Biraz Kitap

Hayvanlardan Tanrılara Sapiens

13 Mart 2018

Hayvanlardan Tanrılara Sapiens - Homo Sapiens

Geçen hafta “Felsefenin Kısa Tarihi”nden bahsetmiştim. İnsanlığın düşünsel tarihini kısa ve sade bir şekilde anlatan bir kitap.

Hayvanlardan Tanrılara Sapiens de insanlığın fiziksel tarihini anlatan MÜ-KEM-MEL bir kitap.

İlk insandan bugüne geçen süreci o kadar net, o kadar sade, o kadar aydınlatıcı anlatmış ki, BA-YIL-DIM.

Homo Sapiens

Homo sapiens ne demek, oradan başlayalım:

Homo (insan) cinsinin sapiens (zeki) türü.

İnsanlığın gelişimi derken şöyle bir tablo var, görmüşsünüzdür.

Hayvanlardan Tanrılara Sapiens - İnsanlığın Gelişimi - Homo Sapiens

Maymunsu insandan ayakları üzerinde yavaş yavaş doğrulan insana doğru bir görsel.

İşin aslı öyle değilmiş. Farklı insan türleri, aynı dönemde dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşamış.

Neandertaller:
Avrupa ve Batı Asya’da yaşamış. Sapiensten daha güçlü, daha kaslı.

Homo Erectus:
Asya’nın doğusunda yaşamış. Dik adam anlamına geliyor.

Homo Soloensis:
Endonezya’daki Java adasında yaşamış. Solo Vadisi insanı anlamında. Tropik yaşama uyumlu.

Homo Florensis:
Endonezya’daki Flores adasında yaşamış. 1 metre boyunda, 25 kg ağırlığında.

Homo Denisova:
Sibirya’daki Denisova mağarasında izleri bulunan bir tür.

Homo Rudolfis:
Doğu Afrika’da yaşamış. Rudolf Gölü insanı anlamında.

Homo Ergaster:
Doğu Afrika’da yaşamış. Çalışkan insan anlamında.

Homo Sapiens:
Doğu Afrika’da yaşamış. Zeki insan anlamında.

Ancak son on bin yıl boyunca Homo Sapiens ortalıktaki tek insan türü.

Diğerlerine ne olduğu konusunda çeşitli olasılıklar var. Homo Sapiens türünün üstün sosyal becerileri ve daha iyi avcı toplayıcı olması nedeniyle diğerlerini besin ve yaşam alanı bulamamaktan ötürü yok oluşa sürüklemesi ya da düpedüz soykırım, olasılıklar arasında.

Homo Sapiens olarak besin piramidinde aslanları, köpekbalıklarını eleyerek çok hızlı şekilde piramidin en üstüne çıkmışız. Hayvanlar tabi şok. Bazı hayvanlar insana karşı savunma mekanizması geliştiremeden yok olmuşlar.

Homo Sapiens ateşi buldu.

Ateşe kadar her insan kendi kasından, gücünden mesuldü. Ama ateş çıktı, mertlik bozuldu.

“Ateşin gücü insanın yapısına, vücut biçimine ve gücüne bağlı değildi. Tek bir insan çakmaktaşıyla veya yanan bir çubukla, birkaç saat içinde koca bir ormanı yakabiliyordu.”

İnsanların ateşle ormanları yakması, ateşe dayanıklı bitkilerin artmasına, bu da etçil ve otçul bazı hayvanların hayatında değişikliklere yol açmış.

Yani atalarımız pek de doğayla uyum içinde yaşamamışlar. Pek çok bitki ve hayvan türünü ortadan kaldırmışlar.

Homo Sapiens konuşmayı buldu.

Homo Sapiens’in en önemli yeteneğinden biri de dil. Yani konuşabilme kabiliyeti. Hiç görmediği, dokunmadığı varlıklar hakkında bile konuşabiliyor olmaları sayesinde efsaneler, mitler, tanrılar ve dinler ortaya çıkıyor. Ortak inanılan bu hikayeler/mitler de toplumları oluşturuyor.

Homo Sapiens ve tarım devrimi

Kitabın en mükemmel yerinden bahsedeceğim:

TARIM DEVRİMİ

“Tarihin en büyük aldatmacası”

diyor yazar buna.

Toprak için çalışmanın insan fıtratına aykırı olduğunu söylüyor.

“Homo sapiens’in vücudu bu tür işler için evrilmemişti. Geyiklerin arkasından koşmaya, elma ağaçlarına tırmanmaya uygundu, kaya toplamaya veya su kovası taşımaya değil. İnsanlar bunun bedelini omurga, diz, boyun ve bel ağrılarıyla ödediler. Eski iskeletler incelendiğinde tarıma geçişin insanlara bel fıtığı, eklemlerde kireçlenme ve diğer fıtıklar olarak geri döndüğü görülmektedir. Dahası, bu yeni tarımsal işler o kadar çok zaman almaktaydı ki, insanlar buğday tarlalarının yakınına kalıcı yerleşimler kurmak zorunda kaldılar.”

B*k vardı tarıma geçecek yani.

