Biraz Kitap

Milena’ya Mektuplar

4 Aralık 2018
Milena'ya Mektuplar | Franz Kafka


Milena’ya Mektuplar | Franz Kafka

 
Milena (Jasenska) Pollak, Kafka’nın kitaplarının çevirmeni.

1920’de başlayan mektuplaşmaları 1923’e kadar sürmüş.

Mektuplarına önceleri “Sevgili Bayan Milena” diye başlayıp “En içten selamlarımla Kafka”, “İçtenlikle Kafka” diye bitirirken sonra sadece Milena ya da hitapsız direkt konuya giriş ve “Senin Kafkan”, “Senin Franz” “Senin K” “Senin F” diye bitiriyor.

Kafka, kitaplarının çevirileri ve yeni öyküleri hakkında yazdığı gibi günbegün başından geçenleri, düşündüklerini, geçmişini, Milena’ya olan sevgisini yazıyor.

Milena

Milena 24 yaşında evli bir kadın.

Kafka 38 yaşında, iki kez nişanlanmış, sonra evliliğin eşiğinden dönmüş. (Bkz: Felice’ye Mektuplar | Franz Kafka)

Mektuplaşmaları ile düpedüz Milena’nın kocasını aldatıyorlar. Ama Kafka, Adem ile Havva’nın elma yeme hikayesinden yola çıkıp “Belirleyici olan, elmanın ısırılmasıdır; onunla oynamak belki serbest sayılmaz, ama yasak da değildir.” diyor.

Hadi oradan.

Aldatmışsınız işte ama bence çok kötü olmamış.

Çünkü Milena’nın kocası da Milena’yı aldatıyormuş.

İnşallah Kafka ile Milena sevişmiştir de. Bir ara Viyana’da dört gün geçirmişler beraber. Belki o sırada bir şeyler olmuştur. “Viyana’da Dört Gün” çok güzel film ismi olur bundan, yapsalar ya bunun filmini.

(Gerçi Kafka’nın yazarken aldığı zevki sevişirken aldığını zannetmiyorum, öyle bir yazma aşkıyla dolu.) (Zaten de bundan bana ne.)

İmkansız Aşk

Biliyor hiçbir zaman birlikte olamayacaklarını. “Kesin olan az şey var, asla birlikte yaşayamayacak olmamız da bunlardan biri, aynı evde, beden bedene, aynı masada, asla, aynı şehirde bile olamayacağız.”

Bazen mektuplaşmaya son verme kararı alıyorlar ama sonra yine mektuplaşmaya devam ediyorlar.

Kafka bir yandan delicesine mektup istiyor:

“İnsan şöyle bir arkasına yaslanıp mektupları kana kana içmek istiyor ve içmeye devam etmekten başka bir şey düşünmüyor.”

Bir yandan da daha fazla mektuplaşmamaları gerektiğini söylüyor:

“Hayatımın bütün mutsuzluğu -bunu söylerken niyetim yakınmak değil, genel bilgi mahiyetinde bir saptama yapmak-, mektuplardan ya da mektup yazma imkanından ileri gelmiştir diyebilirim.”

Burada aslında bir çeşit “stalk”tan yakınıyor sanki. Ondan haber almak istemiyor, gelgelelim mektuplarını gözlemeye (mesaj gibi) Milena’nın gazete yazılarını (twitter gibi) okumaya devam ediyor.

“İkimiz de suçluyuz, ikimiz de suçsusuz.” diyor.

Çok hassas, çok narin, çok kırılgan bir adam. Onunla mektuplaşmak çok yorucu olmalı bu yüzden. Yanlış anlayıp çok başka anlamlar çıkarabilir, kırılabilir, incinebilir.

“Dünyayı omuzlarımda taşıyamam, paltomu bile taşıyamıyorum.”

Milena’nın Mektubu

Aşağıda Milena’nın yazdığı bir mektup var. Kafka’nın arkadaşı Max’e yazmış.

Kafka’nın ne kadar çekilmesi zor bir insan olduğunu gösteriyor:

“Dünyanın en basit şeyini bile kavrayamıyor. Hiç onunla postaneye gittiniz mi? Bir telgraf yazıyor ve kafasını sallayarak hoşuna gidecek bir gişe arıyor, ardından neyin ya da kimin yüzünden olduğunu hiçbir şekilde anlayamadan bir gişeden diğerine yöneliyor, ta ki doğru gişeye gelene dek ve ücreti ödeyip para üstünü bozukluk olarak geri alınca bu bozuklukları sayıyor, kendisine bir kron fazla verildiğini fark ediyor ve gişenin arkasındaki kadına o bir kronu geri veriyor…”

Bu böyle uzunca bir mektup. O kendisine fazla verildiğini sandığı ve iade ettiği para aslında kendisininmiş, bunu anlayınca çaresizce kalakalıyormuş. Milena boş ver deyince, böyle bir şeye nasıl boş verilir, diyormuş. Her dükkanda, restoranda, dilencide bu tip şeyler oluyormuş.

“Nasıl oluyor da benden hâlâ korkmuyor, tiksinmiyor ya da buna benzer bir duyguya kapılmıyorsun Milena?”

Gerçekten Milena, nasıl?

NOT: Haftaya Kafka’nın “Babaya Mektup” adlı kitabından bahsedeceğim ve Kafka’nın mektupları bahsini kapatacağım.

Saygılarımla,
Hülya Erarslan

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Yorum Bulunamadı

Cevap Yaz