminlerin bir kısmı vücutta gerekli yerlerde kullanıldıktan sonra idrar ile atılır ve bir kısmı da depolanır. Özellikle ADEK vitaminleri yağda birikirler. Bu vitaminler her gün aynı miktarda alınmasalar da vücutta yeterli seviyelerini korurlar.

Bu günkü bebek ve çocuk besinleri vitamin ve minerallerden zenginleştirilmişlerdir. Örneğin sabah kahvaltıda kullandığınız karışık tahıl tozlarının 3-4 kaşığı, günlük alması gereken vitamin ve minerallerin neredeyse 1/3’ünü karşılar. Buna ek olarak toplam 500 ml de formül mama alıyorsa günlük vitamininin büyük kısmını almış olur.

Aslında değişik besin guruplarından oluşmuş menüler hazırlayarak, bu besin gruplarını çocuklarınızın sevdikleri formlarda onlara sunarak, çocuklarınıza ekstra vitamin vermeniz gerektiği duygusundan sıyrılabilirsiniz.

İşte burada önemli birkaç vitamin ve minerallerin bulundukları besin gurupları ve faydaları:

A Vitamini
Sarı sebzeler, süt ürünleri, karaciğerde bulunur. Büyüme, sağlıklı cilt gelişimi, dokuların onarımı, gece görme, renk seçimi için faydalıdır.

B Grubu Vitaminleri
Et, tavuk, balık, soya, süt, yumurta, tahıllarda bulunur. Kan hücrelerinin üretimi, pek çok metabolizma faaliyetine faydalıdır.

C Vitamini
Narenciyeler, çilek, domates, brokoli, ıspanak, semizotu, maydanoz, brüksel lahanasında bulunur. Kas, cilt bağ dokusu tamiri, yara iyileşmesi, enfeksiyona karşı direncin artmasında faydalıdır.

D Vitamini
Süt ürünleri, balık, yumurta sarısında bulunur ve en önemlisi güneş ışınları D vitamini yapımını sağlar. Kemik ve diş gelişimi, bağışıklık sisteminin güçlenmesinde faydalıdır.

Kalsiyum
Yoğurt, süt ürünleri, sardalya, brokoli, ıspanakta bulunur. Kemikleri sağlamlaşması, ileri yaşlarda osteoporozun önlenmesinde faydalıdır.

Demir
Kırmızı et, hindi, karaciğer, yumurta, ıspanak, bezelye, bakliyat, kuru meyvelerde bulunur. Kan oluşumu, kasların gelişiminde faydalıdır.

Çocuklarınıza hazırlayacağınız vitamin ve mineral deposu menüler ile birlikte sağlıklı günler dilerim.

 

Dr. Sabahat Karakaşlılar

Çocuk Sağlığı

Çocuklarım İçin Pratik Tariflerim

28 Ağustos 2017

Yemek yemek büyükler için olduğu kadar bebeklerimiz ve çocuklarımız için de zevk olmalı diye düşünüyorum. Bu yüzden bugünkü yazımda ara öğünlerde değerlendirebileceğiniz pratik tarifler hazırladım. Umarım bebeklerimiz afiyetle yer.

YOĞURT
Süt kaynamaya başladıktan sonra yaklaşık 10 dakika daha kaynatılarak yoğurt yapılacak kaba alınır. Daha önceki yazılarımdan da hatırlayacağınız gibi, 1 yaşın altındaki bebeklere inek sütü allerjen olabileceğinden keçi sütü kullanabilirsiniz. Ayrıca başlangıçta varsa depolanmış anne sütünüz veya formül mama da kullanabilirsiniz. Süt ılındıktan sonra yoğurt mayasını bir kap içinde ılınmış süt ile karıştırarak ve yoğurt yapacağınız süt içine yavaşça ekleyerek 4-6 saat kıpırdatmadan mayalanmaya bırakabilirsiniz. Yoğurt mayasını ılınmış süt ile karıştırma sırasında, probiyotik takviyelerinden de ilave ederseniz yoğurdunuzu güçlendirmiş olursunuz. Tercihen her gıdanın ayrı tadını almak uygun olsa da, yoğurdu bir türlü sevdiremiyorsanız, meyveler veya bal ile tatlandırabilirsiniz.

PİRİNÇ UNLU MUHALLEBİ
2 yemek kaşığı pirinç ununu 2/3 su bardağı su ile orta hararetli ateşte karıştırarak, kaynamaya başladıktan sonra yaklaşık 5-8 dak pişirin. Ilındıktan sonra içine 6-12 aylık bebekler için yaklaşık 60 ml anne sütü veya formül mama, 1 yaşından sonrada süt ilave ettikten sonra karıştırarak bebeğinizin pütürlü yeme durumuna göre ayarlayarak yedirebilirsiniz. Pirinç ununu pişirdikten sonra isterseniz içine iyice ezilmiş mevsim meyvelerinden veya 1 tatlı kaşığı pekmez veya 1 yaşından sonra bal katarak hem lezzetli hemde kalorili hale getirebilirsiniz.

MEYVE PÜRESİ
Mevsiminde olan her türlü meyveyi iyice yıkadıktan, kabuklarını soyduktan ve cam rendede rendeleyerek püre haline getirdikten sonra, 1 yaşın altındaki bebeklerinize 1 tatlı kaşığı pekmez, 1 yaşın üzerindekiler için ise 1 tatlı kaşığı bal ile tatlandırarak afiyetle yedirebilirsiniz. Ayrıca, anne sütünüz ile veya 1 yaşın üzerinde süt ile veya formül mama ile güçlendirebilirsiniz. Çocuğunuzun sevdiği meyveler ile sevmediklerini birleştirerek biraz hile yapabilirsiniz.

MEYVE PÜRELİ KEK

Malzemeler:
2 bardak tam buğday unu
1 yemek kaşığı yulaf unu
1 çay kaşığı tarçın
Muz, elma
Yarım bardak süt

Ayrı kaplarda un, tarçın ve meyve püreleri ile sütü karıştırın, daha sonra bu 2 malzemeyi birleştirin. 170 derecede önceden ısıtılmış fırın kabına dökerek 20 dakika pişirin.
Bu keki kahvaltılara, her türlü pürelere, yoğurda karıştırabileceğiniz gibi, tek başına süt veya ıhlamur ile birlikte ara öğünde verebilirsiniz.

Afiyet olsun…

Dr. Sabahat Karakaşlılar

Çocuk Sağlığı

Uyusun da Büyüsün; UYKU

21 Ağustos 2017

Bebeklerimizin olduğu kadar, erişkinlerin de ihtiyacı olan, gündüzün yorgunluğunu alan, bedenimizi ve ruhumuzu dinlendiren, büyüme hormonumuzun salgılanması ile büyüten, üzerine çokça yazılan, çizilen, atasözlerimizin olduğu uyku.

Bebeğinize ilk birinci ayı geçirdikten sonra nasıl bir uyku terbiyesi edindirirseniz, takip eden yıllarda genellikle aynı ritim devam edecektir. Özellikle gece ve gündüz farkının öğretilmesi uykuların düzenini belirleyecektir. Burada amacımız, büyüme hormonunun salgılandığı gece saatlerini uyuyarak geçirmektir. Bu farkı öğretmek için gece belirli bir düzen oluşturmak faydalı olacaktır. Banyo yapmak, masaj yaparak ninniler söylemek, pijamaları giymek, emzirmek bu düzeni sağlamada yardımcı olacaktır. Özellikle uyku ve beslenme düzeni bir bütünün ayrılmaz parçalarıdır.

1-4 ay arasındaki bebeklerin beslenme aralıkları 2-6 saat arasında değişmektedir. Ancak beslenmelerini ve uykularını ayarlayan en önemli etken gaz sancıları denilen kolik ağrısı ve ağlamalarıdır. Emzirilerek ve diğer fiziksel ihtiyacı giderilen bebek bir süre sonra sakinleşerek uyumaya devam eder. Emzirmek bebeğin sakinleşmesine yardım ederken, sindirim sorunlarını da bereberinde getirebilir ve bu durum uyku düzenini etkileyebilir. Ağladıkça beslenen, uyumadıkça sallanan ve gezdirilen bebek bu düzeni normal olarak benimser ve böyle devam eder.