İki tane buğday tanesi alacağım diye sabahın nurundan akşam ezanına kadar toprakta iki büklüm ol. Bütün günün ve hatta bütün ömrün böyle geçsin. İşleri kolaylaştırmak için inek, öküz… gibi hayvanları döve döve kullan. Tarlada çalışacak daha çok insana ihtiyaç olduğu için fıtır fıtır çocuk doğur. Çocuklar tarlada çalışsın ama herkesi doyuracak kadar toprak yok. O zaman daha çok toprağa sahip olmaya çalış. Bir yandan da mevcut toprağı korumak için çitlerle etrafını çevir. Başka topraklara göz dik, savaşlar çıksın. Çatışmalı ortamı düzeltmek için bu defa devletler ortaya çıksın, onlar da vergi alsın. Yağmur yağacak mı, kıtlık olacak mı, çekirgeler tarlayı basacak mı diye düşünmekten helak olmak da cabası.

Gördün mü Sapiens yediğin haltı?

Gördü ama geri dönüşü yok.

Yazar da bunu soruyor. Avcı toplayıcıyken bütün topraklar senin, ne bulursan yiyip karnını doyuruyorsun, anı yaşıyorsun, gelecek kaygın yok; çiftçiliğe geçince ortada ters giden bir şeyler olduğunu gördün.

Gördün ama yapacak bir şey yok. Çünkü herkes çiftçi, bütün topraklar sahipli. Kitlesel bir yola girilmiş, geri dönüşü yok.

Bugünden örnekliyor yazar. Bugün de çok farklı değiliz. Gençliğimizi sabah-akşam işyerinde çalışarak geçiriyoruz, krediler çekip borçlara giriyor, bu borçları ödemeye uğraşıyoruz, yaşlandığımızda ise enerjimiz, mecalimiz ve belki de sağlığımız kalmıyor. Biz de görüyoruz ortada yanlış giden bir şeyler olduğunu ama dönemiyoruz. Çünkü sistem.

Homo Sapiens yazıyı buldu.

Toprakların ve vergilerin denetimi insanlığı yazıyı bulmaya itiyor. Çünkü bunlar hafıza ile içinden çıkılabilecek şeyler değil.

Homo Sapiens parayı buldu.

Ve para. Buğday, elma… vb üzerinden yürüyen takas sisteminin zorlukları da parayı getiriyor.

Homo Sapiens dini buldu.

İnsanları bir arada tutan en önemli güç, ortak bir inanç. Örneğin, din. Burada da dinler ve bundaki çelişkileri anlatmış yazar uzun uzun.

Homo Sapiens bilimi buldu.

Sonra da bilimsel devrim. Buna “Cehaletin keşfi” diyor yazar. Çünkü bu dönemde insanlar bilmediklerini fark edip, cehaletlerini kabullendiler. Bu da onları öğrenmeye itti.

“Modern bilim, ‘bilmiyoruz’ anlamına gelen Latince ‘ignoramus’ öğüdüne dayanır ve hiçbir şeyi bilmediğimizi varsayar. Bundan daha da önemlisi, şu ana kadar bildiğimizi sandığımız şeylerin zamanla yanlış çıkabileceğini de kabul eder; hiçbir kavram, fikir veya teori kutsal ve eleştiriden muaf değildir.”

Böylece insanlar dünyanın nasıl işlediğini anlamak ve yeni teknolojiler geliştirmek için uğraş verdiler.

Yeni keşifler yapıldı. Amerika’nın keşfi gibi. Yeni makineler icat edildi. Buharlı makineler gibi. Ekonomi büyüdü, bu da kredi sistemini doğurdu.

Homo Sapiens avcı toplayıcıyken daha mı mutluydu?

Tüm bu süreçte insan mutluluğunun nerede olduğunu sorgulamış yazar. Avcı toplayıcıyken daha mı mutluyduk, diye sormuş mesela. Yooo, bugün modern tıp sayesinde çocuk ölümleri azaldı mesela. O dönemlerde ise patır patır ölüyorlardı. Bu mutlu olmak için bir sebep sayılabilir.

Mutluluk zaten ölçülebilir mi ki?

Şöyle bir tespit yapılmış. İnsanların bir mutluluk sabiti varmış. 1-10 arası düşünün. Kimisi için en yüksek mutluluk birimi 6’dır diyelim. Başkasını mutluluktan çıldırtacak bir olay, bu şahıs için en fazla 6 birimlik mutluluk demek olurmuş. İstese de daha fazla mutlu olamazmış.

İlaçlar var bir de mutlu olmak için. Bizi esas mutlu eden şey, seratonin hormonu. İlaçlar da buna oynuyor zaten.

Buradan hayatın anlamına bağlamış konuyu. Mutluluğun zevk ve anlama dayanan bir his olduğunu söylemiş. Budizmin bu konudaki öğretilerine değinmiş.

Homo Sapiensin sonu.

Kitabın finali “Homo Sapiens’in Sonu” başlığını taşıyor. Bilimsel ve tıbbi gelişmeler sayesinde adeta tanrısal güçlere sahip yeni insan türlerini ortaya çıkarabilme ihtimalimizi değerlendiriyor. Epey heyecanlandırıcı ve biraz da ürkütücü şeyler bunlar.

Bu kitabın bittiği noktadan itibaren de geleceği anlattığı “Homo Deus” adlı kitabı var. Ondan da haftaya bahsederim.

Saygılarımla,
Hülya Erarslan

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Yorum Bulunamadı

Cevap Yaz