Can’dan Gelenler

Yazar

2 Aralık 2018

Yazar

Okuma koltuğunda bacaklarını stresle sallarken bir yandan da dudaklarını kemiriyordu Melda. Okuduğu kitabın içine girmiş, olayları kendi yaşıyordu adeta. Çevresini saran aura tüm dış etkilerden koruyarak içeriye herhangi bir sesin, olayın girmesini engelliyordu. Neredeyse gözle görülen bir çember oluşturmuştu, griden maviye çalan tonlamada, şeffaflığın içinde keskin bir duvar oluşturan tezatlıkta kozaya sarmalanmış tırtıl gibiydi.

Sonuna yaklaştığı kitabı bitirmek için can atarken bir yandan da bitmesini istemiyor, kurgunun yaşattığı duygudan kopmak istemiyordu. Kitaplardan kurduğu dünyasında gözünün değdiği her yerde kitap olsun istiyordu. Evin her alanına yerleştiği kitaplarla dostluklar kurmuş, karakterlerle bağ kurup, zaman zaman konuşur olmuştu. Delilik miydi bu? Belki, ama kim takardı ki bunu? Herhangi bir durumun gerçekliğini ispat etmek için iki kişi gerekliydi. Başka bir gözün onayı gerekirdi olayların yaşandığının ispatı için. Onu gören kimse var mıydı? Yukardan izleyen bir göz vardı elbet, o da zaten başkasıyla konuşmuyordu ki delilik hali anlaşılsın.

Bir de fanustaki siyah balık vardı. Onunla da konuşuyordu, ara sıra sohbete dahil olmayı da başarıyordu balık. O da hafızasız bir varlık olduğundan, konuştuklarını başkasına anlatacak kadar zihninde tutamıyordu. Sahi balıkların bir zihni var mıydı? Bu konuyu da araştırmalıydı bir ara!

Melda, önce kendi sesinden kaçmıştı, sonra dış seslerden.

Zihninde sürekli konuşuyordu aslında ama sesini dışarıya çıkartmak istemiyordu. Aylar olmuştu dışarıdan bir ses duymayalı, bir insan yüzü görmeyeli. Bir dağ evine yerleşmiş, ormanlık alanda sadece doğaya bırakmıştı ruhunu. “İnsanlar kıyıcıydı, kitaplara kaçtım” diyen Cemil Meriç söylevine teslim olmuştu. İşini, evini, her şeyi terk etmiş, bu dağ evine yerleşmişti.

Giderayak büyük kıyak yapmıştı babası, yaşarken yapamadığı babalığı ölümüyle yapmıştı. Sigortadan vasi tayin etmişti Melda’yı, tüm mal varlığına da tek varis atamıştı.

Babasının ölümü, eşinden ayrılışı aynı tarihlere denk gelmiş, zaten pamuk ipliğine bağlı olan sağduyusu o anda kopmuş olacak ki defin işlemleriyle uğraşmayı bırakıp, avukattan öğrendiği miras işlemleriyle uğraşmış, işini, evini terk edip yeni hayatının planlamasına başlamıştı.

Kimsesiz kalmış olmanın hissiyle ağaç kovuğundan çıkmış deyiminin hakkını vermek için, ormanlık alanda dağ evi arayışı sonuç vermiş, hızlıca taşınma işlemlerini yapmıştı. Eski yaşantısından bir tek kitapları taşımıştı yanında.

Yalnızlığı hep sevmişti ama bu hal başka bir haldi. Kimsesizlik hissi çocukluğundan beri hep orda dururken, hayatındaki kişi sayısı arttıkça bu oyuk derinleşmeye başlamıştı. Evlendikten sonra onulmaz bir derinliğe ulaşmıştı. Babasının ölümü son darbe olmuş, eşini işini, evini terk etme hissi nefes almak gibi zorunluluk olmuştu.

Eve yerleştikten sonra hissetmişti olmuşluk hissini.

Artık kendi isteği dışında hiç bir şey yapmayacaktı. İstemediği birini dinlemeyecek, sevmediği biriyle göz göze gelmeyecek. İdare etmek zorunda olmayacak, sürekli fikir veren insan seslerinden kurtulmuştu. Bir süre sessizlikte yaşadı. Evin vazgeçilmezi olarak gördüğü kilere az insan diyalogu için stok yaptı. Evde sabit telefon hattı vardı, geri kalan tüm teknolojik aletlerden uzak kalmayı seçti. Ormanda yaşayan yalnız kadın imgesi bakıldığında korkutucu gibi görünse de içinde hissettiği duygunun dinginliği tüm korkulardan uzaklaştırmıştı zihnini.
Bir zamanı bu dinginlikte geçirdi. Sonra okumalar esnasında sesli düşünmeye başladığını fark etti. Sesi kulağına çalındığında bir yabancılama hissetti. Uzun süredir hissetmediği bu yabancılık hissi anında kağıt kesiği gibi canını yaktı. Acının üstüne gitti.

Bazen balıkla bazen kitap karakterleriyle, bazen yukardan izlediğine inandığı o gözle konuşmaya başladı.

Okuduğu kitapları bitirdiğinde yanından ayırmadığı deftere düşüncelerini yazar, okurken aldığı kısa notları okuyup o an ne hissettiğini kendine sorar, kitabın zihninde iyice demlenmesini sağlardı.

