Öykü & Deneme

Adanmış Hayat

8 Nisan 2018

Adanmış Hayat

Ocağın başında tencereden çıkan buhardan ter içinde kaldı. Başına doladığı yazmasının kenarıyla alnını sildi. Bir iki kez daha karıştırdı tencereyi, ocağın altını kısıp pişmeye bıraktı yemeği.

Kanepenin kolluğuna kolunu dayadı, koluna da yüzünü. Pencereden seyre daldı çevreyi. Uzak komşu balkonunda yine çamaşırlar asılıydı. Rüzgar ters düz etmiş kazakları, pantolonları, çamaşırlar ters dönmüş ip üstünde. Kendi hayatta bırakmazdı çamaşırları bu deli rüzgarda dışarda. Altına üstüne getirtmezdi. Düzen takıntısı vardı biraz. Kazaklar boy boy bir arada, pantolonlar boy boy bir arada, her şey yerli yerinde, baktın mı uzaktan tertipli görünecek. Toplayınca elleriyle ütülenmiş gibi düzeltip katlayacak. Ah ne takıntı.

Komşu bahçedeki tavuklara takıldı bu kez de gözü. İzledi biraz, öyle yerleri didiklemelerini. Babası düştü aklına. Şehrin ortasında apartman bahçesinde tavuk yetiştirirdi. Elleriyle besler, emek emek uğraşırdı. Onun da kendini avutma yöntemi buydu belki.

Babası düşünce aklına, içine de bir sızı düştü.

25 yıl olmuştu göçüp gideli. Gittiğinden beri de içinde kocaman bir yarık oluşmuş, yıllardır o yarığı hüzünle, kederle, acıyla doldurur, gözyaşıyla boşaltırdı. Babasız kalmak yarım hissettiriyordu insana kendini, kaç yaşında olursan ol, baban yoksa hep öksüzdün.

Tavukların birbiri peşi sıra koşturmalarını izlerken, yandan mahcup gülümsedi kendi kendine. Kahkaha atmazdı hiç, mahcup gülümserdi, en mutlu olduğu anda bile kocaman kahve gözleri hüzünlü bakardı. Ne evlendiği gün, ne de çocuklarını kucağına aldığında coşkun mutluluklar akmıştı yüzünden. Mizacı böyleydi, büyük duygular yaşasa da büyük tepkilerin insanı olmamıştı hiç.

Sevilen, değer verilen bir kadın olmuştu. Çokça sıkıntılar çekmiş, kayıplar vermiş, tükendiği zamanlarda olmuştu. Ama hep şükrederdi Yaradan’a verdikleri için. Hayatını adamış bir kadındı; Eşine, çocuklarına, sevdiklerine. Kocaman yüreğine türlü çeşit sevgi ekerdi. Annesinin öğretisiydi bu da, insan sadece bir topak etten ibaret, gerisi kalptir, kalbi temiz tutmalı derdi rahmetli. İçindeki yarık biraz daha doldu kederle.

Çevreye dalmış zamanın nasıl geçtiğini fark etmemişti.

Kalktı oturduğu yerden, ocağın altını kapattı. Dizleri ağrıyordu artık, yaşlılık! Salona geçti televizyonu açtı, günlük dizilerinden birinin başlamasına daha vardı ama olsundu, ses olurdu evin içinde.

Üzerine örtecek el örgüsü battaniyesini arandı. Annesinin ördüğü battaniyeyi buldu, üzerine örttü. Ellerini birleştirip yüzünün altına koyup uykuya bıraktı kendini.

Bir düşün içinde düşe düştü.

Kızının koluna girmiş, kalabalık içinde yürüyorlardı. İçinde bir korku, kalbi hızlıca çarpıyor, çarpıntısı arttıkça korkusu artıyordu. Hangisinin birbirini tetiklediği anlamadı ama bir yerde oturup durulması gerektiğinin farkındaydı. Bir banka ilişti gözü, kızını kolundan çekip banka yönlendirdi. Banka oturup çantasından suyu çıkardı. Suyunu içerken bakındı kızı yoktu. Telaşlı ürkek gözleriyle çevreyi taradı yoktu kızı. Korkusu arttı, çarpıntısı hızlandı. Griye kesmiş şehirde tanıdık insan yüzleri aradı. Yabancı bir yerde olduğunu fark etti. Çevreden geçen bir genç yanına geldi “İyi misiniz?” diye sordu. Ona kızını sorarken elinden yüzünden korku akıyordu. Genç görmediğini söyledi, “Gideceğiniz yere bırakayım” dedi. “Kızım yok, gidemem” dedi. “kızım yok, kızım kayıp, kızım kayı…”

Ter içinde uyandı.

Televizyonda bir kadın dizlerini döverek ağlıyor, kızımı öldürdüler, diye feryat ediyordu. Rüya mı, gerçek mi yanılması birkaç saniye sürdü. Elleri uyuşmuş, kalbi çarpar halde gerçeğe dönmeye çabalıyordu.

Yattığı yerden doğrulu, başucundaki sudan yudumladı. Duruldu biraz. Yıllardır gördüğü benzer rüyalardan biriydi yine. Kızlarından biri kaçırılır, kaybolur ya da başlarına bir felaket gelirdi hep rüyalarında. Son yıllarda televizyonda sıklıkla gördüğü olaylar bu rüyalarını daha da sıklaştırmıştı. Gencecik kızlar kaçırılıyor, tecavüz ediliyor, dövülüyor, yakılıyor, parçalanıyor. Ülkede gizli bir el genç kızların, ailelerin hayatını karartmak için bir örgüt kurmuş, örgütlü kötülük peşinde koşuyorlardı adeta. Bu örgütlü kötülük karşısında herkes tehlike altındaydı. İçine katledilen gencecik kızların gülen fotoğrafları düştü. Daha da bir acıdı kalbi.

İçindeki derin yarık doldu, boşalma zamanının geldiğini hatırlatır gibi gözünden boşalmaya başladı.

Çalan telefonla kendine geldi. Gözlerinin yaşını sildi. Kızı telefonda gençlik enerjisiyle şakıyordu.

– Yemekte ne var anne? Çok acıktım.
– Sevdiğin çorbayı yaptım, yanına da Allah ne verdiyse işte.
– Anneee salata da istiyorum, n’oolurr.
– Tamam, tamam yaparım, geç kalma sen, baban gelir birazdan.

Adanmış Hayat

Telefonu kapattı, derince bir soludu. Yine o yandan mahcup gülümsemesi geldi oturdu dudaklarına. Az evvelki ağlayan kadın yerini adanmış anneye bıraktı.
Derin yarık boşalmış, yüzünde mutlu bir kadının mahcup gülümsemesi, kaldığı yerden devam etti adanmış hayatına…

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Yorum Bulunamadı

Cevap Yaz