Öykü & Deneme

Hayat İşte

8 Nisan 2018

Hayat işte

Kenarları macun çekilmiş ve macunlara tırnak izlerim geçmiş küçük bir pencereden babamı beklediğimde çocuktum…

Beyaz bir hastane penceresinden onu ilk gördüğümde tüm çocukluğumu unuttum.

Babam yaptırdığımız evin beşinci katından düşmüştü. Yok, kötü bir “düş” değil, gerçekten düşmüştü.

Doğduğum günden dört yıl sonra tekrar döndüm, dünyaya geldiğim hastaneye. Hastane bahçesi oyun parkım, reçetelerin arkaları resim defterlerimdi. Ve tek yaptığım resim, babamın kocaman bir gökdelenden yeryüzüne inişiydi.

Çiçeklerin kokusundan önce hastane kokusuydu bildiğim. Ve ben o yıllarda ilaç şişelerinden koleksiyon yapan belki de tek çocuktum, bir de parfüm şişelerine tutkundum. -Yıllardır hiç bir parfüm kokusu unutturamadı bana o hastane kokusunu.- Mahallede her düşen çocuğun yarası ile ilgilenmem de hep o yıllara denk gelir. Ufak bir kız çocuğunun çantasında neden sürekli sargı bezi ve oksijenli su taşıdığını kimseler bilememiştir. Doktor olmak mı? Mümkün değil.

Babam her hastaneden çıkışında düğün tadında olurdu evimiz ve sonra yine kimsesizliğimiz.

Sevdiği birini kaybetme korkusunu o zaman öğrendim ben. Kaybetme korkusu ve kavuşmanın dayanılmaz mutluluğu. Belki de kavuşmanın mutluluğunu yaşamak içindi uzak yerlerde yaşama isteğim. Üniversite bittikten sonra bile doğduğum şehre dönmeyişim.

Onlara rağmen düşürmedim yüreğime kederin tükenmeyen sarmaşık tohumlarını…

Kalemlerimden giyotin yaptım, Tanrı’yı yargıladım. Ruhumu Meriç‘in sularında yıkayıp, Tunca köprüsüne kurusun diye astım.

İnsanlar da evler gibiymiş bunu çok sonra anladım. Anadolu’daki herhangi bir konaktım ben, yüreğime herkesi aldım ve herkesi biraz kendim gibi sandım.

Hayat işte, dedi

Pencereden baktığımda gördüğüm bozkırlar gibi aslında çorak ve yalnızdım.
Ege’nin ılık rüzgarları fısıldadı bu diyara gelmemi kulağıma. Bağ bozumu havasında tatlı heyecanlar biriktirdim avuçlarımda. Küçük bir ceylan, derenin en sakin kıyısından nasıl usulca içerse suyu, yaşam şarabımı öyle yudumladım ben de. Biri geldi yanıma ürkütmeden usulca “Hayat işte” dedi. Bu cümlenin vücudumda yazdığını daha sonra öğrenecekti.

Peki bu iki kelimenin hayatımızı birleştireceğini kim bilebilirdi?

Şimdi biz üç kişilik hayatımızla, kuzeyin bambaşka diyarında, yepyeni bir hayatta…

Zaman anımsatıcı… İşte bu yüzden yüzüme zorla yapıştırdı bu muzip gülümsemeyi…

Elif Aksoy

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

1 Yorum

  • Cevapla Ilgın Cenkçiler 9 Nisan 2018 at 08:08

    ✨✨✨

  • Cevap Yaz