Tanrı'nın Saati

Gezgin Ruh | Viyana

26 Kasım 2018

Gezgin Ruh

Gezgin Ruh

Bir vardık bir yoktuk…
Henüz bir karbon atomuyduk.

Begonvil açmış hayallerimizin peşinde koşmaya başladığımızda, bataklıktan gökyüzünü izleyen ve yıldızlara hayranlıkla bakan sinekler gibiydik.
Yolumu aydınlatan her ışık tanesine minnettardım. Ateş böceğini, karıncaaslanını, arıları izlerken kendimi hep onların yerine koyardım. Çiçeklere konup, kovanıma bal götürdüğüm de oldu, toprak içinde tüneller kazan karınca da oldum. Düşünerek her şeyi yaşayabilen, her evrede gezebilen bir sosyoiletişime sahip olmak büyük bir şanstı.

Ne zaman ki tarih ve geçmiş ile tanıştım, o zaman kendimi hayvanlar aleminden çıkarıp, insanların yarattığı hayata vermeye başladım. Anlamak ve o geçmişi yaşamak için karış karış geziyordum.

Piyano ile tanıştığımda 9 yaşındaydım. Ne Mozart, ne de Beethoven kim bilmiyordum.

Franz Kafka ya da Sigmund Freud kimdir bilmiyordum. Kitapların beni götürdüğü yollar o kadar güzeldi ki…

Yolum bir gün Arap yarımadasından Avrupa’ya düştü.

Sonunda doğru adresi bulup Viyana’nın kapısını çaldım.

Artık Mozart’ın nefes aldığı sokaklarda yürüyor, Kafka’nın adım izlerini takip edip Prag’a kadar gidiyor, arada bir de Nazım Hikmet’e rastladığım oluyordu.

Zweig’ın korkuları, Beethoven’in notaları, Freud’un kuramları kokuyordu kaldırım taşları.

Biraz ilerleyince Osmanlı’nın bıraktığı izlerle karşılaşıyordum.

Daha sonra kanlı bir sahne ve ürkütücü bir gerçekle yüz yüze geldim. Adolf Hitler de bir Avusturyalı, Kafka da… Aynı hava, aynı lisan, aynı şartlara rağmen, Kafka’yı öldüren verem hastalığı idi, diğerlerini ise Hitler… Hangisi daha acımasız yüzüydü bu güzel şehrin.

Tuna Nehri, Viyana


Tuna Nehri, Viyana

 
Tuna nehrinin kenarında kuğuları izlerken görüyorum masmavi, akşen renkli polinkaları.

Bulutların altında da, güneşin ateşinde de değişmiyordu hislerimin gölgesi. Seviyordum her notayı, yazılan aşkları ve hitametle haykırıyordum matem tutmuş umutlarımı.

Bir kar tanesi düşerken sonbaharın ortasında, ala bir gökkuşağı gibi şenleniyordu gözümde. Kış olmasını beklemeden yetişmişti ayazıma o kar tanesi. Biliyor muydu acaba onu ne kadar sevdiğimi?

İstanbul’u aldatıyordum. Bir Haliç’i düşünüyordum, sonra yine Tuna’ya sarılıyordum. Ayasofya’yı Stephan Katedrali’ne bırakıp, Galata Kulesini artık Schönbrunn’un yerine koyamıyordum.

Einstein ne kadar haklıydı Avusturya‘ya aşık olmakta…

Viyana

Geçmişte yolculuk yapabiliyordum araçsız ve kanatsız. Bir masa kuruyor Viyana’nın ortasına, kadehimi kaldırıyordum bütün bu anılarla.

Tam aşık olmalık yağıyordu yağmur.
Koluma kraliçe Elizabeth’i takıp geziyordum Laxenburg bahçesinde. Ağaçlarda oynaşan Siyami Hafireleri izliyorduk beraber. Olmayan hayatlara sığmayan kelimeler yüklüyor, birbirimizin gözlerine bakarak anlıyorduk yüreğimizden geçenleri.

Bir dörtlük dolandı dudaklarıma:

Kana kana susadım nihavendi flabortlarına
Kiste havli yaslandım omuzlarına
Bakışlarında yaşıyordu Sina ve Ruza
Ben sana vurgundum sen siyaha….
Sina ve Ruza da kim diye sordu bana,
Başladım anlatmaya…

Sina var olandı, Ruza olmayan… Birbirlerini asırlar boyu aradılar ve bir hiçlikte buldular izlerini. Kavuşamayacaklarını anladıklarında ağlamıştı gök ilk defa. Sina dayanamadı gözyaşlarına ve kendini feda etti hiçliğe. Bir anda dünyada çiçekler açmaya, yaşayan varlıklar doğmaya ve bunları birbirine kavuşturan insanlar var olmaya başladı.

Sina hiçliğe feda edince kendini, Ruza var olmaya başladı. Her şey ve herkes o göz yaşlarına muhtaçtı. Ruza’nın üzüntüsü yarattı hayatı. Sina’ya kavuşmak için…

“Bende bir hiçlikten gelip kavuştum sana Elizabeth” deyip açtım gözlerimi.

Geçmişe gidince kavuşuyorum ben de Mozart’la. Geçmişte yapıyordum en güzel bestelerimi Beethoven’la. O eşsiz mektupları olmayan Hayal ile yazıyordum Kafka’nın kalemiyle.

Evet, ben at arabalarının hala cirit attığı Viyana’yı anlatıyorum size.

Hofburg İmparatorluk Sarayı Önü | Viyana


Hofburg İmparatorluk Sarayı Önü | Viyana

 
Tarih ile Modernizmin birleşip, Gustav Klimt ile renklendiği şehir.

