Kırmızı

Bugün Kendim İçin Ne Yaptım? | Ruhlar Geride Kaldığında

28 Kasım 2018

Bugün Kendim İçin Ne Yaptım? | Ruhlar Geride Kaldığında

*Yazarın Notu: Bu yazıyı, “Yiruma, Kiss The Rain” dinleyerek okumanız tavsiye olunur. YouTube linki için tıklayabilirsiniz.

Bu soruyu kendime, Kızıltoprak girişindeki 1 benzin istasyonunun marketinde sorduğumda saat 17:00 sularıydı. Elimde 1 şişe su vardı. Tüm toplantılarım bitmişti. İçimden yine, her toplantı günümde olduğu üzere “Satışçı ve Bitmeyen Çilesi” adlı 1 kitap yazmak geçmekteydi.

Hava her toplantı günümde olduğu üzere yine beni yanıltmamıştı; tüm gün ayaz mı ayazdı. Hatta 1 ara kar yağdı. Ya da bana öyle geldi. Kendimi bildim bileli, her daim soğuğa yenik düşen ben, teknoloji kullanma kabiliyetim de sıfır denecek kadar da az olduğu için, mobil haritaların ve navigasyon aletlerinin dilinden anlamayan aklımın kılavuzluğunda, Şenesenevler’den sora sora Bağdat Caddesi’ni bulma çabamda ümitsizce önümden geçen dolu taksilere bakarken, sarı 1 dolmuş ufukta belirmişti ve bu benzin istasyonuna kadar beni, türbülanstan 1 türlü çıkamayan 1 uçak edasıyla hoplaya zıplaya getirmişti…

Elimdeki 1 şişe sudan biraz daha içtim ve şöyle düşündüm;

“Bu günün 10 saatlik kısmını tükettim…”

“Peki bu 600 dakika içinde ne yaptım kendim için?”

“Hiçbir şey… Yemek yemek ve tuvalete gitmek, dışında…”

Ve elbette bunların “kendim için bugün yaptıklarım listesi”ne girmeleri mümkün değildi.

“Peki, neden böyleydi?”

Gözlerimi yumdum yavaşça, kulaklarımı kapadım usulca.

Böyle zamanlarda, tüm görüntüleri ve sesleri dışarıda bırakabilmek adına, benzersiz 1 köre ve sağıra dönüşme oyunum bu benim. Sadece kalbimin sesini duymak istedim. Östaki borumdan geçip, genzime inip, soluk borumun hemen yanından sol göğsümün altından kalbe giden damarlarımı resmedince gözlerim, kalp atışlarımı işitebildim. 1 süre öylece bekledim. Zihnimin içinde, günün ilk başladığı ana gittim.

Sabah 07:00

Saatin alarmı ve ben varız odada.

İçimdeki duygu; “Biri beni şu yataktan kazıyabilir mi?”

Ve her sabahki gibi, yine 1 şarkı çalıyor kafamda. İstisnasız her sabah, benden önce içimde uyanan 1 başka ben, kalbinden geçen plağı yerleştiriyor sağ lobumdaki kırmızı pikaba, ba(ğ)zen gülümsüyorum şarkı eğer tanıdıksa, ba(ğ)zen şaşırıyorum, bu şarkı da nasıl yerleşmiş aklıma??

Günümün içinde neler olduğu saat saat sıralanıyor gözümün önünde uçuşa uçuşa.

Hepsi uç uca ekliler.

Vapur saati,
metro,
1. toplantı,
3. toplantı,
5. toplantı,
yemek arası,
okulla telefon görüşmesi,
akşamki sanat tarihi ve felsefe dersi

ve daha niceleri…

Programda 1 yerde 1 aksama, eksilme yahut artma olursa, domino taşları gibi geri kalanlar birbirlerinin üzerine yığılıverecekler ve ben de altlarında kalabilirim hatta. Tüm bunları aklımdan geçirmem, takriben 1 dakikamı alıyor. Zira daha fazlası, günlük takvimi bozuyor. Zaman doluyor, beni yataktan kimse kazımıyor…

Süreleri belirlenmiş günlük rutin davranışlarım birbiri ardına tekrarlanıyor.

Radyo açılıyor, kulağıma güzel müzikler çalınıyor, 2 kaşık siyah çay, gül desenli porselen 1 demliğin içindeki kaynamış suya bırakılıyor, cam bardaklar, kum rengi tabaklar, çatallar-bıçaklar masaya yerleştirilip, 3 dilim ekmek kızartılıyor, siyah ve yeşil zeytinler, ezine peyniri, Çatalcalı köylülerin domatesi, salatalığı, biberi 1 tabağın içine koşar adım diziliyor, bal ve ceviz, yarım dilimlik sıralarını bekliyor.

