Yurt İçi Gezi

Salda Gölü, Sagalassos Antik Kenti & Lavanta Kokulu Köy

11 Mart 2018

Salda Gölü, Sagalassos Antik Kenti & Lavanta Kokulu Köy

Maldivlerin Mavisi, Lavanta’nın Moru

Aslında görmeyi istediğim yerler adına birkaç hayalim vardı. Bunlar; Maldivler, Fransa’nın Aix-en-Provence bölgesi ve Yunanistan şöööööyyle bir ortaya karışık alsak; hepsinden de bir tutam lezzet alıp tadı damağımızda kalsa ve üstelik bunları çok uygun bir bütçeye ve şöyle iki günde görsek mesela…

“Çok şey mi istiyorum hmm?” diye kendi kendime konuşurken aslında birkaç sene evvel Internet’te gördüğüm bir doğa harikası aklıma geldi. Tarih fışkıran topraklarda yaşamanın verdiği şans ve yeni yeni gelişen kültür turizmi konusu birleşince… Aha da buldum!!!

“Salda Gölü, Sagalassos kenti ve Isparta’nın Lavanta Tarlaları birleşin!!!! Voltran’ı oluşturun, Sinan Ailesi geliyor!”

diye çığlık çığlığa sevindim.

Kocamcağızı, bir haftasonu çalışamayacağı fikrine alıştırmak için önce şok etmem, adeta önce soğuk sulara daldırıp sonra hamama sokmam gerekiyordu. Nedense şok edesim gelmişti çünkü kendisi aşırı yoğun bir bionik-insan (bilgisayarı ve cep telefonu ile bütünleşmiş zoraki bir simbiyotik sistem maalesef – birbirlerinden besleniyorlar ve ben onun bu haline aslında çok üzülüyorum fakat tek yapabildiğim onun da yaşamın güzelliklerine bağlantısını koparmamasını sağlamak.) Bu arada kalp sağlığı açısından biraz adrenalin de bu kadar oturarak çalışmak zorunda kalan bir bünyeye iyi gelir düşüncesiyle hunharca verdim şoku 😈

Neyse dedim ki: “Kocacım bu yaz hadi gel Maldivelere gidelim, sonra da bir hafta Fransa’nın Lavantaları ile ünlü Aix-en-Provence bölgesine gidip morlara bakalım ama bu da yetmez üstüne komşuya gidip bir kuple tarih alalım. Komşu derken Yunanistan’ı kastediyorum tabii ehuehueheuheue” diye daldım konuya.

Adamcağız böyle bir baktı, baktı, baktı. Ben de “Eyvah adama kalp krizi mi geçirtecez, ne yapıyorum ben!” falan diye silkelenip “Şaka şaka, hepsi Türkiye’de var hem de minnoş bütçe ile çok şahane yerler göstereceğim size!” dedim ve derin bir nefes sesi işittim. Kocam yaşıyordu; Allaha şükürler olsundu 😁 Adeta ona önce eşeğini kaybettirip sonra buldurmuştum 🙃 Böylece bu geziyi ne kadar yoğun da olsa kabul edecekti. Ehuehueheuue 😝

Instagram üzerinden hashtag araştırarak tur şirketi hesaplarına baktım. İstesek kendi arabamızla da giderdik. Fakat açıkçası sadece bir haftasonumuz vardı, eşimin işlerinin aksamasını istemiyordum ve araba kullansa yorgunluğu çok daha fazla olacaktı, en azından yolda uyuruz diye hayal ettim.

Lavantaların açtığı dönem haziranın son haftası ile temmuzun son haftası arası olan o bir aylık değerli zamanda gitmelisiniz.

Denizli Bağbaşı Yaylası

 
Günümüz sabah teleferik ile ulaştığımız Denizli Bağbaşı Yaylasında kahvaltı ettiğimiz güzel bir tesiste başladı. Ama burada çok oyalanmadık, sadece kahvaltının ve manzaranın harika olduğunu söylemekle yetineceğim.

İkinci durağımız ise Salda Gölü

Salda Gölü, Burdur

Siz de daha önce resmini gördüyseniz Maldivler sanıyorsunuz ama aslında Mars toprağına benzermiş! Yani benim bir diğer hayalim olan Atacama Çölü veya Wadi Rum kadar değerli olan bir yer benim için. Mars takıntım da Kim Stanley Robinson’un Mars üçlemesini okumamdan ileri geliyor. Bana doğayı sevdiren ve gezegenimize bambaşka gözlerle bakmamı sağlayan bir bilim kurgu üçlemesi. Sadece ilk kitabı Türkçe’ye çevrildi maalesef.

