Kaş ve Ben

Beni Anladığını Biliyorum

2 Aralık 2018

Hâlâ

Bazen ne zordur değil mi birlikte olduğunuz kişilere “Beni anladığını biliyorum,” diyebilmek. Etrafınızda sizi anlayan insanlarla çevrili olduğunuzu dileyerek konuya giriyorum.

Yeni öykülerimin yayınlanacağı Hâlâ köşesini geçen hafta size buradan duyurmuştum. Yıllar önce öykü dosyamı yayınlamaya karar verdiğimde kitabımın adını Hâlâ koymak istemiştim. Hangi yayınevine gönderdiysem bana dosyamı yayınlamaya uygun görmediklerini söylüyorlardı. Bazıları daha adını gördüklerinde böyle bir kitap isminin çok yanlış olduğunu hemen dile getiriyorlardı. Bir tanesi şapka kanununun kalktığını o yüzden a harfinin üzerinde şapka kullanamayacaklarını, o zaman da hala ile karıştıralacağını söyledi.

O dönemlerde babamın kurucusu olduğu benim daha 15 yaşında ortağı olduğum bir grafik ajansımız ve bir matbaamız vardı. Dönemin en iyi matbaaları, yayınevleri bizim müşterimizdi ve babamla uzun geçmişe dayanan ilişkileri vardı. Babam aynı zamanda ressam, galerici Doğan Paksoy ile birlikte Türkiye’de Sanat ve Genç Sanat adında iki tane plastik sanatlar dergisi çıkartıyordu. Herhalde kolaylıkla kendi imkanlarıyla kitap bastırabilecek az sayıda insandan biriydim. Ama böyle bir yükü ömür boyu sırtımda taşımak istemediğim için, üç yıl boyunca kitabımı bastırmaya uğraştım. Aslında çok büyük bir çaba içine girmedim ama dosyalarımı babamı hiç araya sokmadan hatta onun hiç haberi olmadan yayınevlerine ya da yarışmalara gönderiyordum.

Kocaman Resimlerini Basacağız

İlk başlarda, internet sitelerinde arasıra yazılar yazdığım, bir yayınevi sahibi müşterimizle sohbet ederken; kendisi öykü dosyam olduğunu öğrenince, okumasına hiç gerek olmadığını hemen basacağını söyledi. Ama tek bir şartı vardı. Yüzümün güzel olduğunu belirterek, kendisinin profesyonel fotoğrafçılarla çektireceği fotoğrafımın kitabın kapağında kullanılmasını istiyordu. Ayrıca bilboardlarda ve afişlerde mutlaka yüzümü kullanan tanıtımlar yapacaktı. Beni yanlış anladığını, bir fotomodel değil bir yazar olmak istediğimi söyleyerek kendisinin teklifini reddettim. Bana acı acı gülümseyerek, “Kime giderseniz gidin, dosyanızı kabul etmeyecekler; kitabınızı basmam için bu sefer siz bana geleceksiniz,” dedi. İşte o an acı gülümseme benim yüzüme yerleşmişti. “Hiç bu kadar emin olmayın,” dedim. Aslında o anki meselem kendimi kendime kanıtlamak olmasa belki de kabul edebilirdim de ama yazdıklarımla ilgili o kadar çok onaylanmaya ihtiyacım vardı ki. Eğer gerçekten iyiyse basılsın istiyordum. Kitabımı kimse basmak istemeyecekse, basılmasındı zaten. Sırf yüzüm güzel diye bir kitap sahibi olacaksam olmayıvereyimdi. Aynaya bir daha nasıl bakacaktım ki sonra? Kitabımı elimde tutarken, en büyük hayalini gerçekleştirmiş kendime ne diyecektim? “Bir kitabın var çünkü güzelsin,” mi?

Üç yılın sonunda, bir gün aklıma bir öykü geldi. Öykünün adını Aşk Bir Kadın Hastalığıdır koydum. Tamamen ironi olsun diye kullandığım bu cümle hoşuma gitmişti. Normalde bu tip genellemeler yapan kitap isimlerini sevmezdim oysa. Ama madem oyunun kuralları vardı o zaman ben de herkesi ters köşeye yatıracaktım. Kitabın adının Hâlâ olması üzerinde ısrarcı olmayı bırakmaya karar verdim.

“Bir gün gelecek Hâlâ ismini gene kullanacağım,”

dedim kendi kendime ve öykü dosyamın adını değiştirerek Aşk Bir Kadın Hastalığıdır yaptım.

