Bir Katre Hayat

Hırsızlık Yapmayı Bilenlerden misiniz?

1 Aralık 2018

Hırsızlık Yapmayı Bilenlerden misiniz?

Zamanınızı iyi kullanabiliyor musunuz? Planlı ve düzenli misiniz ya da fazlaca gamsız ve gayesiz misiniz? Peki her iki şıkkı da işaretlemek mümkün mü?

Biz kadınlar; toplumun, geleneklerin ve sosyal statünün gerektirdiği şartlara uyum sağlamaya çalışırken zamanın nasıl aktığının farkına bile varamıyoruz. Ben iyi bir anne, iyi bir eş, iyi bir öğretmen olayım diye her cephede savaşayım derken şunun farkına vardım ki yalnızca kendim için hiç cephe açamamışım. Bunu idrak ettiğimde, kendimi büyük bir trafik kazasından şans eseri sağ çıkmış bir kazazede gibi hissediyordum çünkü geçen onca zamanın sonunda, gerçek, suratıma bir tokat aşketti. Ne yazık okumaya o denli aşık olan, kitapların olmadığı bir dünya düşünemeyen ben; bunca zaman diliminde toplumun bana biçtiği rolleri ustalıkla oynamaya çalışırken doğru dürüst hiç kitap okuyamamışım.

Ünlü bilim adamı Jung’a göre; Antik Yunan’da tiyatro oyuncularının değişik rollerdeki oyunlarını sergilemek için taktıkları maskenin adı olan “persona“, Analitik Psikoloji öğretisinde bireyin; toplumun ve geleneklerin beklentilerine yanıt olarak taktığı mecazi maskedir. Bir başka deyişle toplumsal “rol” kavramının karşılığıdır ve kişinin gerçek kişiliği ile toplumun değer yargılarına uygun bir kişiliğin ortak paydada buluşması ile oluşan yapay bir kişiliği ifade eder.

Ahh ah büyük düşünürün işaret ettiği personoları, toplum, aciz bir çocukmuşum gibi üstüme göre kesip biçmiş, ben de içinde rahat mıyım diye düşünmeksizin mankenlik etmişim de haberim yok.

Şimdi siz; “Eee niye anlatıyorsun bunları, her kadının sorumluluklarını yerine getirmek için yaptığı günlük rutinini ifa ettin diye bizden madalya mı bekliyorsun??” diye sorabilirsiniz?

Hayır tam tersi, toplumun size uygun gördüğü nişanelerden, apoletlerden kurtulun, cicili bicili personalarınızı arada da olsa yırtın, turşu kurar gibi özenle kurduğunuz sonra da mevsimi gelince tüketmek istediğiniz hayallerinizi cam kavanozlardan çıkartın, çünkü siz erteledikçe uygun mevsim hiç gelmeyecek, ya da vaktidir diye kavonozun kapağını açtığınızda hayalleriniz lezzetini kaybetmiş olacak.

Sonuç, elde kalmış atmaya kıyamadığınız bir yandan da yapmakta anlam bulamadığınız miladi dolmuş hayaller.

Ben çok geç kalmadan çözümler üretmenin peşine düştüm, suratımda aşk eden farkındalığın tokadıyla, uzun süren gaflet uykusundan sarsılarak uyandım.

Çözüm çok basit aslında; hayatınızı değiştiremiyorsanız, hayatınızdan küçük keyif zamanları çalın.

Etrafınızda sizi sevenler için deli divane koştururken hiç kimse (sevdikleriniz dahil) sizi takdir etmez maalesef. Hatta sizin eliniz, kolunuz her probleme yettikçe, sorun çözmek ve özveride bulunmak sizin göreviniz addedilir. Oysa siz bunca koşuşturmanın içinde mutsuz, yorgun ve de bitkin bireylere dönüşürsünüz.

Mutsuz kişiler, birlikte olmak için en az tercih edilen bireylerdir.

Öncelike elinizi kolunuzu kısaltın; her yere, her şeye yetişmeyin. “Yapamadım, bilmiyorum” demenin keyifini sürün.

