Cadı Kazanı

Sanrı

3 Aralık 2018

Sanrı

Kollarının arasında olduğuna inanarak düştüğü uyku halinden, sarmalanmıyor olmanın korkutucu farkındalığıyla sıçrayarak uyandı. Zihni, uykunun yarattığı bulanıklıktan yavaşça çıkıp berraklaştığında, nasıl uyumuş olduğunu hatırlamak, dehşet içinde titremesine neden oldu. Son bir aydır her gece olduğu gibi ağlamaktan yorgun düşerek uyuya kalmamıştı bu gece.

Banyodan çıkıp, odanın kapısından yatağına doğru baktığında, Selim her gece yaptığı gibi gülümseyerek onu yatağa davet etmiş, o da kıkırdayarak karyolaya koşmuş, kocaman açılan kolların arasına huzurla kıvrılmış, günlerin uykusuzluğuyla kolayca kapayıvermişti gözlerini.

Ve işte şimdi, gecenin bir yarısı sıçrayarak uyanmasının ardından gerçekliğe dönmüş, ona arzuyla sarılan bir bedenle değil, tek başına yattığını fark etmişti. Terk edilmişliğinin üzerine bir de aklını kaybediyor olmanın korkusu vücudunun titremelerle sarsılmasına neden oluyordu.

Neydi şimdi bu?
Bundan sonra bir de sanrılar görmeye mi başlayacaktı?

Deliriyor olmanın korkusu geçtiğinde ve o bildik acı tüm bedenini yeniden işgal ettiğinde; “Belki de delirmek, beni parça parça kemirip yok eden kedere katlanmaktan daha iyidir,” diye düşündü. Yaşadığı sanrı, günlerdir ilk kez acıyla iki büklüm olmadan uyuyabilmesini sağlamıştı ne de olsa. Kim bilir hafif bir delilik, zihnini daha büyüğünden koruyabilirdi…

Fakat ne kadar denediyse de bir daha ne görebildi, ne de hissedebildi Selim’i. Her gece tekrarlanan ritüel, bu gece de geçit vermedi Azra’ya ve bedeni ağlamaktan yorgun düşüp kendini uykuyla tamir etme ihtiyacı duyana kadar, durmadı gözyaşlarıyla inen yakarışları.

Gün, siz ne büyük bir karanlıkta olursanız olun, istikrarla ışır her sabah…

Kendine acıyarak tüm günü yatakta ağlayarak geçirmeyi tercih ederdi elbette fakat staj yaptığı hukuk bürosunun ‘aşk acısı için istirahat’ diye bir izni yoktu. Beş dakika, beş dakika ertelediği alarmı kapatıp, sürünerek de olsa yataktan çıktı.

Değil hızlı bir duş, yüzünü dahi yıkamadan sadece dişlerini fırçalamakla yetinerek yeniden yatak odasına döndü. Gardırobun karşısında, her zamanki gibi “Bugün ne giysem?” diye düşünerek dakikalarca kıyafetlerini seyretmek yerine gözüne ilk ilişen kumaş pantolon ile mavi gömleği hızlıca üzerine geçirdi. Bahar ayları için yeterli olacağını düşündüğü blazer ceketiyle çantasını da aldığında evden çıkmak için hazırdı.

Kısa bir süre, bir şey unutuyor muyum diye etrafına bakındıktan sonra konsantre olmakta zorlananların yaptığı gibi başını iki yana sallayıp düşüncelerini olması gereken odacıklara yerleştirdikten sonra kapıyı açıp dışarı çıktı.

Nisan sabahının serinliği ürpermesine neden olmasına rağmen, ceketini giyecek gücü bulamadığından adımlarını hızlandırarak arabasına ulaştı. Motorun ısınmasını beklemeden çalıştırdığı fanlar soğuk hava üfleyince sinirle kaloriferi kapatıp, arabayı hareket ettirdi.

Zihni yeniden dün gece yaşadığı sanrıya kaydığında; “Delirmek böyle mi başlıyor acaba?” diye düşündü.

Birden zihnindeki ses sanki bölünerek çoğalmışçasına başka bir sese bıraktı yerini; “Delirsen, deliriyorum mu acaba diye düşünmezsin,” diyerek sakinleştirmeye çalıştı yeni gelen, ilk konuşan sorgulayıcıyı.

Sorgulayıcı; “Tam da bunu bildiğin için, yani sorguluyor olmanın kurtuluşun olduğunu bildiğin için bunu yapıyor da olabilirsin.” diye karşı çıkarken bir üçüncüsü araya girerek “Fazla film seyrediyorsunuz,” diye azarladı.