Pupa

İnatla ısrar ettiğiniz bir şeyi oldurmaya çalışmayı bıraktığınızda, hayatın ne kadar hızlı bir şekilde size cevap verdiğini tahmin edemezsiniz. Dosyamı yeni haliyle daha hiç bir yere yollamadan bana bir telefon geldi. Can Yayınları’ndan ayrılan Yalçın Bertay kendine yeni bir yayınevi kurmaya karar vermişti. Can Yayınları’nın renk ayrımı işlerine ben bakıyordum. Yayınevinin grafik işlerine bakan Yalçın’ın eşi ile mesaimiz olduğundan, bir kitap bastırmak istediğimden haberdardı. Yalçın kitabımın basılıp basılmadığını sordu önce. Hâlâ basılmadığını öğrenince kendilerine göndermemi rica etti. Değerlendirmek istiyordu. Yeni kuracağı yayınevinin adını ne koyacaktı dersiniz? Pupa. Tesadüfün böylesi. 😊 (Bilmeyenler için bakınız geçen haftaki yazım Bir Kelebek Gibi). Gerçi onlar diğer anlamı olan yelken açmak anlamında kullanmışlardı pupayı.

Dosyayı gönderdikten kısa bir süre sonra, şu an aynı zamanda İzmir Dikili’de Pupa Kitap adlı bir cafe işleten Yalçın; kitabımı yayınlamak istediğini, kendisine dışarıdan o dönem destek veren yazar Faruk Duman ile birlikte benimle toplantı yapmak istediklerini söyledi. Faruk Duman aynı zamanda Can Yayınları’nın yayın yönetmeniydi. Öykü yazmaya başladığım yıllarda onun öykü kitaplarının hepsini okumuştum. Sanki durduk yere önümde bir kapı açılmıştı ve beni bambaşka bir yere götürüyordu. Tek sıkıntı yaz dönemiydi ve ben çok önceden bir aylığına Datça’ya gideceğim bir tatil programı yapmıştım. Neyse ki yola çıkmadan bir gün önce, Faruk Duman ve Yalçın Bertay ile toplantı yapabildik.

Eksiğin Yok Fazlan Var

Faruk Duman’la bir saatten fazla süren görüşmemizin bana üç aylık bir edebiyat eğitiminden daha fazla şey öğrettiğini söyleyebilirim size. Dosyamın sadece dört beş yerine not almıştı. Onları gözden geçirdikten sonra; “Fazla bir imla hatası yok, dilin iyi; ama önce dosyanı, bu kitabın editörü senmişsin gibi oku ve atabildiğin bütün cümleleri içinden at.”

Güzel detaylar yakaladığımı ama anlatımlarımda fazlalıklarımın ve tekrarlarımın olduğunu yazdığım bir metin üzerinden örnekleyerek anlattı. Cümleyi çıkarttığımda hikayenin anlamını bozmayan bütün cümleleri çıkartacaktım. Bunu bizzat benim yapmamı istiyordu çünkü bunun bana çok şey katacağının farkındaydı. Kitabın adıyla ilgili ne düşündüğünü sorduğumda; “Ben sevdim. Roald Dahl adında Amerika’lı bir yazar vardır. Onun kitaplarının adlarını anımsattı bana.” demesinin ardından ikimiz aynı anda “Kancık, Öptüm Seni” dedik. Tam da ilham aldığım yazarın ismini söylemişti. O an gerçekten yapmak istediğim şeyi en azından bir kişinin anladığından emin olmuş bir şekilde kitabın adıyla ilgili kuşku içindeki yüreğim nihayet rahatlamıştı. Demek ki gerçekten doğru zaman diye bir şey vardı.

Gelelim hâlâ kelimesinde neden bu kadar ısrarcı olduğuma. İlk öykü kitabımda hikayeler birbirinden farklı olsa da temelde anlatmak istediğim tek bir şey vardı. “Hiç bir şey göründüğü gibi değil.” Evet buna o kadar derinden bir inanç besliyordum ki. Bana hayatı anlatan bir motto bulmamı söyleseler. Tam tamına bunu söylerdim.

Hiç Bir Şey Göründüğü Gibi Değil

Çünkü görünen her şeyin aynı zamanda görünmeyen yanları vardı. Fakat insanlar olarak biz, hayatı o kadar gördüklerimiz üzerinden algılıyorduk ki; yaşamın içindeki her şeyi kendi küçücük beynimizle sürekli yargılıyorduk. Ben de dahil olmak üzere yaşamın ve sahip olduklarımızın değerinin gerçek anlamında farkında değildik. Oysa bize bunun değerini anlatmak için gelmişçesine ölüm diye bir şey vardı ve biz onu sürekli unutuyorduk. Bunu direk söylemek yerine, yaşamın içindeki çoğu sıradan olan anları hikayeleştirdiğim öykülerimin her birinin içine ölüme dair bir detay yerleştirdim kendimce. Kiminde o kadar küçük bir detaydı ki, ölüm televizyonda geçen bir haber niteliğindeydi sadece.