Yazar skalası epey genişti. Elbette takıntılı oldukları vardı. Hatta onlarla sohbetler ettiği de oluyordu. Her gün bir yazar ziyaretini geliyordu. Oturup kurgu karakterler üstüne konuşuyordu onlarla. Kendi yarattıkları kahramanı öldürmek canlarını acıtmıyor muydu? Nefret edilesi bir karakter yaratırken fikirlerinden korkmuyorlar mıydı? İnsanı yansıtayım derken, iyinin içine kötülüğü doldurduklarını düşünüyorlar mıydı? Bir insanın bilmediği bir duyguyu onların kaleminden öğrendiğini hissetmek bir nevi mucit konumunda hissettiriyor muydu onları?

Tüm konuşmaları bir gazeteci titizliğinde not ediyordu defterine.

Şu anda da elindeki kitabı bitirdikten sonra yeni bir ziyaretçi bekliyordu ama kitaptan ayrılamıyordu, içine çekildiği duygudan kurtulmak istemiyor, korumaya alındığı aurasından dışarıya çıkmak istemiyordu.

Kendi çığlığıyla çevresini saran auranın yırtılmasına sebep oldu. Kendini o kadar kaptırmıştı ki kitaba, karakterin attığı çığlığı kendinin seslendirmiş olduğunun farkına varamadı.

Yırtılan aurayla birlikte dış dünyayla bağlantısı yeniden kuruldu. Başını kitaptan kaldırdığından karşı koltukta oturup kendini izleyen yazarla karşılaştı bakışları. Hiçbir irkilme hissetmeden gülümsedi;

– Hoş geldin, baya geç kaldın.

– Hayır geç kalmadım, geleli epey oldu ama kitabın içindeydin müdahale etmek istemedim. Hoş buldum, bu arada kilerde şarabın kalmamış, son şişeyi açtım haberin olsun, deyip koltuğun yanındaki şarap şişesini kaldırarak gösterdi.

– Gelirken getirseydin keşke, insan içine kim çıkacak şimdi? Bir dahaki ziyaretinin daha yakın zamanda olması için sana bir sebep verdim, derken tek kaşını kaldırmış gözünde ışıltılı bir meydan okumayla yazara keskin bakıyordu Melda.

– Tamam, haftaya gelirim yine. Sen not defterini n’aptın, göz atmama müsaade var mı?

– Bu kitapta bitti, notumu tamamlamama müsaade var mı?

Gözlüklerinin ardından bakan sevecen gözleriyle çarpık bir gülümseme yerleştirip dudaklarına, başını salladı yazar.

Not defterini aldı eline, önce kitapla ilgili aldığı kısa notlara baktı, sonra boş sayfayı açıp hissettiklerini, yorumlarını deftere aktardı. Kalemden dökülen her kelimede yüzünün aldığı şekille hissettikleri yazar için bir öngörü oluşturuyordu. Son noktayı koyduğunda, ödevini tamamlamış her öğrencinin yüzünde oluşan özgüvenli ifade yerini almıştı. Defteri kapatıp yazara uzattı.

– Bitti, diyerek gülümsedi.

– Ben de kalabilir mi? Haftaya şarapla birlikte getiririm olur mu? Bugünkü ziyaretim kısa sürmek zorunda. Hem haftaya notların üzerine de bir sohbet gerçekleştiririz.

– İçinde senin de iki kitabın var, haftayı bekliyor olacağım o zaman.

Yazar, elinde not defteriyle, yeni kitabının kurgusunun tamamlandığı güvencesiyle arabasına yöneldi.
Pencerenin önüne gelip, yazar aracına binene kadar ardından bakmayı sürdürdü Melda. Yazarın kalktığı koltuğa oturup yarım bıraktığı kadehteki şarabı tek yudumda içti.

Özge Can

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

7 Yorum

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 2 Aralık 2018 at 17:43

    Özgeee, içimde tası tarağı toplayıp ıssızlığa kaçma arzusu uyandırdın. Zaten canavarı zor raptediyordum şimdi zihnimde canlandırdığın olağanüstü keyifli gözüken yaşam yüzünden durmadan tepiniyor içerde, hadi gidelim diye 😉
     
    Çok güzeldi canım 👌🏻

    • Cevapla Özge Can 2 Aralık 2018 at 18:28

      Gerçekte kaçamayınca hayallerde kaçıyorum ben de canım, yazarak da hayalime ortak ediyorum 😊 Teşekkürler tatlım 😘

  • Cevapla Lokman 2 Aralık 2018 at 18:55

    Özge kardeşim çok güzel olmuş. Yüreğine sağlık.

    • Cevapla Özge Can 2 Aralık 2018 at 19:08

      Teşekkür ederim Lokman.

  • Cevapla Ahmet Yonca 2 Aralık 2018 at 19:22

    Ben biraz fantestik düşünüyorum diye sanırım geçenlerde kitap muhakemesi diye bir hikaye yazmıştım. Sizin yazar ile olan diyaloğunuz bana aynı o anları anımsattı… Kitabın yazarı bir bütün olarak kitaptan çıkıyor ve sizinle konuşuyor 🙂 Çok güzeldi. Emeğinize sağlık

    • Cevapla Özge Can 2 Aralık 2018 at 19:48

      Teşekkür ederim. Sizin hikayeyi de merak ettim şimdi 🤔

      • Cevapla Ahmet Yonca 2 Aralık 2018 at 20:11

        Yayınlamayı düşünüyordum ama yetersiz bulup vazgeçtim 🙂 E-mail verirseniz size yollarım.. Kısacık birşey zaten 🙂

    Cevap Yaz