Evet bi’ anda Maldivler derken kendimi “Mars toprağında” bulmuşum meğer. Gerçekten çok sürreal bir durum, çünkü o mavinin tonu ve beyaz kumların özelliği, kum da değil acayip bir toprak, beyaz ve yer yer siyah parçacıklı… İnanın anlatacak tarif edecek söz bulmakta gerçekten zorlanıyorum. “Muh-te-şem!” desem ve hatta şuralara resimler serpsem bana inanır mısınız! Lütfen ama lütfen gidin görün bu doğa harikasını. Dünyada bu kadar muhteşem yer az bulunur sanırım.

Salda Gölü, Burdur

❗️Evet öyleymiş, az bulunurmuş, meğer araştırmışlar.

Salda Gölü’nde araştırma yapan İskoçya’nın Glasgow Üniversitesinden Prof. Dr. Mike Russel, dünya üzerinde, Mars’ın yüzey özelliklerini taşıyan iki yer bulunduğunu, bunlardan birisinin Kanada’nın kuzey bölgesinde, diğerinin de Salda Gölü’nde olduğunu belirtmiş. Ayrıca, İTÜ Öğretim Üyesi Nurgül Balcı ve ekibi Salda Gölü hakkındaki araştırma sonuçlarını, uluslararası bilimsel “New Scientist” dergisinde paylaşmışlar.

Araştırmaya göre; Salda Gölü’nde bulunan yüksek magnezyum içerikli beyaz kayaçların Mars’ta da bulunduğunu ortaya koymuşlar.*

Salda Gölü

Burdur’a 56 km, Antalya’ya 160 km mesafede. Türkiye’nin en derin gölü olarak 185 m’ye varan bir derinliği var ve jeolojik bir çökme ile meydana gelmiş. Sodalı bir suyu var ve cilde çok iyi geldiği söyleniyor.

 
Bizim oğluş önce ayaklarını soktu, sonra dizlerin üstüne kadar girdi ve en son yüzmek için delirdi; “Tamam çocuğum yüz” diyince donla kendini sulara bıraktı. Adam arasıra batıp çıkıp “Suyun tadı bir garip” diyordu. Sodalı ya garip gelmiş 🙄 Şapka şart bu arada. Valla çocuk olmak isterdim, çünkü mayolarımız yanımızda yoktu. Ben bu hatayı nasıl yaptım! Şuraya bir taş getirin, kafamı vuracağım!

Üçüncü durağımız Sagalassos Antik Kenti

Ruhumun bir kısmı Indiana Jones, bir kısmı Lara Croft! Üstelik Evliya Çelebi’nin de torunlarıyız. Bu ruh ve genetik miras ile kaçış yok. Ne yapayım! Mecbur bu ruhun bedenimi götürdüğü yere gitmeliyim. Eğer gitmezsem ve o yeri gözlerimle görüp deneyimlemezsem beni rahat bırakmayacak. Kendini gördürtene kadar dürtecek biliyorum. (Aklıma yine aynı Indiana Jones & Lara Croft gazı ile Kahire’deki Keops piramidinin içine dalıp mezar odasına girişim geldi, bu çok gençken oldu, orası da beni yeniden çağırıyor son iki yılda)

Salda Gölü ve de Sagalassos da işte bundan dolayı gidilen yerlerden. Sagalassos Antoninler Çeşmesine aşık olmamla başladı herşey. Kendisini ilk İzTv’de seyretmiştim 4-5 yıl evvel. Dürtme işte o anda başladı.

Yine Salda Gölüne yakın bir yerde olan ve Burdur’a bağlı Sagalassos Antik Kenti’ne ulaşmak için bayağı tepelere tırmanıyorsunuz ki 1500-1700 mt yükseklikte Ağlasun dağlarının eteklerinde yer alıyor.

Sagalassos en iyi korunan antik kentlerden biri olarak Roma İmparatorluğuna bağlıymış. Büyük İskender’in milattan önce 333 yılındaki fethiyle kurulmuş ve Roma’nın beş önemli seramik üretim merkezinden biri olmuş.