Açıkta herkese cankurtaran olabilmek için yüzerek hayatın içinde kendiniz boğulmayın, kimi zamanda sahilden izleyin hayatı. Siz sahilde keyif yaparken sevdiğiniz her bireyin kendi gayretiyle yüzme telaşına tanıklık edin gururla.

Kısacası sizi mutlu eden, haz duygunuzu tatmin eden, yüzünüze istemsiz bir gülümseme iliştiriveren keyif zamanlanları çalın hayattan.

Mesela çok sevdiğiniz bir şarkıyı dinlemek için arabada iki dakika daha bekleyip işe geç başlasınız da işte performansınız daha iyi olmaz mı?

Temizlik yapmak için eve tıkılıp kalmak yerine temiz hava almak için azıcık dışarıya çıksanız dönünce işinizi daha enerjik yapmaz mısınız?

Hergün gelip geçtiğiniz yoldaki erik ağacının çicek açtığını, yaprak döktüğünü fark edenlerden misiniz yoksa yol üzerindeki erik ağacının varlığından dahi haberdar olamayanlardan mısınız?

Sağlıkla alınan her nefesin kıymetini bilip şükredenlerden misiniz yoksa henüz nefes alacak bile vaktim yok diyenlerden misiniz?

Bir resmin, bir heykelin önünde durup zamanı unutur musunuz mesela?

Bütün işlerinizi elinizin tersiyle öteleyip bir kitabın derinliğinde kaybolabilir misiniz?

Bütün tanıdıklarınız sizi işte bilirken, kimselere söylemediğiniz boş zamanınızda patlamış mısır eşliğinde doya doya ağlayarak film seyretmenin munzur zevkini hiç tattınız mı?

Yemekten sonra masa, sizin sofrayı toplamınız için size masum masum bakarken her şeyi ortada bırakıp, rahat koltuğunuza kıvrılıp yemek sonrası rehavete gark olan ruhunuzu da küçük bir şekerleme ile doyurabiliyor musunuz?

Lezizli bir çikolata eşliğinde köpüklü bir kahvenin damağa şölen bahşeden hazzını hissederken tüm düşüncelerizi beyninizin kuytularına kitleyip anın tadını çıkarabiliyor musunuz?

Bir şiirin sihirli kanatlarında süzülürken; dün için hayıflanmak, yarın için endişelenmek yerine bugün için huzuru iliklerinizde hissedebilir misiniz?

Virginia Wolf gibi evde “Kendinize ait bir oda” tahsis edip içinizden gelenleri kelimelere fısıldayarak, ruhunuzdaki yaratıcı meleğin etrafınızda uçuşmasına izin veriyor musunuz?

Sanat; ağır aksak işleyen hayatın düzenine, rutinine vurulan neşterdir.

Bu neşterin yaradan akıttığı cerahat ile ruh iyileşir, dinginleşir, kendi tekamülünü tamamlayarak, kendi devrimini gerçekleştirir. Bu devrim için kendinize zaman ayırabiliyor musunuz?

Velhasıl sırf kendiniz için yazıyor, çiziyor, okuyor, seyrediyor, tadıyor, geziyor musunuz? İşte tüm bunları yapıyorsanız siz de benim gibi hayattan keyif anları çalan iyi bir hırsız olma yolunda istidatlı bir öğrencisiniz demektir.

Efendim… Laf ü güzaf yerine kelamı bir selam ile bağlayalım:

Hayattan keyif anları çalabilen zaman hırsızlarına gönül dolusu sevgiler…

Şenül Korkusuz

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

8 Yorum

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 1 Aralık 2018 at 08:31

    Kendimizden çalıp, sevdiklerimize verdiğimiz herşeyin, hediyeden çıkıp görev haline gelmesi ve bizlerin sonunda bu görevler altında ezilerek mutsuz insanlara dönüşmemizin suçunun, senin de çok net anlattığın gibi, tamamen kendi hatamız olduğunu ancak bir iki sene önce fark ettim. Herşeyi yüklenmek yerine, yükü paylaştırmanın aslında bağları çok daha kuvvetlendirdiğini, özellikle çocuklar söz konusu olduğunda, herşeyi onlar için yapan anne yerine, onları hayata daha donanımlı hazırlayan anne olmanın daha önemli olduğunu anladığımda, ben de görevleri altında tükenmiş bir kadından, çok daha mutlu bir aile bireyine dönüştüm.
     
