Bursa ve Ben

Oğlum Kanada’da

17 Eylül 2018

Bir haftadır uyku düzenim alt üst olmuş durumda.

Uykusuzluktan tavan yapan migren krizlerinden dolayı da saatlerce katatonik halde yatakta yatıyorum. Tüm bunların sebebi ne mi? Anlatayım…

Demir yani oğlum seneye değişim programıyla 12. sınıfı Kanada’da okuyacak. Bu sebeple bu sene bir ay aynı okula oryantasyona gitmesi gerekti.

Elbette ayrılıklar zor. Kolay yollamadım 14 yaşındaki çocuğumu dünyanın öbür ucuna. Fakat sorun bu değil…

Soruna geçmeden önce bizi Kanada’ya götüren serüvenimizi anlatayım.

İlk kez, on yaşında resmen minnacık bir oğlanken İngiltere’ye yaz okuluna gitmişti Demir. Okuduğu okulun önünden teslim aldıkları çocukları havaalanına götüren otobüste, en ufak çocuktu oğlum. Delikanlı ve genç kız gibi gözüken öğrencilerin yanında benimkinin yapayalnız ve minnacık halini görünce yüreğime saplanan acıyı tarif edebileceğimi sanmıyorum. Tek bir yaşıtı yoktu. Hiçbir veli 10 yaşındaki çocuğu İngiltere’ye yollamaya cesaret edememişti. Lise talebeleriyle bindiği otobüsteki korkmuş ama güçlü durmaya çalışan hali hâlâ gözlerimin önünde. Kolay kolay hafızamdan silinebileceğini de düşünmüyorum.

İlk günler biraz zorlanmıştı İngiltere’deki okulda fakat dediğim gibi güçlü bir çocuktur ve birinci haftanın sonunda adapte olmuştu bile. Potter’ın Hogwarts’ına benzeyen, doğanın ortasında, tarihi bir bina olan bu okulda üç hafta kalmış, dördüncü hafta da okulla beraber Fransa’ya Euro Disney’e gitmişlerdi. İnanılmaz mutlu dönmüştü bu deneyimden.

Ardından 12 yaşında gene aynı okula yolladık yaz kampına. Bu sefer okulu ve bölgeyi de bildiğinden, kendi arzusuyla gitti. Hatta 13 yaşında yeniden aynı okula gitmek istediğinde babası “Yok artık, devamlı aynı okul olmaz. Farklı yerler de görmelisin.” deyince Kanada’da okuması gündeme geldi.

Geçen kış belli oldu Kanada programı.

Açıkcası bu sefer tüm bir eğitim yılı uzakta olacağından ve Kanada dünyanın bir ucu olduğundan her zamankinden biraz daha üzgün ve tedirgindim.

Daha bir sene var gitmesine diye kendimi avuturken, sonbaharda okulların açılmasıyla -orada bizden biraz daha önce açılıyor- bir ay oryantasyona gitmesi gerektiğini öğrendik.

Hiçbir zaman, okul için bile olsa, ayrılmamız fikrine bayılmadım. Duygusal ve çocuklarınıza yapışık yanınız kesinlikle hoşlanmaz ayrılıktan. Fakat sonunda mantık devreye girer, onun için ne denli büyük bir kazanım olduğunu kendinize hatırlatır ve durumu kabullenme sürecine geçersiniz.

Kanada söz konusu olduğunda, daha önceki yaz okulu tecrübeleri ve babasıyla sık sık yurt dışına yaptığı gezilerden dolayı açıkcası ne dil anlamında, ne de kültürel anlamda çok zorlanacağını düşünmemiştim.

Ondan daha çok kendim sıkıntı çekeceğim sanıyordum. Özellikle boşanmanın ardından çocuklarla daha bi’ yapışık yaşadığımdan, bir ay Demir’in olmayacağını bilmek çok üzücü geliyordu.

Kızım da ben de sefil haldeydik Demir gitmeden önce.