Her şey gün geliyor ölüyordu. İstisnasız her şey. Bunun önüne geçemezdik. Ölüm geri dönüşü olmayan bir şeydi. Devamlılığı sürdüren, her daim yaşayan ölmeyen bir kelime bulmak istedim. İşte Hâlâ kelimesi yüreğime o zaman oturdu. Hâlâ, tek başına çok bir anlamı olmayan (ki bence insan da tam tamına böyle bir varlık); bir şeyin ölmediğini, devam ettiğini anlatmak için cümleyi güçlendirmek adına kullandığımız bir kelimeydi. Geçmiş zamanda başlamış, gelecekte sürme umudunun olduğu ve şimdiki zamanda yaşandığını anlatan küçük, sıradan ama aslında kocaman bir kelime. En azından ben böyle görüyordum. Mesela geçmişte “Seni seviyorum,” cümlesini kullandığınız birine, yıllar sonra “Seni hâlâ seviyorum,” dediğinizde; zaman gibi öldürücü gücü olan bir varlığın o sevgiyi bozamadığını anlatıyordunuz. Hâlâ kelimesi bana yaşadığımı hatırlatıyordu.

Beni Anladığını Biliyorum

Bursa ve Ben’in kurucusu, editörü ve yazarı olan Didem Çelebi Özkan; Kaş ve Ben köşesinin isim annesidir aynı zamanda. Bu köşeyi artık bırakacağımı, Senden Asla Vazgeçmeyeceğim adlı yazımı edit ederken öğrendi. Yani yayına koymadan bir kaç saat önce. Didem, Kaş ve Ben köşesini gerçekten seviyordu biliyordum. Uzun vadeli projesinde kullanmak üzere www.kasveben.com ismini bile satın almıştı. Ona artık Hâlâ adlı yeni bir köşede öykü yazarak devam etmek istediğimi anlattığımda, buna üzüldüğünü ama kararıma saygı duyduğunu söyledi. Didem; kendi yazma serüvenini, herkesin kendine kişisel blog açtığı bir dünya sisteminde; yazma tutkusu ve becerisi olan insanları bir dergi çatısı altında toplayarak gerçekleştirmeye çalışan bir insan. Ne yalan söyleyeyim; onun yaptığı şeyi ben yapamazdım. Bana açtığı Kaş ve Ben alanı vesilesiyle; geçmişten içimde kalan bir tohumu bugün yeniden bir fidana dönüştürebildim.

Artık onaylanma ihtiyacı neredeyse hiç duymadığım şu anda, ilk günden beri koşulsuz bir şekilde arkamda olduğu için minnettarım ona. Bana “Hâlâ da nerden çıktı? Çok anlamsız bir kelime. Kaş ve Ben köşende seni düzenli takip eden bir kitlen var. Yapma sakın böyle bir şey. Tamam yeni bir köşede öykü yaz ama bu köşeyi kapatmayalım…” gibisinden cümlelerden bir tanesini bile sarf etmediği, beni asla vazgeçirmeye çalışmadığı için de kendisine inanılmaz saygı duyuyorum.

Sevgili Didem, aslında bu haftaki yazımı en çok senin için yazdım. Edit ettiğin bu satırları herkesten önce ilk defa sen okurken, artık iliklerine kadar beni anladığını biliyorum. Hiç bir şeyin göründüğü gibi olmadığı bu dünyada, aslında nereye varacağımı görmediğin halde; yargılamadan bir su gibi kendi yolumda akmama izin verdin. Geçen haftaki yazıma yorum olarak her maceramda birlikte kol kola yürümeyi umut ettiğini yazmıştın. Aksini düşünemiyorum bile. Çünkü seninle birlikte yürümeye başladığım ilk günden beri hâlâ aynı şeyi hissediyorum. Sen ve Ben, birlikte çok güzel şeyler yapacağız.

