Biraz Kitap

Felice’ye Mektuplar

27 Kasım 2018
Felice ‘ye Mektuplar | Franz Kafka


Felice’ye Mektuplar | Franz Kafka

 
Kafka ve Felice Bauer arasındaki mektuplaşmalar 1912’de başlayıp 1917’ye kadar sürüyor.

İki kez nişanlanıyorlar. Sonra kesin ayrılık. Felice başkasıyla evleniyor.

Kafka, Felice’nin Mektuplarının Beğenmiyor

1912-1917 arası dedim ya mektuplaşmalar. 5 yıl. Mektup ilişkisi gibi bir şey. Kafka sürekli yazıyor ve zaman zaman Felice’nin kendisi gibi uzun ve detaylı yazmamasına bozuluyor.

Bazen de kızın yazdığı mektupları beğenmiyor:

“Öyle bir havada yazmışsın ki, halin bu idiyse sadece kart yazsaydın keşke bana.”

Kız senin gibi edebiyatçı olmadığı için onun adına özür dileyelim, ne yapalım?

Kızın mektuplarını beğenmediği gibi okumasını da beğenmiyor:

“Mektuplarımı sadece üstünkörü okuduğun sonucuna varıyorum.”

Tahammülü Zor Bir ilişki

Sürekli mektuplaşıp herhangi bir adım atılmaması tahammül edilebilir gibi değil bence. Zannediyorum Felice de sonunda tahammül edemedi.

Çevirmenlerin girişteki yazısında belirttiği gibi “Felice Bauer’in bu ilişkide ne kadar yıpranmış olabileceğini düşünmeden, yer yer Kafka’ya kızmadan edemedik.”

Kafka: “Canım, söylesene neden böyle mutsuz, hiç şüphesiz uzun vadede mutsuzluğu bulaşıcı olan bir oğlanı seviyorsun ki?” diye soruyor Felice’ye.

Gerçekten Felice, neden?

“Bu mektuplar benle ilgili hayallerinin dağılmasına neden olmuyor mu ister istemez?” diyor Kafka. Biliyor adam kendini.

Buluşamam Sadece Mektup

Yazmayı hayattaki her şeyden daha çok seviyormuş Kafka.

“Benim hayat tarzım sadece yazmaya ayarlı.” diyor zaten.

Bir gün Felice sürpriz yapıp gelecek diye aklı çıkmış Kafka’nın:

“Bir anlığına telgrafta şöyle yazdığını düşündüm: ‘İstasyona koş. On beş dakika içinde orada olacağım.’ İtiraf ediyorum, böyle bir telgraf feci korkuturdu beni.”

Ne güzel işte o kadar sevdiğin kız geliyor. Ama beyimiz feci korkuyor onun çıkagelmesinden. Çünkü anca yazmak.

Sevgili olmalık bir adam değil. Mektupları okurken de sürekli Felice Allah aşkına bırak şunu, dedim. Çekilecek çile değil.

“En azından sezinliyor olmalısın, benim kesintisiz bir mektuplaşma talebimin esas nedeninin aşktan gelmediğini, tersine benim mutsuz ruh halimden geldiğini.”

Şiştim, yemin ediyorum şiştim okurken.

Neyse ki akıllı kız Felice. Demiş ki (Ortak arkadaşları Max’e demiş. Max de Kafka’ya yetiştirmiş.)

“Bu nasıl oluyor bilmiyorum, bana çok fazla yazıyor, ama mektuplar anlamlı bir noktaya götürmüyor, konunun ne olduğunu anlamıyorum, biz birbirimize yakınlaşmış değiliz ve bunun olacağının da işareti yok, şimdilik.”

Kız haklı.

Biraz Ötede Ezikler Misin Kendini?

“Doğa kendi yolunda ilerliyor, yapacak bir şey yok, ben seni daha yakından tanıdıkça seni daha fazla sevdim, sen beni daha yakından tanıdıkça sen bana karşı daha az tahammüllü oldun.” diyor Kafka.

Ya ne olacağıdı? Biraz da iğneyi kendisine batırsın, diyeceğim ama zaten yapıyor bunu. Gayet iyi tanıyor kendisini.

“Bana baktığında miden kalkmıyor mu hala?”

Ya off!

Evlenme teklif ediyor Felice’ye, sonra kabul etmesinden korkuyormuş gibi davranıyor:

“Evlenmekle, birisine bağlanmakla beni ben yapan o hiçliğin ortadan kalkmasıyla mahvolacağıma, hem de tek başıma değil karımla beraber mahvolacağıma, ve bunun da ne kadar çok seversem o kadar çabuk ve korkunç olacağına dair kesin kanaatim var.”

Felice Allah’ının aşkına bırak bu adamı, hiçliğinde boğulsun, lütfen.

“Sahip olduğum en sevdiğim insanı kendime reva görmüyorum, bırakıyorum, varoluşumdan gelen genel bir insani isteksizlikle ona elimi uzatmakta tereddüt ediyorum.”