Nil son gece resmen hüngür hüngür ağladı abisinin arkasından. “Gitmesin. Geri gelsin. Zaten İngilizcesi de iyi, ne diye gidiyor?! İstemiyorum! Kanada çok uzak!” diye feryadı basınca kendi üzüntümü unutup onu teselli etmek mecburiyetinde kaldım.

Demir ise bizim perişan hallerimize bıyık altından gülerken, ona bu kadar düşkün olmamızdan da keyif alıyor gözüküyordu. Hafif bir üzüntü onu da sarmış olmasına rağmen her zamanki olgunluğuyla bize belli etmemeye çalışarak bavulunu, sırt çantasını alıp evden çıktı.

Bu arada söylememe gerek yok; elbette giden öğrenciler arasında gene bir tane bile Demir’in yaşıtı yok. Herkes 11 veya 12. sınıf, Demir ise 9.

Yaşının küçüklüğü ve yalnızlığı hem yaşadıklarını kaldırmasında problem yaratıyor, hem de tüm bu süreci tek bir arkadaşı olmadan geçirmek zorunda kalıyor. 17 yaşındaki gençler 14 yaşındaki bir çocuğa pek pas vermiyor anlayacağınız. Bak gene ağlayacağım, pöfff 😥

İngiltere aktarmalı ve oldukça uzun süren -nerdeyse bir gün- yolculuğun ardından Victoria, Kanada’ya vardıktan sonra ilk gece otele yerleştiler.

Victoria, Kanada


Victoria, Kanada’nın Britanya Kolumbiyası eyâletinin başkentidir. Kent Vancouver Adası’nın güneydoğu ucunda, Juan de Fuca Boğazı kıyısında yer almaktadır.

 
Jetlag’den uyuyamadığı, yorgun, hafif de korkmuş olduğundan ilk geceyi saatlerce benimle WhatsApp’dan yazışarak geçirdi.

10 Eylül Pazartesi

Ertesi gün okuldaki tanışma toplantısına götürdüler çocukları. Ardından da bir ay boyunca yanında kalacakları ailelere teslim ettiler.

Şu aile yanı olayı da sinirimi bozuyordu 🤔

Daha öncekilerde okulda kaldığından, aile yanında kalma olayını nasıl becerecek bilmiyordum. Benimki zaten doğru dürüst birşey yemez, bir deri bir kemik -kime benzemiş acaba 😝- elin Kanadalı’sının yemeklerini nasıl yiyecek, çocuğa nasıl davranacaklar… Vesaire, vesaire kuruyordum işte.

📍 Aile yanında kaldığı evin videosunu izlemek isterseniz, burayı tıklayabilirsiniz.

Evde kaldığı ilk gece telefonda konuşurken bir ara sesi titriyor, ağlıyor gibi geldi. Telaşla “Ağlıyor musun sen?” diye sordum. “Yoo ağlamıyorum” deyince hatların iyi olmamasından öyle hissettiğimi sandım. Oysa benim hassas oğlum, annesini üzmemeye çalışıyormuş.

O gece artık uykusuz ikinci gününü geçirdiğinden çabucak uyudu.

11 Eylül Salı

Sabahın beşinde uyandı salı günü.
Türkiye’de saat 15:00
(On saat geriler bizden.)

WhatsApp’dan yazınca hemen cevap verdim ve bu konuşma onun normal uyanma ve hazırlanma saati olan 07:30’a kadar iki buçuk saat devam etti.

“Burası çok soğuk, karanlık, dışarda kurtlar (🤔😉) uluyor ve çok korkuyorum. Sakın kapatma telefonu” dedikten sonra benim o WhatsApp’tan çıkma seçeneğim yoktu zaten.

Bu arada aslında evde yaşıtı yabancı bir öğrenci daha var. Çinli. Bu çocuğumuz iki senedir aynı ailenin yanındaymış ve kendi düzenini kurduğundan o da pek Demir’e pas vermemiş. Demir’in dediğine göre zaten çoğu değişim öğrencisi Çinli’ymiş. Yani bizim Çinli kendini pek de yalnız hissetmiyormuş.