Dördüncü; “Ben de konuştuğuma göre çoklu kişilik bozukluğunu da göz ardı etmeyelim” deyince Azra arabayı sağa çekti, başını avuçlarının arasına aldı. İçine doğru attığı çığlıklarını, dudaklarını sıkıca kapatarak dışarı çıkmasını engellemeye çalışırken kendini sakinleştirmek için ondan gerekiye saymaya başladı.

“Keşke yoga yapıyor olsaydım, ‘Ommmnnn’lar eşliğinde beynimde konferans veren tüm bu bilmişleri susturabilirdim belki.”

Hiçbir şey düşünmemek, hiçbir şey hissetmemek tam da ihtiyacı olan şeydi.

Sesleri dinlememeye çalışarak tamamladığı rotasının ardından ofisten içeri girip patronlarının henüz gelmediğini görünce, bu sabah bir surat asmaya daha maruz kalmayacağını fark ederek, önce tuttuğu soluğunu, ardından da bedenini bıraktı sandalyesine.

“Lanet olası herif sadece beni değil, şehri de terk etti. Şimdi kendi ıssızlığımın yanında evimin, sokağımın, alış veriş yaptığımız marketin, gittiğimiz cafelerin, barların da onun yokluğuyla hissettirdikleri eksikliğe katlanmak zorundayım. Nereye baksam her yer o. Ben buradaki cinayetin izlerini tek başıma temizlemeye çalışırken, o, yeni bir şehirde, hatta belki de yeni bir bedende çoktan yeni anılar oluşturuyor olabilir. Üstüne üstlük kurban da benim. Kendi kanımı şehirdeki her yerden benim temizlemem gerekiyor…”

Daldığı düşüncelerden çalan telefonun sesiyle uzaklaştı.

Sabah sabah kimseyle konuşmaya niyeti yoktu fakat masanın üzerindeki telefon da pek susacak gibi gözükmüyordu. Bıkkınca aleti eline alıp, ekrandaki isme baktı. Yıllardır görüşmediği biri… Gece rüyasında mı görmüş acaba beni, diye düşünürken birden buz kesti… Selim’in taşındığı şehirde yaşıyordu aramanın sahibi.

“Günaydın Figen. Uzun zaman oldu.” derken sesine mutsuzluluğunun gölgelerini düşürmemeye çalıştı.

“Azraaaa, sabahı zor ettim. Dün gece Selim’le karşılaştım. Çok üzüldüm, nişanı atmışsınız. Düğüne bu kadar az kalmışken senin için zor olmuştur.”

“İyiyim Figen. Böylesi ikimiz için de daha hayırlı oldu. Evlenip, boşanmaktansa…”

“Orası öyle de, hâlâ aklım almıyor.”

“Aklının kapasitesi ortada, bence fazla zorlama.” demek istediyse de ağzından çıkanlar; “Eee sende ne var ne yok?” oldu.

Kendi evliliği, son aylara yaklaşan hamileliği, kısacası mutluluğu ya da bu durumda üstün başarısı hakkında böbürlendikten sonra konuyu yeniden Selim’e getirdi Figen;

“Bunu sana söylemeli miyim bilmiyorum. Uzunca düşündüm hatta ne yapmam gerektiğini ve senin yerinde olsam bilmek isteyeceğime karar verdim.”

“Allah’ın cezası, sus, bilmek falan istemiyorum. Cehalet mutluluktur ve ben mutlu olmayı diliyorum,” diye haykıran zihni tek kelime söyleyemeden Figen son sürat konuşmasını sürdürdü.

“Selim’in yanında bir kadın vardı. Oldukça yakın gözüküyorlardı. Beni fark edince aralarına biraz mesafe koydu. Merhaba demek için yanına gittiğimde de oldukça gerildi. Kısa sohbetimizin ardından başka bir yerde olmaları gerektiğini söyleyip mekandan çıktılar.”

”Sanırsın Mg42. Susmuyor kadın.”

Figen’in makineli tüfek gibi ardı ardına sıraladığı cümleleri Selim’in yanındaki çekici kadını tarif ederek devam ederken Azra artık onu dinlemiyordu.

”Mg42 mi? Ne zamandan beri makineli tüfek yerine spesifik çeşitleriyle tasvir yapmaya başladım?”

Bu da Selim’den miras kalanları kaldırdığı ‘Arızalar Kutusu’nun ‘Gereksiz Bilgiler’ bölmesine girmeliydi.