4-6 ay arasındaki bebeklerin beslenme sonrası 1-2 saat uyku ihtiyaçları olabilir. Büyüdükçe yataklarında kendi kendilerine oyalanabilirler. Beslenmeden 6 saat uyuyabilirler. Akşam besledikten sonra uyutulan bebek uyanmadan sabaha kadar kesintisiz uyuyabilir. Gece uykusunda beslemek için uyandırmanıza gerek yoktur. Hafif uyku dönemlerinde yatakta kımıldamalar, sesler çıkartma, dönme hareketleri sırasında da aslında uyumakta olduğunu unutmayın. Bu dönemde hemen onunla ilgilenmeye başlarsanız veya beslemeye çalışırsanız onu gerçekten uyandırabilirsiniz ve bebeğiniz tarafından doğal kabul edilecek alışkanlıklara dönüştürebilirsiniz.

6-12 ay arası bebekler gece gündüz düzenine alışır. Gece uykularında 1-6 kez uyanabilirler. Sabah ve öğleden sonra saatlerinde 1-2 saat uyuyabilirler. Yemeklerden sonra oyun oynamak istediklerinden hemen uyumak istemezler. Gece ağlayarak uyanan bir bebek tekrar uyutulursa 1 hafta içinde uykuları düzene girer. Bu aylarda bebek uyku ve uyanıklığını kontrol etmeye başlar. Uykusu olsa bile uyumayıp iyice yorgun düşene kadar yatağa girmemek ve uyumamak için direnebilir .

UYKU ALIŞKANLIĞI NASIL VERİLMELİDİR?
Her bireyin uyku alışkanlığının farklı olduğunu bilerek, bebeğinize göre uyku düzeni oluşturmaya çalışmanız bu süreci zorlanmadan aşmanıza yardımcı olacaktır. 1-12 ay arasında bebeklerin kendi yatağında ve odasında uyumasının sağlanması önerilmektedir.
İlk önce, gündüz uyku zamanı ve oyun saatlerini düzenleyerek başlayabilirsiniz. Bebek uyanıkken ve hava aydınlıkken odasına alışmasına ve sevmesine yardımcı olmak için odasında oyunlar oynayabilirsiniz. Gece uygulamasına geçmeden önce 1-2 hafta boyunca gündüz uykularında kendi yatağında yatırılarak alıştırılmalıdır. Gerekirse 2-3 gün onunla birlikte uzanarak veya yanında oturularak bebek yalnız bırakılmadan, güven vererek sakinleştirmelidir. Sonrada, oda ayrılma aşamasında anne veya baba bebeğin odasında 3 geceye kadar başka bir yatakta uyumalı sonra kendi odasında uyumaya geçmelidir. Tabi ki zaman zaman onun odasına gelerek sesinizle ve dokunuşlarınızla güven duygusunu sağlamalı ve kendi yatağınıza almamalısınız.

Hepinize kolay ve iyi uykular dilerim.

Dr. Sabahat Karakaşlılar

Çocuk Sağlığı

Sağ Salim Gidip Geleceğiniz Yolculuklar

14 Ağustos 2017

Çocuğumuzla nasıl güvenli seyahat ederiz?

Yaz ayları aynı zamanda yolculuk ayları demek. Bütün kapalı havalar boyunca yazın yapacağımız yolculukların hayalini kuruyoruz. Peki ya çocuklarımız, sıcak ve uzun yolculuklara hazırlar mı? Peki ya biz ebeveynler, çocuğumuzla birlikte araba yolculuğuna ne kadar hazırız? İşte bugünkü yazımda sizlere çocuklarla güvenli seyahatin önemini vurgulamak istedim.

Çocuklar yaşlarına uygun oto koltuğunda, maalesef belirtmeliyim ki, arkada oturmalı, ASLA kucakta tutulmamalı veya kucakta önde oturtulmamalıdır. Araç içindeki her yolcu gibi mutlaka emniyet kemerli seyahat etmelidirler.

Uyku saatlerinde yola çıkmak, yolculuğun en azından bir kısmını çok da sıkıntıya girmeden geçirmelerini sağlayacaktır. Ayrıca kıyafetlerini konforlarını bozmayacak, hareket kabiliyetlerini etkilemeyecek ve terletmeyecek pamuklu kumaşlardan tercih etmek uygun olacaktır. Camlara takılacak güneşlikler de güneşin rahatsız edici ışınlarını azaltacaktır.

Sevdikleri bazı oyuncakların seyahat sırasında yanlarına almaları oyalanmalarını sağlayacaktır. Oyuncak seçiminde sert köşeli ve ağır oyuncaklar yerine yumuşak olanların seçilmesi daha güvenli olacaktır. Ayrıca sevdikleri müzik veya masal cd’leri de canlarının sıkılmasını engelleyebilir.

Uzun süren yolculuklarda çocukların gerekli sıvı tüketimini aldıklarından emin olmak gerekiyor. Aşırı susuz kalınması durumunda baygınlık geçirme riski olduğu akıldan çıkarılmamalıdır.

Mümkünse seyahat sırasında arabada, bir şeye ihtiyaç duyduklarında çocuklarla ilgilecek şöför haricinde biri olmalı. En ideali ise arabayı kullanan kişinin dikkatinin dağılmaması için, çocukla/çocuklarla ilginecek kişinin arkada oturması.

Bagajı yerleştirirken yolda ihtiyaç duyabileceğinizi düşündüğünüz eşyaların kolay ulaşılabilir konumda olmasına dikkat etmekte de yarar var.

Peki arabayı kullananlar?
Yolda dikkatimizi bozacak her şey bizi ve çocuğumuzu tehlikeye atabilir. Aynı anda bir çok şey yapmak, yola odaklanmadan sürmek, beklenmedik bir olaya karşı vereceğimiz tepkiyi geciktirebilir. Uzmanlar yapılan bir çok kazanın, yola bakmamaktan, ya da zamanında tepki gösterememekten kaynaklandığını belirtmektedir.

Diikatimizi bozan aktivitelerin başında telefonla konuşmak, telefona bakmayı gerektiren işler yapmak, yemek, içmek geliyor.
American Academy of Pediatrics (AAP) anketlerine göre telefonla konuşan sürücüler %75, mesaj yazanlar %40, bir şey içen/yiyenler %75 oranında saptanmış.

Yaptığımız her şeyin çocuklarımıza örnek olduğunu unutmamalıyız. Araç sürerken yaptıklarımız, trafik kurallarına uyarak sürmemiz, dikkatimizi yoldan ayırmamamız büyüyen çocuklarımız için doğru örneklerdir. Özellikle genç ebeveynlerin ve ailenin sürücülerinin bu kurallara uymasının hayat kurtarıcı olduğunu unutmamak gerekir.

Taşıdığınızın canınızın bir parçası olduğunu unutmayacağınız keyifli yolculuklar dilerim.

Dr. Sabahat Karakaşlılar

Çocuk Sağlığı

Emzirme Ne Zaman Sonlandırılmalı?

10 Ağustos 2017

Bebeğimizin en doğal gıdası olan anne sütü ile emzirmeye başlamak kadar, çocukluk dönemine geçildiğinde de emzirmeyi sonlandırmak da annelerimizin önemli kaygılarından biridir. İyi giden, bebeğin iyi büyüdüğü, anne ve bebeğin iyi hissettiği emzirme acaba ne zaman sonlandırılmalıdır?

Emzirme özellikle ilerleyen aylarda anne ve bebeği arasında özel bir ilişkiye dönüşür.

Ek besinlerin başlanmasıyla emzirmenin büyütme etkisi azalarak devam etmekle birlikte bağ etkisi daha baskınlaşır. Emzirme zamanları bir rahatlama, sakinleme molasına dönüşür ve bu molalar hem anne hem de bebek için vazgeçilmez anlardır. Bu keyifli anları sonlandırmaya karar verirken tüm aile ile birlikte ortak noktalar bulunmalıdır. Sevdiğimiz bir arkadaştan ayrılmamız, sevdiğimiz bir davranışı bırakmamız ani olduğunda herkes için yıpratıcı olabilir. İşte bu nedenle emzirmeyi sonlandırmaya karar verirken ruhen ve fiziksel olarak hazır olunmalı, ani yapılmamalı ve tek taraflı olmamalıdır.

Annelerin farklı zamanlarda emzirmeyi sonlandırmak istemelerinin farklı gerekçeleri olabiliyor.

Erken dönemde emzirmeden kesme nedenleri arasında yaşanan bazı emzirme güçlükleri, bebeğin emmemesi, meme çatlakları, mastit gibi enfeksiyonlar, memede aşırı gerginlik sayılabilir. Erken dönemde bu zorlukların hızla çözüme kavuşturulması emzirmenin devam etmesini sağlayabiliyor. Eğer emzirme sorunları çözümlenmezse emzirme ani ve hızla sonlanıyor.