Sabah, Demir’in aktarımıyla, kahvaltıda reçelli tost yedikten sonra Çinli’yle okulun yolunu tutmuşlar. Okulla evin arası 15 dakikalık yürüme mesafesi. Çinli bir iki gün Demir’le gidip gelecek ama sonrasında Demir başının çaresine bakacakmış.

Ağlayarak Gelen İlk Telefon

Demir’in okulu 15:15’te bitiyor. Bizim saatimizle gece 01:15’te beklediğim telefon dört saat önce geldi.

“Migrenim tuttu. Çıldırmak üzereyim” diye ağlıyordu.

Demir de benim gibi migren hastası. Sekiz yaşında konuldu teşhis. O yaştan beri bununla nasıl baş etmesi gerektiğini biliyor. Ağrının geleceğini hissettiği anda ilaç içmesi gerektiğini, elektronik aletleri elinden bırakıp karanlık bir odada yatması gerektiğini ve diğer herşeyi gayet iyi biliyor ve uyguluyor.

Bavuluna migren ilacını elbette koymuştum ama okula giderken yanına alma ihtiyacı duymamış. Uykusuzluk, stres, hava değişimi hepsi birden üstüne çullanınca, okulda aniden girmiş ağrı.

Yanında ilacı olmadığı için ağrının şiddetleneceğinden, kusmaya başlayacağından ve iğne olmadan durduralamayacak hale gelmesinden endişe ediyordu. Daha doğrusu endişenin ötesinde, dehşete düşmüştü denebilir. Dünyanın bir ucunda bu ağrıyla tek başına nasıl mücadele edeceğini kestiremiyordu. Daha önce yaşadığı hastaneye kaldırılma ve günlerce geçmeyen ataklar aklına geldikçe yılgıya kapılıyordu.

Hemen oradaki bağlantımız Safa Abisine ulaştım. Zaten okuldan da aramışlar. Safa gitti, Demir’i alıp kaldığı eve bıraktı.

İlaçları içip bir süre dinlendikten sonra çok şükür ki korktuğumuz kadar kötü bir atak olmadığını anlayarak rahatladık.

Veee Demir konuşmaya başlar.

Anneyi üzmemeye çalışmak buraya kadar. Sonuçta çocuk 14 yaşında. Dayanma gücü bir yere kadar.

O gece, sabahın altısına kadar elimden telefonu bir daha bırakamadım. Internet bir saniye çekmese veya ben geç cevap versem Demir anında paniğe kapılıyordu; “Anne. Anne. Anne!!! Orda mısın?!!”

Genel olarak altı saat boyunca aynı şeyleri söyleyip durdu:

Dönmek istiyorum!
Alın beni burdan!
İğrenç bir yer burası!
İngiltere ile alakası yok!
Hiçbir şey yok!
Köy gibi bir yer, sadece bir bakkal var!
Yatak odam senin soyunma odandan küçük!
Ev halkını da hiç sevmedim!
Yemekler iğrenç!
Dışarda yemek yiyebileceğim bir yer yok!
Kalamam ben burada bir gün daha!

Aslında kendim dönebilirim! 😳

Yemin ederim bir ara havaalanına gidip, ilk uçağa atlayıp dönecek sandım. Yapar mı yapar benim deli oğlan. Yalvar yakar sabahı sabah ettik. Yani ben ettim. Telefonu kapadığımda bende sabahın altısı onda ise akşamın sekiziydi.

12 Eylül Çarşamba

Gene sabahın beşinde ağlayarak uyanmış ve beni aramıştı.

Biz de saat 15:00

Artık ben de Kanada saatiyle yaşıyorum hayatı bu arada. Demir’in çektiği stres, üzüntü ve uykusuzluğu ben de yaşayınca ana-oğul karşılıklı migren savaşı veriyoruz.

Çarşamba sabahı yaptığımız telefon konuşmasını konusu; “Bugün okula gitmesem.”

Safa Abisi de eğer kendisini ertesi gün de iyi hissetmezse evde kalabileceğini söylemişmiş.