Ağır konuşacağım ama.

Anneler de Mektuplaşır.

Mektuplaşmak da aslında şimdiki mesajlaşmanın daha yavaş şekli.

“Sizden bir mektup gelip gelmeyeceği ve ne zaman geleceği muamması…” bugünün mesaj beklemesiyle aynı his.

Sık sık posta kutusunu kontrol ediyor Kafka.

Bazen mektuplar yanlış adreslere gidiyor.

En kötüsü de mektupları annelerinin okuması. Bu gençlerin bir özeli olmasın mı?

Mektuplaşmalar ve ilişki ilerledikçe aileler de dahil oluyor ve anneler de birbirlerine ve gençlere mektup yazıyorlar.

Annen bana şunu dedi, annene şunu dedim, babana da yazayım mı… diyorlar birbirlerine.

Aşk Dolu Cümleler

Bak bak laflara bak şimdi:

“Ağzım tamamen sana ait, başka hiç kimseyi öpmüyorum, ne annemi babamı, ne de kardeşlerimi.”

“Eğer fotoğrafçının oralardan geçersen çektiği resimlerden hiçbirinin bunun kadar çok öpülmediğini söyle ona.”

“Eğer birisi bir başkasını düşündüğünde ötekinin rahatını kaçırabilseydi, gecenin bir yarısında sıçrayarak uyanabilirdiniz.”

Ay ayıp gibi aslında bunları okumak. Adam bunları yazarken milyonlarca insanın okuyacağını düşünmemiştir herhalde, özelini dökmüş kağıda, biz de böyle çatır çatır okuyoruz, hatta bir de alay ediyoruz. (Ben ediyorum gerçi sadece.)

Kötü Alışkanlığı Yok Ama

“Sigara içmiyorum, alkol kullanmıyorum, kahve yok, çay yok, çikolata yemediğimi de söylemeliyim.”

Ama işte kendine güveni yok. Üstelik cinsel anlamda çekici de değil. (30 yaşında ama söylediğine göre 20’li yaşlarda gözüküyormuş ve 55 kiloymuş.)

Babası uzun boylu, güçlü kuvvetli bir adam. “Ailenin ahengi bir tek benim sayemde bozuluyor.” diyor Kafka.

Fotoğraf Like’lama

Arada birbirlerine fotoğraf gönderiyorlar. Bazı fotoğrafların geri gönderilmesini istiyorlar, ödünç alınmış olduğu ya da başka bir örneği olmadığı için. (Bu tıpkı sevgilisine müstehcen bir fotoğraf gönderip “Baktıktan sonra sil aşkım” demek gibi değil mi?)

Kafka bu fotoğrafları çılgınlar gibi inceliyor. Toplu bir fotoğrafsa fotoğraftaki diğer herkese de dikkatle bakıyor.

Şunun üzerindeki kıyafet yakışmış, ona yakışmamış, yüzü biraz durgun, gözleri şöyle, burnu böyle…

“Birkaç kız bir araya geldi mi hemen grup resimleri çekilir ya, olmazsa olmaz bir şeydir bu.” diyor.

Bu konuda bugün de değişen bir şey yok.

Bugünlerde yaşıyor olsaydı Instagram’da çılgına dönerdi herhalde Kafka. Benim takipçim olsa engellerdim. Böyle incelenmek çok rahatsız edici.

Mutsuzluktan Beslenme

Mutsuzluk, huzursuzluk hayat biçimi olmuş onun, nefes alma kaynağı adeta.

“Söz konusu ben olduğumda nereye gittiğim hiç fark etmiyor, nerede olursa olsun kendimi rahat hissetmeyeceğim nasıl olsa.”

“Benim esas korkum o ki -bundan daha kötüsü söylenemez ve işitilemez- sen hiçbir zaman benim olamayacaksın.”

Bu korkusunda haklı çıkıyor. Baba olamama, evlenememe gibi korkularında da.

Vejetaryen Kafka

Kafka vejetaryen. Et yememeye dair kararı hayvan sevgisi ya da canlıların yaşam hakkı gibi bir şeyden kaynaklanmıyor. Yemek yemekle pek arası yok, ondan. Bundan Felice’ye bahsediyor. Ama Felice’den umduğu gibi bir tepki alamıyor:

“Gelecekteki vejetaryen mutfağımız hakkında bir şey söylemiyorsun. Bense sevinç çığlıkları atarsın demiştim.”

Oleyyyyyy Kafka inanmıyorum demek vejetaryensin, sevgilim hep vejetaryen olsun istemiştim, çok etkilendim vejetaryen olmandan, hemen gel sevişelim.