”Mg42 nam-ı diğer Hitler’in Testeresi ”

Azra’nın Fortnite’ın silah arşivlerine dalan zihni sonunda âna döndü ve Selim için her şeyin en iyisini dilediğini söyledikten sonra, toplantıya girmesi gerektiği için özür dileyerek telefonu kapattı.

Geriye yaslandığında zihnine yeni bir görüntü kazınmıştı.

Mg42 ile Selim’i ve yanındaki şırfıntıyı tararkenki kendi görüntüsü…

Didem Çelebi Özkan

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

19 Yorum

  • Cevapla Mehmet Bakırhan 3 Aralık 2018 at 16:33

    Harika!

    • Cevapla Didem Çelebi Özkan 3 Aralık 2018 at 16:36

      Beğenmenize çok mutlu oldum. Yorumunuz için de ayrıca teşekkür ederim ☺️

  • Cevapla Nurdan Yılmaztürk 3 Aralık 2018 at 21:48

    ahahahha kızım çok gülüyorum ben senin bu ilişkiler hakkındaki hikayelerine 🙂🙂 harbi delisin. 1 de EBS’sin. yani Enteresan Bilgiler Sahibesi.. ahahhahah 🙂🙂 bunu da ben uydurdum hikayeden etkilenerek bu arada 🙂🙂 ya Hitler’in testeresini kim, neden ve nasıl bilebilir ki? ahahhahah 🙂🙂
     
    ben senin yazılarını film izler gibi okuduğum için ve her filmin de 1 cümlesi olduğu için, o baş taraftaki ruh hali tanımlamalarındaki cümle benim için kesin ve nettir..
     
    “Delirsen, deliriyorum mu acaba diye düşünmezsin,”..
     
    Kanaatim odur ki, delirmek, 1 nevi ölmek gibi, o geldiğinde sen 1 bilinç düzeyi dahilinde orada olmuyorsun muhtemelen diye düşünmekteyim 🙂🙂

    • Cevapla Didem Çelebi Özkan 3 Aralık 2018 at 22:31

      😂😂😂 PlayStation delisi bir ergenin annesi olunca daha ne kadar gereksiz bilgiye sahip olduğumu bilsen şaşarsın bebek 😝🙃🙃
       
      Bu arada delilikle ilgili tespitine bayıldım. “Ölü olduğunu bilmemek gibi, bilinç dışı” süpermiş 👌🏻👌🏻

  • Cevapla Ahmet Yonca 3 Aralık 2018 at 23:50

    Selim’i mahallece toplanıp dövesim geldi 🙂
     
    Dialog yazmak kadar zor bir şey tanımıyorum. Fakat bunu harika bir şekilde başarmışsın, sanki gerçekten Figen ile konuşuyorsun düşüncesi bile geldi 😁
     
    Mg42’siz günler diliyorum. 🙂
     
    Emeğine sağlık…

    • Cevapla Didem Çelebi Özkan 4 Aralık 2018 at 08:14

      😂😂😂 Selim’i dövme fikri süpermiş. Bizim mahalle Bursa ve Ben olduğuna göre, toplanalım ekipçe, bizi üzen tüm hayali karakterlerimize hep birlikte bir ziyaret gerçekleştirelim 😉🙃
       
      Yorum için çok teşekkürler canım.
       
      Sevgiler

  • Cevapla Ilgın Cenkçiler 4 Aralık 2018 at 00:34

    Boş boğazzz 😬😬😬
     
    Şu hayatta ne kadar çok varlar di mi 🙃🙃🙃

    • Cevapla Didem Çelebi Özkan 4 Aralık 2018 at 08:17

      Aynen canikom, çooookkk fazlalar. Bu yüzden devamlı hayatımdan çıkarma yapma halindeyim 😝
       
      Öperim seni bi’ tanem 😘😘😘❤️

  • Cevapla Nurcan Doğan 4 Aralık 2018 at 00:38

    Azra gibi kadınlar tanıyorum. Aslında narinliklerine (ben öyle hayal ettim) tezat davranışlarda öfkesini arayan, öfkesini her bulduğunda kahrolası hasretini kucaklayan, seviyordum ama ben demeye sıkılan…
     
    Yüreği kocaman kadınlar tanıyorum kolay sevmeyen, sonuna kadar direnen ama direndiği için terk edilmeyi yediremeyen.
     
    Azra gibi kadınlar tanıyorum sıcacık bir bakışla elindeki tüm silahları bırakan, sevgiyle sarılınası.
     
    Azra’ların nefret duygularının bir öpücükle bitmesini diliyorum.
     
    Selim mi? O yaşamasın zaten. Onu tanımak istemiyorum.