Daha sonraki dönemlerde özellikle 6. aydan sonra emzirmeyi kesme kararı daha çok yetersiz bilgilenmekten kaynaklanıyor. Ek besinlere başladıktan sonra anneye emzirmeye devam etme konusunda yeterli bilgilendirme yapılmalı ve destek verilmelidir. Dişlerin çıktığı dönemde bebeğin ısırması da emzirmeyi bıraktırma nedenlerinden biridir.

Bebeğin yeterince kilo almadığını düşünerek 1 yaşından sonra emzirmeyi kesen annelerin çoğunun ortak savundukları nokta, sütün artık yaramadığı ve bebeğin yeterince kilo almadığı yönünde gelişen inancıdır. Bu gelişen inancı bilgimiz dahilinde anneyi ikna ederek ve destek vererek düzeltebiliriz. Büyük bir çocuğun emzirilmesi bazen yadırganabiliyor. Bazı anneler baskıya maruz kalarak emzirmeye son verme kararı alıyorlar.

Peki, emzirme ne kadar sürdürülmeli?

İnsanın emzirme süresini doğadan örneklerle yorumlayan emzirme antropologu olan Katryn Dettwyler doğada insana yakın hayvanları inceleyerek insanlar için çıkarımlar yapmış. Bu çalışmaların sonuçları değerlendirildiğinde yaklaşık 2.5 yıl bir süre ortaya çıkmıştır. Dünya Sağlık Örgütü ve Amerikan Pediatri Akademisi ve UNICEF gibi dünya sağlığını şekillendiren tıp otorite kurumları ilk 6 ay bebeklere sadece anne sütü verilmesi konusunda net bir fikir birliğine sahiptir. Ancak ne kadar sürdürüleceği konusunda çok kesin bir süre belirtilmese de, Dünya Sağlık Örgütü 2 yaş ve sonrasına kadar emzirmenin sürdürülmesini, Amerikan Pediyatri Akademisi ise emzirmenin 2 yaşına kadar devam etmesini sonrasında da bebek ve anne ikilisine bırakılarak emzirmenin sonlandırılabileceğini bildirmişlerdir.

Emzirmeyi sonlandırmaya karar verdikten sonra nasıl davranmalıyız?

Emzirme anne ve bebeğin duygusal ihtiyaçlarını karşıladığından birlikte uyum içinde davranılması bu süreci kolay atlatmaya yardımcı olacaktır. Bebeğiniz emzirmeyi sonlandırmaya hazır olduğunda bazı işaretler gösterebilir. Eskisi kadar sık emmez, annesini gördüğünde hemen memeye yönlenmez, memede ilgisiz davranışlar sergiler, emme süresini kısmaya başlar. Bu işaretleri fark ettiğinizde adım adım sonlandırmaya başlayabilirsiniz.

Birkaç taktik iyi olur mu dersiniz?

Emzirmeyi adım adım keseceğinizden, en önemsiz beslenmeyi keserek işe başlamalıdır. En son kesilecek beslenmeler sabahın erken saatleri ve gecenin de geç saatleridir. Her kesilen beslenmeden sonra 2-3 gün yeni bir değişiklik yapmadan beklenmelidir. Emzirmeyi kesme sürecinde hayat rutininizde bir değişiklik olmamasına özen gösterin. Taşınma, yer değiştirme, yeni bir kardeş vb. Bebeğinizin günlük davranış ve tavırlarında bir değişiklik yoksa bebek memeden kesme çabalarınıza ayak uyduruyor demektir. Nedensiz ağlamalar, öfkelenmeler, ısırma, kekeleme, uykusuzluk gibi huzurunun bozulduğunu gösteren davranışlar sergiliyor ise emzirmeyi kesme sürecine biraz ara vermek iyi olabilir.

Emzirmenin sonlanması süresinde süt birikmesi durumunda aşırı gerginlik, mastit olabilir. Bu durumda annenin sütünü bir miktar sağarak kendini rahatlatması gerekebilir.

Emzirmeyi sonlandırma kararı aldıysanız ve kararınızdan emin değilseniz mutlaka çocuk doktorunuza sorun. Bebeğinizin istemediği zamanlarda memenizi sunmayın, bebeğin aklını karıştırmayın. Ancak emmek istiyor ve de tutturma nöbetine doğru ilerliyorsa verin. Emzirme bazı rutinler içerdiği için bebeğiniz şartlanır. Bu şartlanmanın ötesine geçmek için emzirme sırasında yaptığı bazı rutinleri bozun. Farklı bir odada emzirmek, eline sevdiği bir oyuncağı vermek, farklı bir müzik dinletmek, gece uyanmalarında şartlanmayı azaltmak üzere babasının yanına gitmesi vb. Bazı bebekler evin sakinliğinde huzur buldukları için emerler. Bazıları da dış ortamlarda kendilerini tehdit altında kalmış hissedip anne koynunda teselli bulurlar. Başka bir aktivite ile erteleyebilirsiniz. Eğer konuşmayı ve telkini anlayacak durumda ise sakin bir zamanda nerede emzireceğinizi nerede emzirmeyeceğinizi konuşabilirsiniz. Emzirmeyi kesme konusunda net olunamasa da bunun bir süreç olduğunu unutmadan, acele etmeden, doktorunuz ve ailenizle birlikte karar vererek, karar verdikten sonrada gelgitler yaşamadan ve zorlanmadan geçireceğiniz bir dönem olmasını dilerim.

Dr. Sabahat Karakaşlılar

Çocuk Sağlığı

Uzun Süre Emzirmenin Bebek ve Anneye Faydaları

3 Ağustos 2017

Emzirmek her annenin, anne sütü de her bebeğin en doğal hakkıdır.

Doğada her canlı annesinin sütü ile beslendikçe sağlık bulur. Daha önceki yazılarımda emzirme sürecinin faydalarından emzirme döneminin bitiminde ise yerine konabilecek süt çeşitlerinden bahsetmiştim. Bugünkü yazımda ise 2 yaşına kadar yani uzun süre emzirmenin faydalarını anlatmaya çalışacağım.

Dünya Sağlık Örgütü ve Amerikan Pediatri Akademisi bebeklerin yaklaşık 2 yaşına kadar emzirilmesi gerektiğini belirtiyorlar. Uzun takipli çalışmalar göstermiştir ki, uzun süre anne sütü almış bebekler daha az hastalanıyor, hastalıklardan korunma belirgin oluyor, hastalansalar bile hastalık daha hafif atlatılıyor ve sadece emzirme süresince değil, hayatının ileri yaşlarında çıkabilecek hastalıklardan ve durumlardan da koruyor.

1- Anne sütü, solunum yolu hastalıklarından korumada çok etkin. Solunum yolu hastalıklarında 4 ay sadece annesütü alan bebeklerde hastaneye yatış %72 azalıyor, hastalıkların seyri ise %70 daha iyi oluyor.

2- Emzirilen bebekler nasıl uyutulduklarına bakılmadan daha iyi korunuyorlar. Böylece ani bebek ölümü sendromu riski azalıyor. İstatistiki olarak, dünyada emzirmenin ilk 6 ay sadece anne sütüyle, 6 aydan sonra da 1 yaşına kadar devam ettirilmesi, senede 1 milyon bebeğin hayatını kurtarabilir.

3- İlk 6 ay sadece anne sütü ile beslemek %27 oranında alerjiden koruyor; hele ailede alerji varsa koruma etkisi %42’ye çıkıyor. Özellikle besin allerjilerinde ek gıdalara geçiş döneminde, eğer buğdaylı yiyecekler tanıştırılırken bebek sadece anne sütü alıyorsa gluten allerjisi, çöliak hastalığı önleniyor.

4- Anne sütü ile beslenme obezite riskini %4 oranında azaltır.

5- Anne sütü ile beslenme her iki tip diyabet hastalığından koruyucudur. Tip 1 diyabet %30, Tip 2 diyabet %40 daha az görülüyor.

6- Üç aydan daha fazla anne sütü almış olan çocukların okul dönemlerinde zeka puanları, 3 aydan daha az veya hiç almamış olan çocuklara göre daha iyidir.

Peki ya annelerimiz? Uzun süren emzirmenin annelere ne gibi faydaları vardır? 

1- Uzun emziren anneler daha zayıf oluyorlar, 6 aydan fazla emzirmiş annelerin emzirmeyen annelere göre kiloları 1.3 kg daha az.

2- Kalp hastalığı, hipertansiyon, diyabet gibi günümüzün hastalıkları daha az görülmekte.

3- Meme kanserinden korur. 12 aydan fazla emzirmiş menopoz öncesi kadınların meme kanseri riski %28 azalıyor.