Bana kitaplar yazdıran, yalnızlığımı unutturan şehir.

Seviyorum…
Seveceğim
ve kıskandıracağım İstanbul’u.

Sina ile Ruza yaşattıkça beni.

Ahmet Yonca

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

14 Yorum

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 26 Kasım 2018 at 08:12

    Ahmetcim sen böyle; kentin sihrini avuçlarımıza bırakıp hepimizi büyülersen, tüm okurların Viyana’yı kuşatacak, fatih olarak da senin rehberliğini talep edecek, bilgin olsun 😉

    • Cevapla Ahmet Yonca 26 Kasım 2018 at 10:06

      Didem, böyle bir yoruma diyecek teşekkür derecesi bulamadım 🙂 Ben her geleni ağırlamaktan onur duyarım. Çıkın çıkın gelin 🙂 Güzel yorumun için minnettarım 🙏
       
      Sevgiyle…

  • Cevapla Nurcan Doğan 26 Kasım 2018 at 09:09

    Merhaba Ahmet, Sevgili editörümüz öyle güzel söylemiş ki üzerine söylenecek söz bulamadım. Başarılar dilerim, yolun açık olsun.

    • Cevapla Ahmet Yonca 26 Kasım 2018 at 10:19

      Değerli Nurcan, gerçekten Didem Hanım nokta atışı yapmış 🙂 Sana da ayrıca desteğinden ötürü çok teşekkür ederim

  • Cevapla Didem Elif 26 Kasım 2018 at 13:14

    Birebir şahsınıza iletmiştim ama buradan da yazacağım. Viyana’yı gördüğümde aşık olmuştum ben de. Büyüleyici bir enerjisi var gerçekten. Bazı şehirlerin kesinlikle enerjisi var sizi içine çeken. Size yazılar yazdırtıyorsa hele ne mutlu. Tebrikler yine bilgi dolu keyifli bir yazı.

    • Cevapla Ahmet Yonca 26 Kasım 2018 at 14:43

      Ben de sizinle olan iletişimim dolayısıyla bu konuyu seçmiştim 🙂 Ciddi manada sanat, edebiyat, Dpor için insanı tetikleyen bir büyüsü var. Avrupa’nın onlarca şehrini gezdim, gördüm… Yaşamak için beni bu kadar cezbeden başka bir yer olmadı. Değerli yorumuna müteşekkirim. 🙏🙏

  • Cevapla İrem Savaş 26 Kasım 2018 at 14:28

    Kaleminize sağlık Ahmet Bey;
     
    Viyana’yı ne kadar özlediğimi hissettim bir an…
     
    Viyana konulu daha çok yazınızı, keyifle okumak dileği ile 🙏🏼
     
    Hayat renkli, günler şeker 🍭

    • Cevapla Ahmet Yonca 26 Kasım 2018 at 16:40

      Genç İrem, Küçük İrem 🙂 Şanslı nesiller buraları görebildi, görecek. Ne zaman gelirseniz baş tacısınız. Ben ya Viyana’da ya da Kiel’de gömüleceğim 🙂 İkisine de beklerim.

  • Cevapla Nurdan Yılmaztürk 27 Kasım 2018 at 00:19

    İstanbul kıskanır muhakkak.. Viyana’ ya yazdığın bu methiyeleri 🙂 🙂
    Viyana, katedralinin çanlarıyla şehre girişimde beni selamlayan, sokaklarında adım başı rastladığım ve hatta ba(ğ)zılarına pizza yerken :):) denk geldiğim yüzlerce Mozart’ ı ile beni gülümseten, 1 akşam Schubert’ in heykeli önünde beni hüzünlendiren, 1 gece ansızın sokaklarında kaybolduğumu fark ettiğimde bana korkusuzca yolumu bulduran ve ne kadar gezersen gez sonu olmayan asil şehir..
    1 daha hatırlattın bana tüm bunları Ahmet.. Teşekkür ederim.. 🙂 🙂

    • Cevapla Ahmet Yonca 27 Kasım 2018 at 01:17

      İlk kitabımda da İstanbul ile ilgili bir şiir yazmıştım 🙂 Onda da İstanbul’u bir kadın ile kıyaslamıştım 😆😆 Ben İstanbul’a aşığım, fakat İstanbul’u sanat şehri, eğitim başkenti yapabilecekken, hor kullananlar utansın. Oysa Viyana gerçekten benim kendimle Aşk yaşadığım bir yer. O yüzden her gelenin anıları olacak bu mekanda,sizleri ağırlamaktan onur duyarım.

  • Cevapla Fatma Yonca Sevim 27 Kasım 2018 at 21:41

    Bizi ağırlamaktan da onur duy gelelim yine. Muhteşem anlattın Viyana’yı haklısın.

    • Cevapla Ahmet Yonca 27 Kasım 2018 at 21:47

      Canım ablam, bal ablam. Buraları gördün. Sen gel yine, başımın üstünde yerin var. 😘😘

  • Cevapla Zeynep Mete 28 Kasım 2018 at 04:53

    Sevgili Ahmet, derler ki şehirlere ruh veren o şehirlerde yaşayanlardır, eminim sizsiz bu kadar güzel olmazdı bu şehir. Kaleminize sağlık.

    • Cevapla Ahmet Yonca 28 Kasım 2018 at 04:58

      Bu muhteşem yoruma layık görüldüğüm için çokkkkk teşekkür ederim… Benim ben için olan görüşüm :”Ben bir hiçim”. Beni nereye ve neye ait görürseniz, oyum…

    Cevap Yaz