Mutlulukla son derece alakası olan bu şölen, hızla sona eriyor, çünkü hayattaki rollerimiz bizi, gözünü cep saatinden ayırmadan sürekli koşan Alice’in beyaz tavşanına dönüştürüyor.

Gözlerimi ve kulaklarımı yavaşça açıyorum.

Saat şimdi tam 17:08

1 çalar saat gibi, kendimi bu zamana kurmuşum sanki. Dışarıdaki mesaim ve satışçı rolüm bugünlük bitti. Kötü olan şu ki, elimde tutmakta olduğum 1 şişe suyu içmek dışında, bugün kendim için hiçbirşey yapmadım. İyi olan şu ki, bunu güne başlayışımın 10. saatinde farkettim, hatırladım.
O zaman geriye kalan 7 saatin içinde, kendim için ama yalnız kendime özel 1 şey yapmalıyım.

Eve varmak üzere bindiğim vapur, denizi bölerek ilerlerken, ardında bıraktığı dalgalara takılıyor gözüm. Ben de 1 günün büyük 1 kısmını ardımda köpük köpük bırakıyorum. Ve görsel hafızamın kuvvetine müteşekkir 1 halde, kendim için ne yapmak istediğime dair seçeneklerimi, martıların arasından seçebildiğim gökyüzüne çiziyorum.

Zihnim, rüzgarın da etkisiyle küçük oyunlar oynarken bana, altından geçmekte olduğumuz at siluetinde 1 bulut, aklımdan geçenleri okuyor adeta ve 1 Kızılderili efsanesinden hatıra, 1 cümle fısıldıyor kulağıma; çok hızlı gidiyoruz ba(ğ)zen bu hayatta ve ruhlarımız geride kalıyor, işte o vakit, durup onları beklemek gerekiyor…

Eve varmaya, var daha…

Nurdan Yılmaztürk

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

4 Yorum

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 28 Kasım 2018 at 12:58

    Bazen doğru soruları sormak ne kadar önemli. Günün telaşı ve koşturması sırasında en çok unuttuğumuz kişi kendimiz oluyoruz. Bugün bize bunu yeniden hatırlattığın ve aynı soruyu bize de sordurduğun için çok teşekkürler bebek .
     
    Öperim en kocamanından 😘😘

    • Cevapla Nurdan Yılmaztürk 29 Kasım 2018 at 12:53

      yaaaaaa didem biliyor musun 1 sürü insan bu soruyu sormuş dün kendine 🙂 🙂 ahahhahha çok sevindim buna işte.. dün yine o tıka basa dolu toplantı günlerimden biriydi ve yağmur altında koşarken, minik elifimden hediye edilmiş şemsiyemin kırılmasına bile üzülmedim insanlardan gelen “ben bugün kendim için … yaptım..” mesajlarını gördükçe 🙂 🙂 🙂 hayat paylaşınca güzel :):)
       
      öperim ziyadesiyle “şahsıma mahsus salı gece perisi” ahahah 🙂 🙂

  • Cevapla Ahmet Yonca 28 Kasım 2018 at 13:16

    Şu iş ve okul koşturmacaları beni o kadar yoruyor ki aynı bu bahsettiğiniz hisleri birebir yaşıyorum. Hatta sizin en büyük avantajınız bir deniz üzerinden gidebilmeniz olmuş 😁 Ben insanlarla iç içe metro dışında başka birşey göremiyorum bile. Şu piano arka planda çalmasa, kendimi o tekneden aşağı atardım 😁😁 Emeğinize sağlık.

    • Cevapla Nurdan Yılmaztürk 29 Kasım 2018 at 13:00

      Viyana’ da toplu taşımayı deneyimlediğim için seni çok iyi anladığımı söyleyebilirim lakin İstanbul 1 ülke kadar kalabalık olması itibariyle toplu taşımada tam 1 kabus. Ancak vapurda nefes alabiliyorsun, o da 1 yere kadar gidebiliyor. Ama dediğin gibi denizin üzerinde olmak harika. Ve o tekneden aşağı atlamak yok kesinlikle 🙂 🙂 çünkü bu yazının devamı haftaya, 1 başka güzel müzisyen eşliğinde..

    Cevap Yaz