4- Uzamış emzirme özellikle çalışan annenin ruhsal sağlığına faydalı. Bütün bir gün özlediği bebeğinin tenini tamamen hissederek, ömür boyu sürebilecek olan güvenli bağlanma devam ettirilmiş oluyor.

Emzirme sürecinizin keyfine varacağınız, anne sütünüzün bolca devam ettiği sağlıklı günler dilerim.

Dr. Sabahat Karakaşlılar

Çocuk Sağlığı

Beslenmedeki önemli gıdamız; SÜT

27 Temmuz 2017

Peki hangisi? İnek sütü mü, keçi sütü mü?
Bugünkü yazımda, beslenme takibinde özellikle son zamanlarda sıkça karşılaştığım sorulardan birini açıklamaya çalışacağım.

Hayatımızın ilk dakikalarından itibaren en önemli gıdamız olan süt, ikinci yılımızdan başlayarak sabah kahvaltılarımızda bardağa koyup içtiğimiz, içine anne kurabiyelerimizi batırıp yediğimiz, mutfağımızda türlü tariflerimizde kullandığımız bir besine dönüşür. Günümüzde inek sütü, pastörize olmamış kapı sütü, uzun raf ömürlü süt, günlük süt derken, şimdi de keçi sütü, eşek sütü, hatta pirinç, badem, soya sütü gibi alternatiflerde bulunmaktadır.

Anne sütünün insanlar için en uygun süt olduğu gerçeğini tekrar anlatmaya gerek bırakmayacak kadar çok, sayısız bilimsel çalışmalar bulunmaktadır. Biliyoruz ki, her annenin sütü kendi yavrusuna özgü üretilmektedir.

Yaşamın ilk 6 ayında, sadece anne sütü ile beslenmeyi sürdürebiliyorken, tamamlayıcı ek beslenmeye geçtikten sonra ve özellikle 1 yaşını doldurduktan sonra, anne sütünün yetersiz olması durumunda ne yapmalı? Nasıl bir süt ile beslenmeye devam etmeliyiz?

İnek sütü ile keçi sütü arasındaki farklar nelerdir?

Kimyasal olarak, her iki süt arasında farklılıklar vardır.

YAĞ FARKI:
250 ml inek sütünde 8-9 gram, keçi sütünde 10 gram yağ vardır. Ancak yağ miktarından çok, yağ türündeki farklılık önemlidir. Örneğin, keçi sütünde sindirimi daha kolay olan orta zincirli yağ asitleri vardır, esansiyel yağ asitleri, inek sütüne göre biraz daha fazladır. Aglutinin maddesi olmadığından sütteki yağ baloncukları kümeleşmezler. Bu da sindirimi kolaylaştırır. Agglutinin olmayınca, inek sütünde olduğu gibi sütün yağı üstünde toplanmaz.

PROTEİN FARKI:
Keçi sütü mide asidiyle karıştığında, daha yumuşak kümeler oluşturur. Bu yüzden sindirimi daha kolaydır. Mideden barsaklara daha hızlı geçmesi, hazımsızlık ve reflu şikayetini azaltır.
 
Süt alerjisine sütte bulunan iki protein, kazein proteini alfa S1 ve beta laktaglobulin neden olur. İnek sütünde kazein proteini alfa S1 daha çoktur. Beta laktoglobulin ise hem inek hem de keçi sütünde bulunur. Alerji açısından bakıldığında, inek sütü ve keçi sütü arasındaki farklar süt proteininden kaynaklanmaktadır. Bu yüzden de inek sütü kazein allerjisi olan bir çocuk keçi sütünden  fayda görebilir ancak beta laktoglobulin allerjisi varsa, hem inek sütü, hem de keçi sütü onu rahatsız edecektir.

ŞEKER (LAKTOZ) FARKI:
Keçi sütünde biraz daha azdır. Laktozu sindiremeyenler için avantajlı olabilir.

DEĞİŞİK MİNARELLER:
Keçi sütünde A, B6 vitamini, potasyum, niasin ve selenyum daha fazladır. Potasyum fazlalığı vücuttaki reaksiyonu alkali yapar. İnek sütünde ise potasyum çok daha azdır ve vücut ortamını asidik duruma kaydırır. İnek sütü buna karşılık 5 kat daha fazla B12, 10 kat daha fazla folik asit içerir.

TAT FARKI:
Keçi sütünün kendine has bir kokusu ve tadı vardır. Alışmak zor olabilir.

İnek sütü günümüz şartlarında keçi sütüne nazaran çok daha geniş bir alanda bulunabilmekte ve tüketilmektedir. İnek sütünü rahat sindiren, herhangi bir duyarlılık belirtisi göstermeyen, gelişmesinde sorun görülmeyen çocuklarda keçi sütü şart değil, sadece iyi bir alternatif olarak düşünülmelidir. Keçi sütü, kimyasal yapısı, kolay sindirilebilir olması ve daha az allerjik olması gibi üstünlüklere sahip olsa da, yaygın bir şekilde tüketilmesi henüz çok mümkün değildir.

Her yavrunun kendi annesinin sütü ile beslenmesinin önemli olduğunu tekrar hatırlatarak, hepinize sağlıklı günler dilerim.

Dr. Sabahat Karakaşlılar

Çocuk Sağlığı

Emzirme

20 Temmuz 2017

Emzirmenin ilk haftaları aslında bebeğimizin beslenme alışkanlıklarına ve emzirmenin seyrine etki edecek önemli bir zaman dilimidir. Bu süre içinde anne ve bebeğin vücudunda bir takım değişiklikler olmaktadır. Hayata birlikte uyumu gelin gözden geçirelim.

Doğumdan sonra aktifleşen hormonlar, onlara uygun reseptörlere etki ederek memede süt üretimini sağlıyorlar. Yapılan süt boşaltıldıkça (bebek emdikçe, pompa veya elle meme sağıldıkça) reseptörlerin de sayısı artıyor. Yani emzirdikçe, hormonlar daha fazla işe yaramaya başlıyor ve süt üretimi artıyor. Bunun için bebeğiniz doğduktan sonra hem aranızdaki bağın artması, hem de sütünüzün artması için aynı odada kalmanız ve yakın temasta olmanız çok önemlidir.

Bebeğiniz ilk günlerde çabuk yorulabilir ve memeyi çok uzun süre aynı güçle emmeyebilir. Bu dönemi atlatabilmek için sütü elle veya pompa yardımı ile sağmak gerekebilir. Ancak Kolostrum çok yoğun bir süt olduğu için, mekanik bir pompanın sadece etrafına biraz bulaşıp, süt toplama kabına aktarılamamaktadır. Oysa, elle sağıldığında meme ucundaki damla rahatlıkla küçük bir kadehe alınabilir. Bu sağdığınız sütü küçük bir kapla bebeğinize içirebilir ve ilk günlerdeki tartı kaybını biraz azaltabilirsiniz.

Cilt cilde temas emzirmeyi çok olumlu etkileyen başka bir faktör. Bebeğin anne cildine teması oksitosin salınımını ve bununla birlikte süt yapımını artırmaktadır. Bebeğinize her fırsatta dokunun. Anne ve bebek arasında erken dönemde ten teması kurulması bebeğin güven duygusunun erken gelişmesine yardımcı olur. 
Bebeğin doğumdan sonra yıkanmaması önemlidir. Anne karnında içinde bulunduğu amnion sıvısıyla ıslanan elleri, annenin vücuduna değdiğinde, bebeğin tekrar memeyi bulması için bir bakıma bir koku izi bırakmış oluyor. Oysa bebekler yıkandıklarında ciltte böyle bir koku bırakmaları mümkün olmuyor. Ayrıca verniks kazeoza denilen kaygan madde ile kaplı olan cilt ısı, nem değişikliklerinden ve travmalardan korunmuş oluyor.

Belki de karşılaştığım tüm annelerin ortak sorusu; “Sütğm yetiyor mu?” Anneler kendi bebeklerini, en doğal besin olan anne sütü ile son derece sağlıklı bir şekilde beslerler ve biz çocuk hekimleri de aylık muayenelerimiz ile, kilo, boy, baş çevresi ve diğer gelişimlerini takip ederek emzirme sürecinizi gözden geçiririz. Kendinize ve bebeğinize en uygun emzirme yöntemini birbirinizi tanıdıkça çok kolay bulacaksınız. Bunun için sadece biraz zaman ve emzirme isteği ve gayret gerekmektedir.

Anne sütünün her damlasının altın değerinde olduğunu, emzirme dönemlerinin bir daha geri gelmeyeceğini ve bebeğinizle kuracağınız sevgi bağını güçlendiren en önemli araç olduğunu tekrar vurgulamak isterim.