 
1990 yılından bu yana Belçikalı Prof Dr Marc Waeklens liderliğinde bir ekip kazıları yapmış.* Neon kütüphanesi, Helenistik Çeşme, Herron ve tabii ki muhteşem Antoninler Çeşmesi, Sagalassos Antik Kenti’nde yolunuza çıkacak. Aşağı ve yukarı agoralar, tapınaklar ve henüz tam düzenlenmemiş olan antik tiyatroyu da gezeceksiniz.

Ancak kapıdan girer girmez başlamıyor. İçeride uzunca ve tırmanmalı bir yol var. Şapka ve güneş kremi şart. Bu yol boyunca çevredeki sapsarı çiçekler yemyeşil çalılara karışmış olarak sizin yanınızda olacak. Bu aynı zamanda arılar da var demek. Bir de burada çeşmeden akan su dağlardan geliyor ve buz gibi.

Müzekart da geçiyor bu arada. Bu alanda çıkarılan bazı eserler Burdur Arkeoloji Müzesinde sergileniyor.

Bu arada Burdur’un yerel lezzeti ceviz ezmesinden de tadın derim. Tüm gecemiz yolda ve yarı uyuklayarak yarı da uyanık geçmişti, bizim küçük adam uyumuştu neyse ki ama lezzetli bir yemek de yedikten sonra uyumak için can attığımız yataklarımıza balıklama daldık diyebilirim.

Son durağımız Lavanta Kokulu Köy

Lavanta Kokulu Köy, Isparta

Sabah kahvaltıdan sonra direkt Isparta’ya bağlı Kuyucak’taki Keçiborlu köyüne yani nam-ı diğer Lavanta Kokulu Köy’e gittik.

Lavanta Kokulu Köy, Kültür ve Turizm Bakanlığı, BM Kalkınma Programı ve Anadolu Efes’in ortaklığı ile yürütülen “Gelecek Turizmde” adlı projeye dahil olmuş. Amacı ise bölgeyi kalkındırmak, kadın istihdamını sağlamak ve Fransa’nın lavantaları ile ünlü Provence bölgesine rakip olmakmış.

Lavanta tarlalarından bahsedeyim biraz. Öncelikle Provence bölgesinin resimlerinde gördüğüm kadar patlıcan moru değildi lavantalar ve hatta bizim tarlalardaki lavantalar geniş, hafif bir mor, arılarla dolu ve tarlaların ekiminde bitişik nizam değil de lavanta bitkisi birbirlerinden belli uzaklıkta konumlanmış.

Uçsuz Bucaksız Lavanta Tarlası (!)

Lavanta Kokulu Köy öyle uçsuz bucaksız lavanta tarlası görüntüsü de sunmuyor, yani ben özellikle o hep hayranlıkla baktığımız lavanta tarlası fotoğrafı burada çekilir mi diye çok uğraştım ama anladığım kadarıyla farklılıklar var.

Lavanta Kokulu Köy

Ayrıca öyle her yer o resimlerdeki gibi patlıcan moru tonunda değil. Bu işi photoshop ile çözüyorsunuz, valla ben öyle yaptım açıkçası 🤭

Ancak biz galiba bu işin başındayız. Biraz daha ilerletince Fransa ile belki yarışabilir Lavanta Kokulu Köy gibi geliyor.

Tarlalarda 2 saat geçirdik, lavantalı ürünlerimizi satın aldık ve aracımıza gitmeden Lavanta Kokulu Köy kahvesinde lavantalı dondurmalarımızı yedik.

 
İstanbul’a geri dönerken bu mini gezimizi yaptığım için oldukça mutluydum. Ailece hem hoş vakit geçirdik hem de güzel ve eğlenceli fotoğraflarla evimize döndük.

Döndüğümüzde fotoğrafları incelerken garip bir şey gördüm. 3 fotoğrafımda havada uçan tanımlayamadığımız bir nesne vardı. Uçak değil eminiz çünkü hiç motor sesi yoktu, drone da değil çünkü drone mesafeye göre büyük görünüyor ve ayrıca drone 45 derece açıyla uçmuyor. Bizim ordu acayip bir hayalet uçak falan geliştirmediyse UFO olduğu konusunda mutabık kalıp dalgamızı geçip durduk.

Herşey bir yana eğer bu yaz yolunuz Antalya taraflarına düşerse mutlaka yolunuzun üstündeyken gidin görün derim.

* Tarihi detaylar için kaynaklar:

www.saldagolu.com
www.muze.gov.tr/tr/muzeler/sagalassos-orenyeri

Hande Sönmezerler Sinan

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Yorum Bulunamadı

Cevap Yaz