    • Cevapla Didem Çelebi Özkan 4 Aralık 2018 at 08:19

      🤣🤣🤣 Nurcan son cümleye koptum; ”Selim mi? O yaşamasın zaten. Onu tanımak istemiyorum.”
       
      Çok teşekkür ederim canım yorumuna.
       
      Sevgiler

  • Cevapla Sönmez Hukuk 4 Aralık 2018 at 11:01

    Tebrikler çok güzel olmuş her zamanki gibi 👏👏👏👏
     
    Seliiiimmm ah ulan Selim 👊

    • Cevapla Didem Çelebi Özkan 4 Aralık 2018 at 12:05

      Çok teşekkür ederim ☺️ Beğenmemize ve yorum yapmanıza çok sevindim.

  • Cevapla Sinem Çelebi 6 Aralık 2018 at 01:29

    Her hikayen bir öncekinden heyecanlı 👌🏻
     
    Okurken cümleler bitmesin diye gözümün ucuyla paragrafın daha ne kadar uzun olduğunu görmeye çalışıyorum 🙃 Deliyor muyum acaba? 😂🤔

    • Cevapla Didem Çelebi Özkan 6 Aralık 2018 at 08:22

      Canımmmmm benim, hikayeye gönderme de yaparmış 🤩 Bi’ tanem benim ❤️❤️❤️

  • Cevapla Gülbeyaz 6 Aralık 2018 at 11:43

    Anlatımınız cok başarılı. Etkilendim.

    • Cevapla Didem Çelebi Özkan 6 Aralık 2018 at 11:45

      Çok teşekkür ederim. Beğenmenize sevindim ☺️

  • Cevapla Ayşe Dikmen 8 Aralık 2018 at 08:50

    Didem Hanım, insanın iç sesleriyle olan kavgasını çoook güzel ifadelerle anlatmissiniz. Bazen içinden çıkılmaz durumlar yaşadığımda benim de içimdeki en iç seslerime, “tek tek konuşun hepinizi aynı anda duyamıyorum” dediğim oluyor. Çoklu kişilik bozukluğu olabilir mi acaba benimki de 😄
     
    Bir önceki yazınıza yorum yapma fırsatı bulamadım ama onu da okuduğumda kadın -erkek ilişkileri hakkında yazdığınızu farkettim…
     
    Yıllar yıllar önce “Erkekler Marstan Kadınlar Venüsten” adlı bi kitap okumuştum. Nispeten kadın-erkek arasındaki farklılıkları anlamama yardımcı olmuştu. Sanırım aynı topraktan olsak da farklı gezegenlerden olduğumuzu kabul etmemiz gerekiyor diye düşünüyorum…
     
    Nurcan Hanım, “Selim yaşamasın zaten” demiş ama maalesef Selimler günümüz toplumunda çoğaldığı gibi Selimeler de hızla çoğalmakta.
     
    Benim sorunum da kısa yorum yapamıyorum, umarım sonuna kadar okuyacak sabrınız vardır.
     
    Sevgilerimle 😃😃😃

    • Cevapla Didem Çelebi Özkan 8 Aralık 2018 at 12:18

      Değer verip uzun uzun yorum yapmışsınız. Bunun için ancak müteşekkir olabilirim.
       
      Nurcan Hanım’ın yazılarıyla sitemizi okumaya başladığınızı fakat diğer yazarlarımıza da zaman ayırıp, onların yazılarını da okuduğunuzu ve yorum yapmaya gayret ettiğinizi sitenin editörü olarak fark ettiğimden bunun için de ayrıca teşekkür ederim.
       
      Umarım Bursa ve Ben size keyifli satırlarla ulaşmaya devam eder.
       
      Sevgiler

  • Cevapla Ayşe Dikmen 8 Aralık 2018 at 13:54

    Ben teşekkür ederim ne demek, benim için okumak bi’ yaşama biçimi. Farkettim ki yorum yapanların hepsi çok kaliteli yazıyorlar, yorumları bile zevkle okuyorum 😃
     
    Ben Nurcan Hanımı da yorumlarıyla tanıyıp takip etmeye başladım. Uzun süre akıllı telefona ve sosyal medyaya direnmiş biri olarak, her platformu insanın kendisine fayda sağlayacak şekilde kullanabileceğini gördüm. Gazetelerde köşe yazılarını özellikle okuyan biri olarak, gerçeğin ayrıntıda gizli olduğunu, ayrıntıyı görmeden bütünü hiç kavrayamayacağımızı düşünüyorum 🤔😊😊😊 Dolayısıyla ayağıma geldiniz 😂 Tekrar teşekkürler…

  • Cevap Yaz