Sağlıklı günler dilerim.

Dr. Sabahat Karakaşlılar

Çocuk Sağlığı

Kabızlık

13 Temmuz 2017

Kabızlık çocuğa sıkıntı veren seyrek dışkılama olarak tanımlanır ve çocukluk çağında sık karşılaşılan bir yakınmadır. Genellikle anne sütünden ek gıdaya geçiş, tuvalet eğitimini öğrenme, yuvaya-okula başlama gibi geçiş dönemlerinde sık yaşanır. Normal olarak 1 yaş altı çocuklar günde yaklaşık 3-4 kez, 2-3 yaş çocuklar günde 2-3 kez dışkılar. Dört yaşından itibaren dışkılama sıklığı erişkine benzer hale ulaşır. Dışkı kontrolünün de 4 yaş öncesinde tamamlanmış olması beklenir.

Kabızlık nedenleri arasında yeterince sıvı alımı olmaması, lifli gıda tüketiminin az olması, bağırsak geçiş zamanının yavaş olması, fiziksel aktivitenin az olması ve davranışsal sorunlar yer alır. Bu çocuklar genellikle karın ağrısından yakınırlar, iştahsızdırlar, dışkılamaları ağrılıdır. İç çamaşırlarına kontrolsüzce sıvı dışkı kaçırmaları nadir değildir. Bu durum henüz tuvalet eğitimini tamamlamamış çocuktaki dışkı kaçırmaya benzemez. Tuvalet eğitimini tamamlamamış çocuk normal kıvamda ve alışıldık sayıda dışkı kaçırır. Oysa kabızlık nedeni ile bağırsağın son kısmında sertleşmiş iri kakanın yarattığı tıkanıklık ve genişleme dışkılama sinyallerinin anlaşılmamasına ve sert kaka öncesindeki sıvı dışkının taşmasına neden olur. Bu çocuklarda tuvalete oturmaya itiraz edilerek veya yanlışlıkla kaçırılan dışkı normal kıvamda değil, suludur.

Bağırsağın son kısmında kastan yapılı iki adet halka ve diğer kaslar bulunur. Dışkı bağırsağın son kısmına ulaşınca iç halka kendiliğinden gevşer, karın içi basıncını artırıp ıkınarak ileri itilen dışkı dış halka da gevşetilerek dışarı atılır. Ancak bazı çocuklar dışkılama ihtiyacının hissedilmesini takiben dış halkayı gevşetmek yerine kasarak dışarı çıkmak üzere bekleyen dışkıyı içeri gönderip dışkılama ihtiyacını geçiştirirler. Dışkılama ihtiyacı geçen çocuk tekrar günlük hayatına döner. Tekrarlayan bu durum dışkının seyrekleşmesine, sertleşmesine, ağrılı, bazen de kanamalı hal almasına yol açar. Acıyacağı için kaka yapmaktan geri duran çocuk, dışkısı daha da sertleştiği için dışkılama daha ağrılı hale gelir. Kabızlığa yatkınlığı olduğu gözlenen çocuğun bol sıvı tükettiğinden ve beslenmesinde taze-kuru meyveler, bakliyat, yeşil yapraklılar gibi liflerden zengin gıdaları içerdiğinden, patates, beyaz pirinç, unlu gıdaları çok az düzeyde tükettiğinden emin olunmalıdır.

Yuva-okul çağındaki çocuğun günlük bir tuvalet rutini olmasına çalışılmalıdır. Özellikle ana öğünden sonra dışkılaması daha kolay olacaktır. Dışkılama sırasında istemiyorsa yanına girilmemeli, rahat etmesi sağlanmalıdır. Bu rutin, bir düzen elde edene kadar kararlılıkla uygulanmalıdır. Kabızlık sorununu da ilerlemeden çözmek daha uygundur. Ancak bu her zaman mümkün olmaz. Sorun aşılamadığında çocuk doktorunuza danışarak muayenesini yapmak ve diyeti kontrol ederek, gerekli tedavileri planlamak uygun olacaktır.

Dr. Sabahat Karakaşlılar

Çocuk Sağlığı

Adım Adım Obezite

6 Temmuz 2017

Çocukluk çağında obezite yaşa, cinsiyete ve boya göre mevcut kilosunun kabul edilen üst sınırın üzerinde olması, aşırı kiloluluk ise üst sınırda olmasıdır. Mümkünse kıyaslanmadan her çocuk için ayrı değerlendirilmelidir.

Çocuklarda aşırı kiloluluk ve obeziteye genetik, çevresel ve gelişimsel nedenler etkendir. Çocukluk çağındaki obezite ile ilgili olduğu bildirilen 200’den fazla gen ve kromozom bölgeleri tanımlanmıştır. Anne, babası aşırı kilolu veya obez olan çocukların veya bazı kültürlerin ve toplumların çocuklarının aşırı kilolu veya obez olma riskinin daha yüksek olduğu bildirilmektedir.

Tüm dünyada 180 milyon çocuğun aşırı kilolu veya obez olduğu bildirilmektedir. Büyük bir sağlık sorunu olarak obezite gelişmiş ülkelerdeki çocukların %30’unu, gelişmekte olan ülkelerde ise %15’ini etkilemektedir. Obezite oranı erkek çocuklarda %10, kız çocuklarda ise %6,6 olarak bildirilmiştir.

Çocukluk ve ergenlik çağındaki aşırı kiloluluk ve obezite ile bu yaşlarda mücadele edilmelidir. Çalışmalar göstermektedir ki bu çocuklar doğru ve yeterince beslenmezler ve gerektiğince fiziksel aktivite yapmazlarsa büyük olasılıkla ileride obez erişkinler olacaklardır.

Çocukluk çağında aşırı kiloluluk ve obezite ile mücadele etmek için fiziksel aktivitenin düzenli şekilde günlük hayatta yer alması ve dijital ekranlar karşısında hareketsiz geçirilen sürenin sınırlanması sağlıklı beslenmenin düzenlenmesi kadar önemlidir.

Sağlıklı yiyecek seçimleri konusunda çocuğa destek ve örnek olunmalıdır. Yiyecek, içecekten ödül olmamalı, beslenmede şeker içerikli gıdalar mümkünse yer almamalıdır. Kuru meyve, kuruyemiş gibi sağlıklı atıştırmalıklar teşvik edilmeli, televizyon karşısında yemek yeme alışkanlığı edindirilmemelidir.

Çocukların acıkmadan yemek yemeğe zorlanması veya doygunluk belirtilerine aldırış etmeden beslenmeye devam edilmesi uygun değildir. Obez çocuklarda da erişkinlerde görmeye alıştığımız yüksek tansiyon, insülin direnci, kan yağlarının yükselmesi gibi sağlık sorunları görülebilir. Birincil hedef çocukluk çağındaki aşırı kiloluluk ve obeziteyi tedavi etmekten ziyade önlemektir ve çocuklara belirli aralıklarla yapılan muayeneler ve tetkikler ile genel sağlık taramalarının önemi tekrar tekrar vurgulanmalıdır.

Dr. Sabahat Karakaşlılar

Çocuk Sağlığı

Güneşle Gelen D Vitamini

29 Haziran 2017

D Vitamini Nedir?
D vitamini sağlıklı kalmak ve gelişmek için önemlidir. Her bireyin ihtiyacı olmasına rağmen bebeklerin ve çocukların D vitamini ihtiyacı daha belirgindir. D vitamini eksikliği olduğunda kemiklerde kalsiyum birikimi azalır, serum kalsiyum düzeyi bebekte ciddi sorunlara yol açacak şekilde düşebilir. Bu nedenle yenidoğan bebekler ve süt çocukları D vitamini açısından takviye edilir.

Vücudumuzun D vitamini ihtiyacını gidermenin tek yolu güneş ışınları ile vücudumuzun D vitamini üretmesidir. Ancak yenidoğan veya erken aylardaki bebeklerin D vitamini ihtiyacını güneş yardımıyla temin etmek açık havaya çıkamamaları nedeniyle kolay değildir. Anne sütü bebeğin D vitamini ihtiyacını maslesefki karşılamaz. Hele de gebelik kış aylarına rastlamışsa annede yeterli olmayan D vitamini bebeğe fayda sağlamaz.

Vücudumuz D Vitaminini Nasıl Üretir?
D vitamini cildimizin güneşe maruz kalmasını takiben, güneş ışınlarından ultraviyole B (UVB)’yi emmesi ile üretilmeye başkar. Aktif D vitamini üretiminde karaciğer ve böbrekler rol oynar. Güneş ışınlarına maruz kalımı takiben 16 saat içinde aktif D vitamini yapılır.