Evlilik Dışı Çocuk

Buraya kadar son derece sıkıcı ilerleyen mektup okumaları bir dipnotla hareketleniyor benim için:

“Kafka’nın Felice Bauer’le yazıştığı dönemde Felice Bauer’in arkadaşı Grete Bloch’la yazışması da önemli bir yer tutuyor. (…) Bu aynı zamanda erotik boyutu olan bir ilişki. Hatta aralarında fiziksel yakınlaşma olup olmadığı da tartışmalara konu oluyor. Max Brod’a bir mektubunda söz ettiği üzere 7 yaşındaki evlilik dışı oğlu 1921’de ölmüş; yaşı dikkate alındığında Kafka’nın çocuğu mu sorusu akla geliyor? Brod’un yorumuna göre G.B.’nin mektubunda böyle bir ima var.”

Bizim mektup yazmaktan başka yakınlaşma şekli bilmeyen Kafka’nın evlilik dışı bir çocuğu varmış meğer.

“Kafka, Grete Bloch’a 29.10.1912 tarihli ilk mektubunda buluşma isteğinde bulunuyor.”

Felice ile buluşmaktan, görüşmekten ölümüne korkan Kafka, Grete ile hemen buluşmak istemiş.

Kafka ile Grete onlarca mektup yazmışlar birbirlerine. Bunun bir yerlerde kitabı var mı bilmiyorum. Diyorlar ki o mektuplarda “Kafka ile Grete arasında samimiyet derinleşiyor, yer yer duygusal yakınlaşma ve Kafka’nın Grete Bloch’a kur yaptığı görülüyor.”

Ayrılık

Felice son derece akıllı davranarak ayrılmış Kafka’dan.

Çekilecek çile değil çünkü…

Saygılarımla,
Hülya Erarslan

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

6 Yorum

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 27 Kasım 2018 at 08:41

    Tanrımmm daha yorumu okurken, mektupları okumaya kalkışsam hissedeceğim tüm sıkıntı oturdu üzerime. Geçen hafta Kafka’nın Dava’sıyla zorlu bir süreç geçirdikten sonra, kararımı verdim; okumasam iyi olur “Felice’ye Mektuplar”ı.
     
    “Babaya Mektup”ta sinir krizi geçiren ben, bunları okusam ne hissederim tahmin etmek zor değil. Birçok okurun, inanılmaz duygusal, hassas, “bu dünyanın insanı” değil olarak tanımladığı Kafka’yı bir benim antipatik, bencil, güvensiz, egoist bulmadığımı görmek iyi geldi 😝
     
    Ayy resmen daha yorumla sinir oldum kendisine gene. Pöfff susayım ben en iyisi…

  • Cevapla Hülya Erarslan 27 Kasım 2018 at 10:03

    Haftaya Milena’ya Mektuplar, ondan sonraki hafta da Babaya Mektup’tan bahsetmeyi planlıyorum.
     
    Hepsini okudum, yaptım bunu kendime, evet.

  • Cevapla Ahmet Yonca 27 Kasım 2018 at 13:35

    🤣🤣🤣🤣 ‘Aşkım baktıktan sonra sil’ kısmına bayıldım 🤣🤣🤣 Günümüzün sapıkowski türlerinin başlıca sözü. Sonrasında Kafka insanı verem eder derken, kendini verem etmiş…
     
    O zamanlar efekt olmadığı için, makyaj estetik falan Kafka, Felice’nin onu beğenmeyeceğinden korkuyordu. Ayrıca aynı Leyla ile Mecnun gibi bir tarz yakalayıp sadece mektuplaşmak içinde ilişki yaşıyor gibi görünebilirdi.
     
    Neyse ki ben, böcüklü kitabından sonra okumadım bir daha onu 😆😆 Senin yazdığın şu eleştiri on kat daha güzel ve eğlenceli oldu 🤣🤣🤣

  • Cevapla Hülya Erarslan 27 Kasım 2018 at 15:14

    Tişikkirler 🙂

  • Cevapla Ayşe Dikmen 30 Kasım 2018 at 09:05

    Sabah sabah çok güldüm Hülya Hanım yazınıza…
     
    Sayenizde Kafka’yı tanıma fırsatı buldum ama tanımayaydım daha mı iyiydi bilemedim 😂
     
    Şaka bi yana Kafka da bizim Orhan Babamız gibi. “Beni böyle sev seveceksen. Girme ömrüme, girme gönlüme, ne dertliymis bu diyeceksen” demiş ya, Kafka da o hesap; ben mutsuzum zaten, evlenirsem iki kişilik mutsuzluk olur bunu düşünemiyorum demekle sevdiceginden şunu duymak istiyor bence, “Kafkacım ben seninle olayım yeter ki mutsuz olmaya da razıyım, sensiz ben zaten mutlu değilim…”
     
    Ben Kafka’yı çözdüm; yanlışsam yanlışsın deyin. Felice’ye platonik aşık, onunla anca mektuplaşacak diğerini de (adını bilemicem şimdi) cinsel obje olarak görüyor. Aslında hangisini seviyor derseniz onu bilemicem. Bence kendini seviyo sadece…
     
    Sevgiyle kalın 😄

  • Cevap Yaz