Evde kalmak demek, dört metre karelik odada tüm günü geçirmesi anlamına geldiğinden bunu yapmasını arzu etmiyordum. [Demir’in Aile Yanındaki Odası]

Okula gitmek istememesinin bir sebebi de derslerdi. Dün migren atağının girdiği ders sosyalmiş.

“Ben Türkçe sosyalden birşey anlamıyorum. İngilizceyi nasıl anlayayım. Anlamaya çalışmaktan beynim çatladı sonunda” diye isyan edince Safa’yı yeniden aradım. Derslerin bazılarını değiştirebileceklerini söyledi. Mekanik derslere geçmek Demir’i daha mutlu edebilirdi. (Sonuçta öyle de oldu 🙏🏻)

Demir’in durumundan ve geri dönmek istediğinden bahsettiğimde;

“Endişe etmeyin, ilk hafta hepsi böyle oluyor. Siz ilk kez yaşıyorsunuz, ben yüzüncü kez. Göreceksiniz ilk haftanın sonunda düzelecek”

deyince

“Hadi inşallah”tan başka söz edemedim.

Tanrım gelecek telefon faturasını düşünemiyorum.

Elimden geldiğince WhatsApp üzerinden konuşmaya ve yazışmaya çalışıyorum fakat Internet çekmediği an arıyor kuzum. Yalvar yakar kapattırmaya çalışıyorum telefonu 😔

“Sen de olmasan ben ne yapardım? İyi ki varsın.” deyip duruyor. Gelince beni başının üstünde taşıyacakmış 😁

Okuldan geldiğinde bizde saat gece bir oluyor ve en erken dörtten önce kapatmama izin vermiyor. Dörde kadar dayandığımda bile onun önünde upuzun ve yalnız bir gece oluyor.

13 Eylül Perşembe

Her zamanki gibi gene 05:00’te uyandı. Dün dersleri değiştirdiğimizden, ilk güne göre daha keyifli bir gün geçirmişti. Bunun güveniyle daha az isyan ederek okula gitti.

Çinli onunla son kez yürüdüğünden okula giderken yolda birkaç fotoğraf çekmesine karar verdik.

Tüm gün okulda her teneffüs aradı. Allah’tan okuldan Internet’e bağlanabilmesi için şifre vermişler, WhatsApp üzerinden arayabiliyor artık. Babası Internet paketini de yükseltmiş, daha ne isteyelim 😉

Bu arada sonunda istediğimi yapıp, okulun fotoğrafını çekti. İngiltere’deki şato gibi okula benzemediği kesin 😂 Hapishaneyle fabrika binası arası birşey.

Buyrun fotoğrafı aşağı ekliyorum:

Kanada | Demir’in okuduğu okul


Royal Bay Secondary School
Victoria, Kanada

 
Bugün okuldan kendi başına döndü yürüyerek. Arada sabah çektiği fotoğraflara danışarak da olsa çok şükür yolu buldu ve eve döndü. Demir’in yolda çektiği videoları izlemek için alttaki bağlantıları tıklayabilirsiniz 👇🏻👇🏻

Kanada | Demir’in okuldan eve dönüş yolu – 1
Kanada | Demir’in okuldan eve dönüş yolu – 2

Okuldan döndükten sonra, WhatsApp konuşmalarımız sırasında, yanında kaldığı aileye hediye etmesi için babasının bavuluna koyduğu kestane şekeri ve lokumu verip vermediğini sordum. Vermemiş.

– Aa a neden?

– Vermedim, vermeyeceğim de.

– Oğlum deli misin neden vermiyorsun?

– Vermeyeceğim. Eve getireceğim. Beraber yeriz.

– Annecim alırım ben sen gelmeden. Beraber onu yeriz.

– Olsun, ben gene de bunları vermeyeceğim.

– Annecim, bavulunda da inanılmaz yer kaplıyor ve ağırlar da. Ver annecim.

Ne dediysem ikna edemedim. Nuh dedi, peygamber demedi. En son ağırlıktan kurtulmak için lokumları kendi yemeye, kestane şekerlerini de ne olursa olsun geri getirmeye karar verdi.