D vitamininin cilt üzerinden üretimi yaz aylarında belirginken Ekim’den Nisan ayına kadar düşüktür. Yaş ilerledikçe cilt tarafından D vitamin sentezlenmesi azalmaktadır.

‘D Vitamininin Kalsiyum Metobolizması Dışında Etkileri’ çalışmaları göstermektedir ki bütün bağışıklık hücrelerinin D vitamini algılayıcıları vardır. D vitamini eksikliğinin bağışıklık sistemi üzerine etkileri kendini enfeksiyon hastalıkları, kanser, kalp-damar hastalıkları, allerjik astım ve Multipl skleroz, Tip I Diyabet gibi otoimmün hastalıklarla göstermektedir. Gene çalışmalar göstermektedir ki D vitamininin hastalıklar üzerine olumlu etkileri, sadece D vitamini preparatları kullanmakla elde edilememekte, güneş ışınlarına maruz kalarak elde edilen fayda daha belirgin olmaktadır.

Güneş Işınları zararlı mıdır?
Güneş ışınlarının insan sağlığı ve gelişimi üzerine etkisi hem çok yönlü hem de önemlidir. Güneş ışınlarına uzun süre, yoğun olarak maruz kalındığında güneş yanıkları, cilt kanseri gelişebilirken, yetersiz maruz kalındığında D vitamin eksikliği ve buna bağlı diğer organ kanser sıklığında artış, seyirlerinde ağırlık, allerji de dahil başka hastalık risklerinde artış söz konusudur.

Güneş ışınları üç tip ultraviyole rasyasyona sahiptir. Bunlardan ultraviyoleC (UVC) atmosferimiz tarafından filtre edilerek cildimize ulaşması engellenirken, ultraviyole A (UVA) ve UVB atmosferi geçerek cildimize ulaşıp hasara yol açabilir. Hem UVA hem UVB çocukluk çağında yoğun maruz kalmaları takiben cilt kanseri ile ilişkili bulunmuştur. Her iki radyasyon ışını da uzun ve yoğun maruz kalmayı takiben cilt yanıkları, doku dejenerasyonu, cildin bağışıklık fonksiyonunda azalmaya yol açmaktadır. Güneş ışınlarının zararlı etkileri bulunulan coğrafyaya, altta yatan tıbbi risklere, genetik özelliklere, cilt rengine bağlı olmakla beraber güneş altında geçirilen süre en önemli faktördür. Güneşin zararlı etkilerinden koruyucu tedbirler olarak güneş altında iken şapka, açık rekli giysiler giymek, güneş ışınlarının en yoğun olduğu öğlen saatlerinde güneşe maruz kalmanın kısıtlanması, güneş kremlerin kullanımı sayılabilir.

Güneşin zararlı etkilerinden kaçınmak ve olumlu etkilerinden faydalanmak için en uygun saatler, güneşin en yükseğe çıkmayı tamamladığı, inişe geçtiği öğleden sonrası saatleridir. Bu saatlerde UVA etkisi azalırken cildin D vitamin üretimi için önemli olan UVB etkisi devam etmektedir. Bol güneşli ve D vitamini üreteceğimiz sağlıklı günler dilerim…

Dr. Sabahat Karakaşlılar

Çocuk Sağlığı

Çocuklarda Reflü

22 Haziran 2017

Toplumda reflü hastalığı olarak bilinen Gastroözafageal Reflü (GÖR), mide içeriğinin istemsiz olarak yemek borusuna geri kaçışı olarak tanımlanır. Bu duruma sebep olan mide kapak düzeneğinin yetersiz veya gevşek olmasıdır.

Reflü, yenidoğan döneminden itibaren yaşamın ilk 2 yılında normal olarak görülür. Anne sütü ile beslenir beslenmez taze veya kesmik şeklinde kusma normal olarak değerlendirilir. Bebek büyüdükçe mide kapak düzeneği gelişir ve reflü belirtileri azalır.

Mide içeriğindeki asit ve parçalayıcı sindirim enzimleri hassas olan yemek borusu, yutak, gırtlak bölgesinde ve hatta bronşlara kaçarak yangısal değişikliklere sebep olur. Çocuklarda reflü belirtileri sindirim ve solunum sistemini ilgilendiren belirtiler olarak incelenir.

Safrasız kusma, öğürme, kilo almama, büyüme ve gelişme geriliği, yemek yemede isteksizlik, göğüste yanma hissi, uzun süren öksürükler, geniz akıntısı, hırıltı, astım benzeri ataklar, reflü belirtileri olarak değerlendirilir.

Reflüyü teşhis etmek için beslenme öyküsü çok önemlidir. Reflü sintigrafisi ve ph monitorizasyon ile tanı konulur.

Reflü hastalığının tedavisinde temel amaç, yakınmaları gidermekle birlikte yangısal değişiklikleri önlemektir. Beslenme düzeninde daha koyu kıvamlı gıdaların hazırlanması, daha dik beslenmek, az ve sık beslenmek, bebeğin gazını hemen çıkarmamak önerilir. Reflüsü olan bebeğinizin son öğününü yatmadan hemen önce değil iki saat önce vermeye özen gösterebiliriz. Tükürük salgısını ve bağırsak hareketlerini artıran emzik de reflü tedavisine yardımcı olacaktır.

Büyük çocuklarda ise reflüyü arttıran çikolata, aşırı yağlı baharatlı, acılı, ekşili cips, ketçap, mayonez, hardal, soğan, sarımsak gibi gıdalar, asitli gazlı içecekler yasaklanmalıdır.

Bu yaklaşımlarla ve 3-4 hafta içinde yeniden belirlenen beslenme şekliyle de kusmalar geçmezse ilaçlı tedaviye başlanır. İlaçlarla mide asidi nötralize edilmeye çalışılır. İlaçlı tedaviyle de istenilen sonuç alınmadığında son çare olarak cerrahi müdahale uygulanabilir.

Ramazan Bayramı’ndan önceki bu son yazımda herkese huzur, mutluluk ve sağlıkla geçecek bir bayram dilerim.

Dr. Sabahat Karakaşlılar

Çocuk Sağlığı

Sağlıklı Bebek

15 Haziran 2017

Çocuklarımız bizim en değerli varlıklarımız. Onları büyütürken hiçbirimiz yanlış yapmak istemediğimizden hemen her tavsiyeden etkileniyoruz.

Genellikle karşılaştığım sorulardan birkaçını sizinle paylaşmak istiyorum.

Sütüm çok az, yeterli besliyor muyum?
Öncelikle her anne kendi bebeğine yetecek kadar süt üretir. Anne sütünün devamını sağlayan tek faktör annenin emzirme isteği ile bebeği emzirmesidir. Anne sütünü artırmak için huzurlu ve rahat olmaya çalışmak yapılabilecek en önemli görevdir. Günlük sıvı tüketimini artırmak, protein ağırlıklı beslenmek süt üretimini uyarır. Anne sütü alan bir bebek günde 4-5 kez bezini ıslatıyor, doktor kontrolünde ayda 600-900 gram alıyor ise yeterli besleniyor demektir.

Çok ağlıyor, aç mı?
Bebeklerin her ağlaması açlık ağlaması değildir. Gaz sancıları, sevilme, korunma ihtiyacı da ağlama ile kendini gösterir.

Bebekler suya ne kadar ihtiyaç duyar?
İlk 6 ay sadece anne sütü ile beslenen bebeklerin suya ihtiyacı yoktur, çünkü anne sütünün %85’i sudan oluşmaktadır. Ek gıdalara geçiş dönemi ile birlikte su ihtiyacı başlar. 


Bebeğim bütün gün uyuyor, kötü birşey mi var?
Bebeklerin büyümek için uykuya ihtiyaçları vardır. Bebeğe ve ayına göre değişmekle birlikte gündüz 2-3, gece 6-8 saat uyuyabilirler.

Eyvah! Kakası değişti. Ne yapmam gerekir?
Anne sütü alan bir bebeğin, kabız veya ishal olması nadirdir. Bebekte karın şişliği, kusma yok ise 10 güne kadar kaka yapmadan beklenebilir. Aynı şekilde, anne sütünün hazmı kolay olduğundan bebek her emdikten sonra da kaka yapabilir. Bu durum annelerin beslenmesi ile doğrudan ilişkilidir.

Peki hangi tavsiye ne derece doğru?
Sizler de benimle paylaşırmısınız?