Didem Elif

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

10 Yorum

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 2 Aralık 2018 at 13:30

    Tam yazıya kendimi kaptırmış okurken, birden beni şaşkına çeviren cümlelerinle karşılaşmaya artık alıştım desem pek de doğru olmaz 😝 Alışmadım ama oldukça eğlenceli bulduğum da bir gerçek. Hayatta bizi şaşırtabilen ya da harika sürprizlerle mutlu edebilen pek fazla insanla yollarımız kesişmiyor. Bu ender ruhların kıymetini bilmeyi öğrendiğim yıllarda, hayatın seni geçmişten gelen bir arkadaştan, birlikte yol alabileceğim bir dost olarak bana yeniden hediye etmesi sanırım şanstan öte kader 🙏🏻
     
    Ortak tutkuların birleştirdiği insanlar olarak, tüm yazarlarımızla birlikte büyüdüğümüz bu sitede, seninle yeni güzergâhlara korkusuzca girmeye her zaman hazır olacağım, tıpkı senin bir sene önce aynı güvenle Bursa ve Ben’de yazmayı kabul ettiğin gibi 😉
     
    Birlikte çok daha güçlüyüz 💪🏻
     
    😘❤️😘

    • Cevapla Didem Elif 2 Aralık 2018 at 16:14

      Şaşırtmak kısmında söylediklerin çok hoş. Bizim lisedeyken aslında hiç kaynaştığımız ortak bir alanımız olmadı. Biz o zaman da birbirimizi tanıyacak kadar bir araya gelseymişiz, kesin çok eğlenirmişiz ben sana söyleyeyim.
       
      Hep beraber büyüyoruz en güzeli de bu. 💚💚💚🙋

  • Cevapla Beril Erem 2 Aralık 2018 at 13:55

    Şapkalı “a” nın kıymetini bilemeyenler üzüyor beni. Ben de bir keresinde Ab-ı Hayâl diye bir öykü yazmıştım bir dergi için, benzer bir nedenle geri çevrilmiştim. Hâlbuki hikâye 😉 ne kadar da uygundu şapkalı kibar “a”lara.
     
    O nedenle ben Hâlâ ismini çok beğendim ♥️
     
    Yeni köşeni, öykülerini sabırsızlıkla bekliyor olacağım.
     
    Şimdiden hayırlı, uğurlu olsun Elif’cim ✨

    • Cevapla Didem Elif 2 Aralık 2018 at 16:26

      Şapkanın zerafeti var evet. Öyküden uzun zamandır uzak durunca çok heyecanlıyım o konuda aslında. Teşekkür ederim canım. Sevgiler.

  • Cevapla Ahmet Yonca 2 Aralık 2018 at 19:18

    Sizi zevkle okuyan bir hayranınız olarak, o yazınızdaki karşılıklı muhabbete bayılıyorum. Resmen diliniz kalem olmuş konuşuyor. Biz de okurken sizi duyuyoruz. Ben de sizi Hâlâ köşesinde takibe devam edeceğim 🙂 Öykülerinizi dört gözle bekliyorum 🙏🙏🙏

    • Cevapla Didem Elif 3 Aralık 2018 at 06:18

      Çok teşekkür ediyorum. Dilerim öykülerde de aynı keyfi alırsınız. Yazdıklarımın karşılık bulması çok kıymetli. Varolun… 🙏🙏🙏

  • Cevapla Nalan Erpolat 2 Aralık 2018 at 21:15

    Didem Hanım, dürüstlük, azim, özgüven ve zarafet tadındaki yazınızdan çok etkilendim. Tebrik ederim…

    • Cevapla Didem Elif 3 Aralık 2018 at 06:25

      İçimde yükseltmeye özen gösterdiğim bu değerlere ifadenizle bir tutam da siz serptiniz. Çoook teşekkür ederim. 🙏🙏🙏💛💛💛

  • Cevapla Ayşe Dikmen 10 Aralık 2018 at 04:06

    Yazınızı okudum Didem Elif Hanım, bir şeyi oldurmak için uğraşıp uğraşıp tam vazgeçtiğinde o şeyin kendiliğinden olması konusunda, hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığı konusunda, “hâlâ” konusunda ve diğer diğer konularda da sizinle tamamen aynı fikirdeyim ☺️
     
    Ayrıca genelde herkesin kendini allayıp pullayıp gösterme yarışına girdiği bu devirde, güzelliğiniz veya görselinizle değil de yeteneginizle görünür olmak istemeniz taktire şayan benim için.
     
    Ölümün bir yok oluş değil, bir başka aleme geçiş olduğuna inanan bir insan olarak (tıpkı çatlayan bir yumurtadan dünyaya gözlerini açan civcivin yumurtanın kabuğundan çıkıp bu dünyaya gözlerini açıp gelmesi gibi) ben de ölümü her daim aklımın bir köşesinde tutup, hayatın her dakikasını da şükür eşliğinde yaşamaya çalışıyorum becerebildigim kadar…
     
    Zevkle okudum,
    Sevgiler…

    • Cevapla Didem Elif 10 Aralık 2018 at 10:13

      Ne kadar güzel ifade etmişsiniz. Tam da aynı doğrultuda bakıyoruz hayata. Zevk almanız mutluluk verdi çok teşekkür ederim. Sevgiler

    Cevap Yaz