Güleyim mi, kızayım mı bilemedim. Zaten o kadar mutsuzdu ki daha fazla üzerine gitmemeye karar verdim.

Okuldan eve kendi dönünce, biraz güveni yerine geldiğinden, daha önce Çinli ev arkadaşının götürdüğü markete -onun deyimiyle bakkal- kendi başına gitmeye karar verdi.

Meyve, abur cubur almış kuzum. N’apsın evdeki yemeklerle damak tadı pek uyuşmadı. [Market videosu için tıklayabilirsiniz.]

Bu gece devamlı konuşmadık, en azından yarım saatlik molalar vermeme izin verdi 😉 Gece de daha erken yatabildim.

14 Eylül Cuma

Sabah beşte uyanma ritüelimiz hala değişmedi. Gözünü açar açmaz WhatsApp’dan yazıyor.

Gece ben uyuduktan sonra lokumlarla ilgili yeni bir plan geliştirmiş.

Hapistekilerin duvara çentik atması gibi, Demir de lokumları yiyerek geri sayacakmış. Tüm lokumları saymış, geri kalan günlerine bölmüş, günde beş tane yemesi gerekiyormuş.

“Lokumların ne kadar çok olduğunu gördükçe sinirim bozuluyor, o zamanlarda seninle bulduğumuz motto geliyor aklıma: Tek tek. Gün Gün. Bitecek.”

Çocuğunuzun başka bir kıtadan bu cümleleri kurmasına dayanmak, inanın çok da kolay birşey değil.

Bugün de okul, bakkal, oda üçlüsü arasında geçti. Artık “Döneceğim” diye tutturmuyor. Kabullendi. Geriye “Sıkılıyorum”lar kaldı. Onda da çok haklı.

Okulu ve kaldığı ev, şehir merkezinin dışında. Etrafında yürüme mesafesinde hiçbir şey yok. Merkeze inmek için otobüse binmesi gerekiyor. Bunu öğrenmesi için ısrar ediyorum.

15 Eylül Cumartesi

Bu gün yediye kadar uyudu 🙏🏻

Ama okul da olmadığı için inanılmaz sıkıcı geçti tüm günü.

Otobüse binemiyorsa, taksiyle şehir merkezine gitmesini tavsiye ettim. Burada taksi yok, diye itiraz etti. Safa Abi’nden öğren taksi çağırmayı diyorum. Ona da “Yok” diyor.

Yapacak birşey yok. Tüm gün konuşabildiğim kadar WhatsApp’da onunla yazıştım, sıkılmasın diye. Günlerdir geçmeyen baş ağrım bugün tepe noktasına ulaştı. İçtiğim ilaçlardan zehirlenmeme ramak kala ağrı hafifledi.

16 Eylül Pazar

Sabah yedide uyandı.

Dün o kadar sıkılmış ki artık “taksi” fikrime sıcak bakıyor. Tek endişesi eve nasıl döneceği. Bana konum atmasını, eve dönerken de taksi şöförüne oradan adresi göstermesini söyleyince kafasına yattı.

O haritayı yollayınca ikimiz de etrafında neler var diye incelemeye başladık. Ve bakın 5 km ilerde Demir ne buldu 👇🏻

Kanada | Victoria Kısmi Harita

McDonald’s, Walmart, Starbucks…

Oğluma cenneti göstersem bu kadar sevinirdi. Anında sesi değişti. Beş km neydi ki? Kuzum 45 dakikada yürürdü onu. Elinde harita da vardı. Haritayı takip ederek gidebilirdi.

Dokuzda evdekilerle kahvaltı yaptıktan sonra onlara gideceği yeri, geç kalabileceğini, merak etmemelerini söyledi. Evin annesiyle birbirlerine telefonlarını verdiler.

Demir, sırt çantasına telefonunu, ne olur ne olmaz diye sarjını, migren ilacını ve bir şişe suyunu koyup yola koyuldu.