Dr. Sabahat Karakaşlılar

Çocuk Sağlığı

Kreş Seçerken Aranacak Özellikler

8 Haziran 2017

Beklenen yaz geldi. Öncelikle herkese keyifle ve sağlıkla geçecek tatiller dilerim. Tatil sonunda, küçük çocuğu olan ebeveynleri saracak kreş seçme telaşı başlamadan önce iyi bir kreşte aranması gerekenleri çeşitli sorularla özetlemeye çalıştım.

Çocuk ve personel oranı nasıl olmalı? Her personel için kaç çocuk düşmektedir?
Her bakıcı için 6-8 küçük çocuk iyi bir oran olabilir. Daha büyük çocuklar için 10-14 kabul edilebilir.

Küçük ve büyük çocuklar ayrı bölümlerde mi bakılmaktadır?
Böyle yapılması çocuklar arasında bulaşıcı hastalıkların yayılmasını azaltacaktır. Ayrıca farklı yaş gruplarının farklı oyun şekilleri olmaktadır. Böylelikle birbirlerine zarar verme oranı azalır.

Merkezin kuralları nelerdir?
Disiplin ve diğer önemli konularla ilgili olarak kreşin kuralları yazılı olarak belirlenmiş ise bir kopya isteyebilirsiniz.

Hasta çocuklara nasıl bakılmaktadır?
Görevli hemşire var mıdır?
Çocukların sağlık kontrolleri okul bünyesinde yapılmaktamıdır?
İlaçlar nasıl verilmektedir?
Çocuklar arasındaki hastalıklar konusunda ebeveynler nasıl bilgilendirilmektedir?
Çocuklar hastalık nedeniyle ne zaman evde bakılmalıdır?
Basit rahatsızlıkları olan çocuklar için bir hasta odası var mıdır?
Kreşe kabul edilmeden önce her çocuktan aşılarının tamamlanması istenmekte midir?
Kabul edilmeden önce doktor muayenesi istenmekte midir?
Kreşte her çocuk için hastalıklar ve kazalarla ilgili bir sağlık dosyası tutulmakta mıdır?
Personelin eğitim durumu nedir?
Personelden istenen eğitim derecesi nedir?
Bütün personel temel ilk yardım eğitimini almış mıdır?
Bütün personel çocuk gelişimi konusunda eğitimli midir?
Bütün personel kötü muamele gören çocuğun teşhisi konusunda eğitimli midir?
Bütün personel hastalıklar ve kazaların önlenmesi konusunda eğitimli midir?

Merkezde dikkatli ve sık sık el yıkanması konusunda kurallar var mıdır?
Bu konu çocuklar arasında hastalıkların yayılmasını önlemek için anahtar rol oynar. Bütün personel her bez değiştirdikten sonra ve her yemek hazırlamasından önce ellerini yıkamalıdır.

Bina ve oyun alanının güvenliği nasıldır?
Zehirlenme durumlarında aranacak telefon numaraları ve ambulans telefon numaraları açıkça görünecek şekilde asılmış mıdır?
Oyun alanında beton gibi sert zeminler yerine darbe emici yüzeyler kullanılmış mıdır?
Küçük çocukların tırmanabileceği yüksek yerler var mıdır?
Çocuklar yabancılara karşı güvencede midir?
Yangın söndürme cihazları kontrol edilmekte midir ve yangın tatbikatları yapılmakta mıdır?
Binanın her yerinde yangın-duman alarmları var mıdır?
Kreşte soba veya elektrikli ısıtıcı gibi çocukların yanmalarına neden olabilecek ısItma cihazları kullanılmakta mıdır?
Küçük çocukların bulunduğu alanlarda emniyet kapıları var mıdır?
Elektrik prizleri kapatılmış mıdır?
Mobilyaların sivri uçları kapatılmış mıdır?
Oyuncaklar temiz tutulmakta mıdır?
Kreşte bütün yüzeyler belli aralarla dezenfektan maddelerle temizlenmekte midir?

Kreşi çocuğunuz için güvenli kılmak amacıyla ne yapabilirsiniz?
Kreşteki personeli farklı zaman dilimlerinde ve aralıklarında ziyaret ediniz. Toplantılara katılınız ve personel ve diğer ebeveynlerin endişelerini öğreniniz. Ebeveynler ve personel için eğitim programları öneriniz. Çocuk gelişimi, ilk yardım, diş bakımı, cilt kanserinin önlenmesi, genel güvenlik ve kötü muamelenin tespiti gibi konular yararlı olabilir. Kreşteki temizlik ve onarım faaliyetlerine yardımcı olunuz.

Kreşte bazı sorunlar olabileceğini gösteren belirtiler nelerdir?
Personel sorularınıza yanıt vermekte veya endişelerinizi gidermekte yetersiz kalıyorsa, ebeveynlerin kreşin etkinliklerine katılmalarına izin verilmiyorsa, birden fazla izah edilemeyen kaza oluyorsa, personel sık sık değişiyorsa, yönetim kreşin kurallarını yazılı olarak veremiyorsa, diğer ebeveynler size kreşle ilgili sorunlar veya endişelerden bahsediyorsa bu durumun üzerinde durulmalı ve önlem alınmalıdır. Unutmamalıyız ki, çocuklar sır saklayamazlar. Fakat sorduğumuz sorulara direk cevap da vermezler, vermek istemezler. Kendi aranızdaki oyunlarınızda okulda neler olduğunu, mutlu olup olmadığını anlayabilirsiniz.

İyi okul seçimleri dilerim.

Dr. Sabahat Karakaşlılar

Çocuk Sağlığı

Eyvah… Ateş…

1 Haziran 2017

‘Eyvah çocuğum ateşlendi, ne yapmam gerekir?’

Belki de hekimlik pratiğimde en sık karşılaştığım yakınmalardan birisidir, ateş. Öncelikle ateşin aslında ne kadar sağlıklı bir bağışıklık sistemi büyümesinin göstergesi olduğunu belirtmek istiyorum. Hekim olarak ateşi olan çocuklarımın kendilerine ait olmayan bir maddeye verdikleri sağlıklı yanıtı değil, ateşe neden olan durumu saptamaya ve ateşin yaratmış olduğu yan etkileri tedavi etmeye çalışıyorum.

Sizlere yardımcı olacak bilgiler hazırladım, umarım faydalı olacaktır.

Ateş, vücut ısısnın olması gereken değerlerin üzerine çıkması durumudur. İnsan vücudunun normal şartlardaki ısısı 36,5 C’dir. Bu değer bebeklerde ve küçüklerde 36,8 olabilir. Bir enfeksiyon, ödem, doku hasarı veya aşı gibi nedenlerle vücut ısısını düzenleyen termoregülatör merkezdeki dengenin bozulması sonucu ateş oluşur. Dolayısıyla ateşin temelinde yatan etmenin ne olduğunun mutlaka bir doktor tarafından tesbit edilmesi gerekir.

Çocuklarda ateşe en çok neden olan hastalıkların başında viral enfeksiyonlar gelir. Bu hastalık grubunu idrar yolu enfeksiyonları, akciğer enfeksiyonları, menenjit ve eklem doku hastalıklarının iltihabı takip eder. Bu hastalıklar haricinde ise bazen ateşin kaynağı bulunamayabilir ki bu durum ateşli hastalıkların %20’sini oluşturur. Vücuda giren enfeksiyon ajanlarının parçalanması ile oluşan birtakim maddeler, termoregülatuar merkez denilen ısı merkezini uyarır ve bu maddeler beyindeki ısıya hassas sinir hücrelerini etkiler. Bunun sonucunda da vücut ısısı artar.

Ateş ile birlikte huzursuzluk, ağlama, iştahsızlık, bulantı, baş ağrısı, kas ağrıları görülebilir. Sık ve hızlı nefes alma, kalp çarpıntısı, deride yer yer soğumalar ve beyazlaşmalar, üşüme, titreme, terleme görülebilir.

Çocuk ve bebeklerde ateş görüldüğünde evde alınabilecek basit ve temel önlemler önemlidir. Ateşin tedavisi yalnızca ateş düşürücü ilaçlarla değil, aynı zamanda uygun yaklaşımlarla desteklenmelidir.

