Bir Katre Hayat

Hapsolan Anlardır Geleceğe Armağanımız

3 Kasım 2018

Hapsolan Anlardır Geleceğe Armağanımız

Fotoğraf çekmeyi ve çektirmeyi sever misiniz?

Fotoğraf çektirmek hızlı akan nehirde ikinci kez sevgiyle yıkanmanın sihrini taşır aslında. Zamana konan bir virgüldür.

Güneş tüm ihtişamıyla doğup batarken; tohum nazla boy verip, sabahın şefkatli okşayışıyla umuda çiçek açarken, bir zaman sonra sonbaharın usul rüzgarı sarının binbir tonunu çalar onun bedeninden, her geçen gün büyüyüp gelişen, derin kökler salan ağaç hızla akan yaşamın yorgunluğu ile tüm alayişinden soyunarak uzlete çeker nazlı bedeninini, sonsuz uykunun ağırlığı ile toprağa yeni tohumlar serper, adını ve neslini sürdürsün diye….

Ahmet Haşim’in de söylediği gibi “Bu bir lisan-ı hafidir ki ruha dolmakta…”

İşte bu lisan-ı hafi ile kaçınılmaz akıbetimize dolu dizgin giderken, dimağımıza yaşanmışlıklarımızı, gönlümüze sevdalarımızı, umutlarımızı, hüzünlerimizi koymak yetmez. Cebimizde de güzel anları ilk tazeliğinde saklamak isteriz. Bizi sürükleyen kadere isyan edemesek de bu güzel fotoğraflar kadere munzur bir nanik yapma fırsatı verir bize. Güzel anları deepfreeze atarız bu fotoğraflarla, albümleri karıştırırken hayatımızın en kıymetli anlarını tekrar yaşarken muhayyilemizde, teklifsiz bir tebessüm yerleşiverir dudaklarımıza.

İnsanoğlu bu…

Kayıpların ardından vakur bir edâ ile yas tutarken, hüznün doruklarında ağlarken ya da kederin dibinde aydınlığa yol ararken verdiği mücadelenin yorgunudur çoğu zaman. Bu yorgunluğun mükafatı “mutlu anlar”ı saklamak onun en doğal hakkıdır.

Hani o çok eleştirilen sahte gülüşler vardır ya fotoğraflarda bir çoğumuzu iğreti eden; yıkılmadım ayaktayım, yarına güzel anılar bırakmak istiyorum, içimde fırtınalar kopsa da acımı umuma açık yaşayamayanlardanım demenin bir başka ifadesidir aslında. Ben zamanla bu sahte gülüşleri maruz görmeyi de öğrendim kendim pek yapamasam da.

Ne çocuğumuzun doğduğu güne dönmek mümkün, ne hayatımızı mühürleyen imzayı attığımız güne, ne de aldığımız yaşların kutlandığı özel günlere…

Ama avuçlarımızda tuttuğumuz eski bir kağıtla kilitli bir sandığı açıp Alice misali o diyarlara seyahat mümkün aslında.

Fotoğraflar ki bize unuttuklarımızı hatırlatır ve o fotoğraflar ki bize geçen bir ömrün değerini hissettirir.

Çok özlediklerimizin tenine dokumasak da fotoğrafa akseden suretini okşayarak, firakın açtığı yarayı sarmak olası değil midir?

Nazım Hikmet, “Bir Fotoğrafa“ şiirinde;

“Demiştim sana hatırlarsan:
“Önemli olan ‘zamana bırakmak’ değil,
‘zamanla bırakmamak’tır..”

derken halet-i ruhiyemize tercüman olur.

Biz sevdiklerimizi özledikçe yâd etmek için, geçmişteki kendimizle barışabilmek için fotoğraflara sığınırız.

Belki de bu yüzdendir, fotoğraflarla Nazım gibi konuşmamız.

İşte bundandır fotoğrafa merakımız, sevdamız.

Hapsolan anlardır geleceğe armağanımız…

Şenül Korkusuz

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Yorum Bulunamadı

Cevap Yaz