Sesi bir haftadır ilk kez mutlu geliyordu. Çünkü artık umudu vardı. Bir ay boyunca sadece bir bakkala mahkum olmadığını biliyordu.

Yol boyunca elbette benimle konuştu. Ne kadar heyecanlı olduğunu anlatamam. İlk ama ilk önce McDonald’s’a gideceğinden, şöyle güzelce bir karnını doyuracağından bahsediyordu. Ardından WalMart’ı gezecekti, kendine elektronik birşeyler alacaktı.

Hepsini yaptı. Aldıklarının fotoğrafını bana yollamıştı sizin için de aşağı ekliyorum:

Demir’in Walmart’tan aldıkları

Dönüşte Safa Abisi onu aldı, Rugby maçına gittiler başka öğrencilerle de birlikte.

Safa’dan otobüse nasıl bineceğini öğrenmiş. Yeni hedefi şehir merkezine gitmek.

Biliyorum ki onu da başaracak. Gurur duyuyorum ben bu küçük adamla.

İlk haftanın sonunda artık alıştık Kanada’ya ve canına okumaya hazırız 😉

Didem Çelebi Özkan

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

11 Yorum

  • Cevapla Hande Sönmezerler Sinan 17 Eylül 2018 at 21:12

    Allah kolaylık versin canım hepinize. Valla bunu okuduktan sonra benim gözüm biraz korktu; yani ben de belki kısmet olursa benim çocuğu gönderirim diye düşünürken bu beni yıldırdı ve bundan dolayı iyi ki yazmışsın bu yazıyı ve iyi ki deneyimlerinizi paylaşmışsın.

  • Cevapla Sinem Çelebi 17 Eylül 2018 at 21:14

    Ayyy benim paşa oğlum. Ben okurken daraldım, kim bilir o neler yaşamıştır. Onu o kadar iyi anlıyorum ki, üniversitede senin yanına Amerika’ya yaz tatili için geldiğimde 15 gün sonra babama benim biletimi değiştir ben dönmek istiyorum diyen biri olarak 😝 Ki orada sen vardın!!! Benim paşam orada yalnız ve gerçekten onunla gurur duyuyorum. Hayatında inanılmaz bir tecrübe ve hatıralar ekliyor geçmişine 😍👌🏻 Dönüşünde ki maceraları dinlemek için sabırsızlanıyorum 😉

  • Cevapla Sema Giritlioğlu 17 Eylül 2018 at 21:18

    Boş ver öykü yazmayı Didem, yazdıkların yaşamdaki en gerçek öyküler. Okurken göz yaşlarımı tutamadım, işte böyle büyüyor ve ayakları üzerinde duruyor çocuklar… ve biz anneler her bir saniyeyi ince ince çiziklerle yüreğimizde biriktiriyoruz. İkinizi de gözlerinizden ve yüreklerinizden öpüyorum.
     
    Demir’im çoktan tava gelmiş.

  • Cevapla Sönmez Hukuk 17 Eylül 2018 at 22:20

    Ben üst satırları okurken dua ederek indim aşağılara, “İnşallah alışır, devam eder dönmez, Allahım n’olur dönmesin, sabretsin biraz” dedim 🙂
     
    Bir roman gibi dizilmiş cümleler elinize sağlık.
     
    Benim animasyon (çizgi film tasarım) okuyan bir kızım var ve deli gibi Kanada’ya gitmek istiyor. Diğer kızım liseye yeni başladı ve aynı şeyi o da düşünüyor. Bu yüzden yazı çok faydalı oldu onlara da okuttum hemen.
     
    Emeğinize sağlık ve Allah sabırlar versin.