1- Ateşli çocuğun bulunduğu ortamın ısısı 21-22 C arasında tutulmalıdır.
2- Çocuğun üzerindeki fazla giysiler çıkartılarak az ve gevşek giysilerle çocuğun ısısının düşürülmesine yardımcı olunmalıdır.
3- Ateşli çocuğun kalori gereksinimi artar, bu nedenle aç kalmamasına dikkat ederek beslenmesi desteklenmeli, ancak beslenme için aşırı zorlanmamalıdır.
4- Ilık suyla (29-32 C) duş yaptırmak veya ıslak bezlerle vücut ateşini kontrol edip sık sık ölçüm yaparak ateşin seyri izlenmelidir.
5- Yüksek ateşte vücudun daha fazla sıvıya ihtiyaç duyması nedeniyle bol miktarda sıvı alması sağlanmalı, verilecek sıvının çok sıcak veya çok soğuk olmamasına dikkat etmelidir.
6- Doktorun tavsiye ettiği bir ateş düşürücü (antipiretik) kullanarak ateşi kontrol altında tutmak gereklidir.

Ateşi yükselen çocuklarda ve özellikle bebeklerde aşağıdaki belirtilerden bir veya birkaçı ateşe eşlik ediyorsa zaman kaybetmeden bir doktora gidilmelidir. Ateş özellikle 2 yaş altındaki bebeklerde görülüyorsa, 0-3 aylık bebeklerde ateş çok ciddi bir durumdur ve acilen doktora başvurmak gerekir.

1- Ateş, bebek ve çocuklarda 40 C’nin üzerinde görülüyorsa
2- Bebek ve çocuklarda ağlama, inleme ve dokunulduğunda huzursuzlanma varsa
3- Ateşin yanında uyku eğilimi varsa
4- Ciltte mor döküntüler oluşuyorsa
5- Zor nefes alıp verme başlıyorsa
6- Yutkunma güçlüğü çekiliyorsa
7- Daha önce “havale” geçirmiş ise
8- Devamlı kusma, ishal oluyorsa

dikkatli olunmalıdır.

Ateşli durumlarda biz hekimler öncelikle aileler ile konuşarak, ateşin ne zaman çıktığı, ne kadar süre ile tekrar ettiği ve kaç gün sürdüğü gibi bilgiler ile, çocuğun genel durumunu bildiren sorular sorarız. Bu arada, çocuğu gözlemleyerek genel durumunu anlamaya çalışırız ve fizik muayenesi ile birlikte ateşe neden olan hastalığı tespit etmeye çalışırız. Fizik muayenenin dışında laboratuvar tetkiklerinden yardım alınabilir. Tüm değerlendirmelerin ışığında ailelerimiz ile birlikte tedavi yöntemini seçeriz.

Hepinize ateşsiz, sağlıklı günler dilerim.

Dr. Sabahat Karakaşlılar

Çocuk Sağlığı

Çocuklarla Tatil

25 Mayıs 2017

Havalar ısınmaya başlayınca hepimizi saran tatil telaşı ve tatlı bir heyecanla karşı karşıyayız.

Özellikle tatilde yanımıza küçük bebeğimizi de almak istersek neler yapmalıyız? Önceden yapmamız gereken hazırlıklar nelerdir? Yanımıza neler almalıyız? Bugünkü yazımda aklımıza takılan bu soruları cevaplamaya çalışacağım.

Öncelikle nasıl bir tatil yapmak istediğinize karar vermelisiniz. Yanınızda çocuğunuz varken onun ihtiyaçlarını gidermek ve sıcakta fazla tutmamak için sık sık kapalı ortamlara ihtiyacınız olacaktır. Bu nedenle çocuğunuzla birlikte tatile gidecekseniz rahat ve güvenli ortamı olan tesisleri tercih etmenizde fayda var. Ayrıca seçiminizi yaparken acil durumları da düşünmenizde yerar vardır.

Tatile çıkmadan önce yapılması gereken bir diğer önemli iş ise hem yolda hem de tatilinizi geçireceğiniz yerde ihtiyacınız olacak eşyaların bir listesini yapmaktır.

Çocuklarla yolculuğa çıkarken eğer uzun bir yolculuğa çıkılacaksa, hem genel kontrolü için hemde gerekli olabilecek ilaçlar için doktorunuzla görüşmeniz iyi olacaktır.

Araba ile yapılacak uzun yolculuklarda eğer çocuğunuz arabada uyumaya yatkın ise uyku saatine denk gelen zamanda yolculuk yapmayı tercih edin.

Trafik kazalarından korunmak için bebek ve çocuklar arabanın arka tarafında kendi oto koltuklarında seyahat etmelidir.

Uçakla yapılacak yolculuklarda kulak enfeksiyonu olan çocuklarda özellikle ciddi vakalarda enfeksiyon düzelene kadar uçuş yapılmamalı. İniş ve kalkışlarda oluşan basınç değişikliği sonucu kulakta oluşabilecek rahatsızlık nedeniyle bebek emzirilmeli veya biberon, emzik verilmelidir. Büyük çocuklarda çiğnemesini sağlayacak bir şeyler verilebilir. Uçakta burun tıkanıklığınında önlenmesi kulakta olaşan basıncı azaltacaktır.

Uçak veya arabada çalışan klimalar çocuklarda su kaybına yol açabileceği için mutlaka düzenli olarak çocuğun sıvı almasını sağlayın.
1 yaşından küçük çocuklar ile uzun süreli seyahatlerde yaklaşık 2saat aralıklarla durularak bebek emzirilmelidir. Ayrıca bebek uzun süre aynı pozisyonda durduğu için rahatlaması amacıyla mola verilip, arabadan çıkarılması ve pozisyonunun değiştirilmesi gerekir.

Yolculuk sırasında; çocuğunuzun acıkmasına ve susamasına karşı yanınıza su ve çocuğun yiyebileceği gıdaları almanızda fayda var. Bezlenen çocuklarınız varsa, çantanızda mutlaka yedek çocuk bezi bulunmalıdır.

Sıkıldığında onu oyalayabilecek, çocuğun yaşına uygun bir kaç tane oyuncak çantanızda bulunmalıdır.

Tatilinizde; çocuğunuzun sağlık sigortası ile ilgili bilgilere ihtiyacınız olabilir.

En az 30 faktörlü bir güneş ürünü, ateş düşürücü ve ağrı kesici ilaçlar, pişik ve yanık kremleri, allerji ilacı bulunmasında fayda var.

Her ihtimale karşı çocuğunuzun nevresim takımları ve yastık kılıflarını yanınıza almanız, istediği rutini aratmayabilir.

Çocuğunuzun sabunu, şampuanı, tırnak makası, diş fırçası ve diş macunu, diş çıkaran bebekler için çiğneme lastiği, şapka, güneş gözlüğü ve pamuklu kumaştan kıyafetleri, sandalet ve terlikleri, yüzmesi için kollukları ve can yeleği mutlaka yanınızda olsun.

Bebeğiniz için güvenli bir ortamda tatil yapmalısınız ki içiniz rahat olsun. Çocuğunuz için parmaklıkları olan uygun bir yatak yoksa park yatağınızı yanınıza alabilirsiniz. Çocuğunuzun alışkın olduğu düzeni tatilde de devam etmelidir, yani yemek saati, uyku saati ve oyun saatinin fazla şaşmamasına dikkat etmelisiniz. Tatilde en büyük sıkıntı yemek konusundadır. Açık büfe yemeklerde yemek seçimi çocuğun inisiyatifine bırakılmamalıdır. Çocuğun besin ihtiyacını karşılayamayacak, çocuk için zararlı olan ve çabuk bozulma ihtimali olan gıdalar tercih edilmemelidir.

Sıcak bir iklime veya tatile gidildiğinde çocukların sıcağa ve iklime alışması için ilk günlerde çok fazla egzersiz yapıp yorulmamaları gerekmektedir. Çocukların uzun süreli aktivitelerden önce sıvı alımının düzenli olmasına özen göstermenizde fayda var. Çocuğun bol sıvı tüketmesi sağlanmalıdır. Aktivite sırasında da 30-40 kilo civarındaki çocuklarda 20 dakikada 150-200cc, 50-60 kilo da ise bunun iki katı sıvı alımı olmasına dikkat edin. Çocuğunuz susamış hissetmese bile yaklaşık bu miktarda su içmesini sağlayın.

Saat 10.00- 16.00 güneş ışınları açısından en tehlikeli saatlerdir. Bu saatlerde çocuklar güneşe maruz kalmamalıdırlar. Direk güneşe maruz kalmasa, açık havada olsa bile 2-3 saatte bir güneş ürünü tekrar sürülmelidir. Çocuklar 20 dakikadan fazla güneş altında kalmamalıdır. Çocuğun oynaması ve serinlemesi için havuzdan ziyade deniz tercih edilmelidir. Asla havuzda ve denizde tek başına bırakılmamalıdır.

Hepinize hastalanmadan, moralinizi bozacak durumlarla karşılaşmadan, sağ salim gidip geleceğiniz iyi tatiller dilerim.

Dr. Sabahat Karakaşlılar