Uykusuz Klavye

Kapımda Ayrılık Var – 2

12 Nisan 2018

ayrılık ve aşk

3. GÜN| Ah Ayrılık! Yaman Ayrılık!

İnsan kendi kendine ne zaman konuşmaya başlar?

Yalnız hissettiğinde? Delirdiğinde? Ya da belki delirmemek için? Ya da içinde çok şey biriktirdiğinde? Bakmayın, hepimizin içi çöplüğe dönmüş durumda aslında. Dönüştürmeden veya atamadan o çer çöpü bastıra bastıra en derinlerimize sıkıştırıyoruz. Bir gün gelir lazım olur diye. Bu da bana ders olsun! Asla unutmayacağım. Neleri unutmuyoruz halbuki! Bana gelince; ne kadar çok şey biriktirmişim içimde, ne kadar çok canım yanmış ki; artık derdimi başkalarına anlatmak teselli etmiyor beni. Kendi kendime anlatıyorum. Çünkü hissettiklerimi başkalarına inandırmak, başkalarının onayını almak yetmiyor. Asıl benim inanmam gerekiyor. Olanları, sebeplerini, varoluşumu dayandırdığım bütün duvarların teker teker yıkılışını asıl kendime anlatmam lazım. Karşımda onun hayali duruyor da beni dinliyor gibi. Nasıl olsa o da son gece konuşmamıştı, aynı bu duvar gibi ruhsuz, duygusuz oturmuştu yanımda. Bak yine ağlamaya başladım, bu sefer nefesim kesilecek gibi ağlıyorum, çünkü ağlarken aynı zamanda karşımdaki duvara da hesap soruyorum. Boğazımın inanılmaz yandığını hissediyorum ama hiçbir şey gelmiyor elimden, çünkü gözyaşlarım yine kontrolümün dışında.

Ayşegül aradı.

Ona bu akşam için söz vermiştim güya. Aradığında geliyor aklıma. Milat kadar uzak şimdi o günler. Yaman kocaman bir aralık koydu her şeyle benim arama. Devasa bir boşluk. Ona eve yeni geldiğimi, biraz geç kalacağımı söyleyip kapatıyorum telefonu. Üçüncü kadehi dolduruyorum, yavaş yavaş kafam bulanmaya başladı. Keşke sızıp kalsam şuracıkta diye içimden geçiriyorum. O kadar uykum var ki aslında, ama gözlerimi kapattığım anda göz kapaklarım sanki bu duruma isyan eder gibi sızlamaya başlıyor. Bu kadar gözyaşı nereden çıkıyor anlamıyorum.

Şarap bitiyor, sigaramda bitti. Sanırım artık gitme vakti geldi. Saat sekiz. Yani yaklaşık iki buçuk saattir ağlıyorum.

Ayşegül, “Allah hep en sevdiği kullarına acı çektirirmiş.” diyor.

“Biri beni seviyor demek!”

“Bu da ne demek şimdi? Seni hepimiz çok seviyoruz”

“Beni seven insanların hayatımı alt üst ettikleri bir gerçek. Önce annem, sonra babam, şimdi de Yaman…”

“Bırak şimdi onları. Toparlanman lazım. Kendine gelip önündeki hayata sıkı sıkı sarılman gerekiyor.”

“Nasıl? Söylesene nasıl yapacağım?”

“……………………”

Köşedeki marketten şarap ve sigara alıp eve dönüyorum. Apartmanın girişinde apartman görevlisi ile karşılaşıyorum. Necmi miydi ismi? Meymenetsiz bakışları elimdeki torbaya kitleniyor. Arkamdan bir ton söyleniyor. Kimseye atarlanacak halim yok. Duymamazlığa geliyorum. İçeri girer girmez kapıyı hızla kapatıyorum. Yine bir ağlama krizinin eşiğindeyim. Eve girer girmez gördüğüm ilk şey; kırmızı güller oldu. Onları oradan kaldırmam gerektiğini bilmeme rağmen; artık vücudum da kontrolden çıktığı için güllere sadece bakıyor, onların oradan kalkmaları gerektiğini düşünüyor ancak bir türlü eyleme geçemiyorum. Karnımda inanılmaz bir sızı var, sanki gittikçe büyüyor. Bir de ellerimde bir gariplik var, sanki karıncalanma gibi, sanki bana ait değillermiş gibi garip bir his. Ama şimdi bununla ilgilenecek durumda değilim.

Bütün gün hiçbir şey yemedim ve hala aç hissetmiyorum. Oysa bünyem inanılmaz zayıftır. Özellikle bu aylarda en ufak bir yorgunluğun ardından hemen hasta olurum. Bence ruhum öyle büyük bir yara aldı ki; fiziksel acıları hissedemez oldum sanırım. Yoksa şimdiye kadar sadece iki şişe şarap, iki paket sigara ve fincanlarca kahvenin girdiği vücudum çoktan iflas etmiş olurdu.

Televizyonu açtım ve yatak odasından yastığımı alıp salondaki koltuğa uzandım. Bu gece içimden o yatakta yatmak gelmiyor.

Gözyaşlarıma aldırmadan kapattım gözlerimi.

>> Sonraki Bölüm
<< Önceki Bölüm

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

2 Yorum

  • Cevapla Esra Ocak 14 Nisan 2018 at 23:26

    Tebrikler 🎈 Devamını bekliyorum.

  • Cevapla Beril Erem 19 Nisan 2018 at 15:49

    Canım şimdi gördüm mesajını🤦🏼‍♀️ Çok teşekkür ediyorum güzel arkadaşım ❤️

  • Cevap Yaz