    Her satırını keyifle ve “Ne kadar da doğru” diyerek okuduğum yazın umarım başkalarına da ilham verir ve toplumdaki mutlu kadın oranı artar. Bunun sonucunda da daha mutlu, huzurlu bir ülke olacağımıza gönülden inanıyorum çünkü kadınlar, her konuda yaptıkları gibi mutluluğu da çoğaltarak etraflarına paylaştırır…

    • Cevapla Şenül Korkusuz 1 Aralık 2018 at 08:47

      Tüm dilekletine katılıyorum. Güzel sözlerin için çok teşekkür ederim.😊😘

  • Cevapla Ahmet Yonca 1 Aralık 2018 at 12:28

    Benim aceleci kararlarım, dikkatli tafralarım sayesinde erkenden kendim için birşeyler yapmaya başladım. Zaman çok çok kısa. Sonsuzlukta bir saliseden daha da kısa. O yüzden o salisede yaşamam için verilmiş her şeyi yaşamadan ölmeyi düşünmüyorum. Persona Almanca, Freud’un değimiyle; “Addagression”. Ciddi manada günümüzün en büyük sorunu. Kendiyle başbaşa iken kendisi olan, toplum içinde başka biri olan, ailesi içinde başka kimlik taşıyan bireyler… Kendimiz olabilmeyi çoktan unuttuk…
     
    Emeğinize sağlık hocam.

    • Cevapla Şenül Korkusuz 1 Aralık 2018 at 13:40

      Erken fark ettiğiniz için çok çok çok şanslısınız bu gerçeği. Her saniye çooook kıymetli.😉 Yorumunuz için çok teşekkür ederim 😊

  • Cevapla Ayşe Dikmen 1 Aralık 2018 at 14:41

    Şimdi farkettim baya iyi bir hırsızmışım 😂 Yazınızı zevkle okudum, tespitleriniz genelde herkesin; “Aslında öyle yapmak lazım” diye kafa salladığı ama kendi hayatında uygulamayı başaramadığı seyler…
     
    Ben tam anlattığınız gibiyim ama iyi mi yapıyorum, kötü mü onu bilemiyorum 😊Çocuklarda bilir, sadece ibadet konusunda taviz vermiyorum, onun dışındaki her şey benim için ötelenebilir sonra da yapılabilir şeyler… Çevremdekiler “Allah senin rahatlığından bize de versin,” diyorlar. “Amin” diyorum ben de…
     
    Yazarını hatırlayamadığım Etkili İnsanların 7 Alışkanlığı diye bir kitap okumuştum. Oradan aklımda kalan en önemli şey, aciliyeti olan işleri öncelikle yapmak, diğer işleri de sıraya koymak, hayır diyebilmek “başkalarına tabi”. En önemlisi de pozitif bakabilmek hayata.
     
    Belki toplumda bi’ kariyerim yok, sıra sıra diplomalarim yok. Diplomalara alerjim var zaten, insanlar diploma alınca herşey bitti zannediyorlar, halbuki bana göre okuyacak öğrenecek çok şey var ama bilgiye ve öğrenmeye hep açım, öğrendikçe de açlığım artıyor. Çok şükür 😊

    • Cevapla Şenül Korkusuz 1 Aralık 2018 at 14:58

      Okuduklarınız, öğrendiklerinizle siz zaten günümüz tabiriyle kendi kendinizin yaşam koçu olmuşsunuz, gerisi de teferruattır elbette. Bence siz en iyisini yapıyorsunuz 😉😍
       
      Sevgiler… 🙋🏻‍♀️

  • Cevapla Ayşe Dikmen 1 Aralık 2018 at 17:00

    Çok teşekkür ederim, bunu duymak iyi geldi 😊

    • Cevapla Şenül Korkusuz 1 Aralık 2018 at 21:00

      😉🥰😍

    Cevap Yaz