  • Cevapla Ilgın Cenkçiler 17 Eylül 2018 at 22:22

    Çok başarılı bir ekip olmuşsunuz 💫
     
    Bugün akşam üstü mesajlaştık Demir’le fakat şimdi yazını okurken, videoları izlerken çok duygulandım. Odasına gelince evet belki düzenli olabilir ama olacak gibi değil 😔
     
    Kerem ve ben takipteyiz 😄

  • Cevapla Seçil Heptaşkın 18 Eylül 2018 at 00:37

    Yok yok vazgeçtim otursun dizimin dibinde😩
     
    Seni de Demir’i de çok tebrik ediyorum. Geldiğinde bambaşka bir adam olacak eminim. Umarım bu hayat tecrübesi, olumlu yanlariyla tüm hayatına yansır.🙇

  • Cevapla Selmin Sofuoğlu 18 Eylül 2018 at 01:23

    Aferin Demir’e adının hakkını verir o 💪 Bu arada ablacım senin hakkını da vermek lazım (kimin annesi👍) hem desteğini hem de yazı ve videolardan resmen maceranızı yaşadım 🙂 bi yandan da burukluğu hissetmemek elde diil 🙁
     
    Harika bi takım olmuşsunuz, süpersiniz😘

  • Cevapla Ayşegül milli 18 Eylül 2018 at 02:16

    Ayyy kıyamam ya hem Demir’e hem size. Ben kızımı üniversite için Yeditepe’ye bırakıp döndüğümde günlerce ağladım, üç gün evden dışarı çıkamadım ki neresi ve kaç yaşında. Böyle birşey ben yaşasaydım herhalde migren atağımla hastanede geçirirdim günlerimi o dönene kadar 💕💕💕

  • Cevapla Fulya Kırtaş 18 Eylül 2018 at 09:50

    Didemcim ellerine sağlık, yine harika, akıcı bir anlatımla karşımızdasın. Yazdıklarını zevkle okudum.
     
    Tabi Demir ve sizin için zor bir deneyim ama bir yandan da azmin elinden bir şeyin kurtulmadığını görmek bir harika. Dilerim tüm günleri bundan sonra daha da güzel geçer.
     
    Çok teşekkürler paylaşım için, hepimize canlı bir örnek oldu.
     
    Sevgilerimle,
    Fulya Kırtaş

  • Cevapla Nurdan Yılmaztürk 18 Eylül 2018 at 20:43

    canım yaaaaaa.. gözlerim doldu okurken.. senin kaygılarını, onun korkularını ayaklarım buz keserek dinledim adeta.. yazmamışsın, anlatmışsın, içini dökmüşsün resmen.. alışır yahut alışmaz, yahut önümüzdeki sene gitme konusunda fikrini değiştirmek isteyebilir; bu seyahatin sonucu ne olursa olsun o artık eski demir değil.. daha olgun, daha cesur, daha yetişkin bir insan.. kutluyorum onu ve tabi ki seni.. anneliğini.. gücünü.. şahanesin(iz).. sağlıkla, huzurla tamamlansın bu süre inşallah.. ahhh kalbim en çok lokumları günlere böldüğü kısımda sızladı.. canımmmm.. şimdiden size muhteşem kavuşmalar..

  • Cevapla Beril Erem 18 Eylül 2018 at 22:09

    Ay canım benim 😕
     
    Okurken gözümün önüne plajda derme çatma bulduğumuz malzemelerden tekne yaptığım o küçük çocuk geldi ☺️
     
    İlk başta çok duygulandım, üzüldüm de ama onun için bu tecrübenin ne kadar güçlü, öğretici, sorgulayıcı olacağını düşündüm.
     
    Çocukluktan delikanlılığa geçiş…
     
    Aferin Demir’e 👏🏻👏🏻
     
    Çok zor bir sınav olacak hem o hem de sizin için eminim ama benim tanıdığım Demir öyle güçlü ve olgun karakterde bir çocuk ki; bu sınavı başarıyla atlatacağına eminim.
     
    Canım arkadaşım sağlıkla kavuşun birbirinize 🙏🍀
     
    Ayrıca seni de anne olarak tebrik etmem gerekir 👏🏻 Evladının geleceğine pırlanta değerinde mihenk taşları döşemek ancak senin gibi güçlü kadınların, büyük fedakarlık ve layıkı ile yapabileceği bir şey zaten 💕😘

  • Cevap Yaz