Felsefe

Felsefenin Kısa Tarihi

6 Mart 2018

Felsefenin Kısa Tarihi. Felsefe Soruları. Tanrı Var mı?

Felsefe tarihi koca bir derya. Nereden başlamak, nasıl ilerlemek lazım, işin içinden çıkmak çok zor.

Nigel Warburton’un yazdığı Felsefenin Kısa Tarihi adlı kitap felsefe ilgisi yeni başlayan ve nereden başlayacağını bilemeyenler için güzel bir kaynak.

Felsefenin Kısa Tarihi, Sokrates’ten 21. yüzyıl düşünürlerine uzanan insanlığın düşünsel tarihini, her filozofu 3-5 sayfa özetleyerek çok güzel anlatmış.

Hepsini konsantre bir şekilde görüp ilginizi çeken varsa özel olarak ona eğilebilirsiniz sonra.

Felsefenin Kısa Tarihi

Kitabı okuyunca şunu fark etmeniz mümkün. Binlerce yıldır insanlar genellikle şu konular üzerinde durmuş:

– Mutluluk nedir?

– Tanrı var mıdır?

– Özgür irade var mıdır?

Ben de kısa kısa anlatarak Felsefenin Kısa Tarihi kitabının da kısa tarihini anlatayım:

SOKRATES (MÖ 469-399) ve PLATON (MÖ 427-347)

Sokrates kitap yazmamış. Onun görüşlerini öğrencisi Platon yazmış.

Sokrates’i “Tek bildiğim hiçbir şey bilmediğimdir.” sözünden biliyorsunuz zaten.

Sokrates, yaşamın ancak ne yaptığınızı düşünürseniz yaşamaya değer olduğunu söylemiş.

Platon’u da Devlet adlı eserinden biliyorsunuz. Hayali bir mükemmel toplum anlatıyor o kitapta. En tepede filozoflar, onların altında askerler, onların da altında çalışan kesim.

Platon’a göre tüm öğrendiklerimiz daha önceden sahip olduğumuz ideaların anımsanması. Aslında hiçbir zaman yeni bir şey öğrenmiyor, sadece belleğimizi tazeliyoruz.

ARİSTOTELES (MÖ 384-322)

Platon’un öğrencisi. Büyük İskender’in hocası.

Mutluluk için doğru karaktere sahip olunması gerektiğini söylüyor.

Diyor ki;

Daha iyi bir insan olmaya ve doğru şeyler yapmaya çalışmalıyız.

Doğru zamanda doğru duyguları hissetmek doğru davranışlara götürür.

Böyle bakınca kişisel gelişim gibi gözüküyor ama Aristo aynı zamanda insanın politik bir hayvan olduğunu söylüyor.

Birlikte yaşarız ve iyi düzenlenmiş bir politik devlette etrafımızdakilerle iyi etkileşim yoluyla mutluluğu bulmamız gerekir.

Aristo Orta Çağ’da bir otorite kabul ediliyor, her söylediği doğru bulunuyormuş.

EPIKUROS (MÖ 341-270)

Epikuros’a göre hayatın anahtarı hazzı aramak, acıdan kaçınmak.

Bunun için sade bir yaşam tarzı benimsemeli, etrafımızdakilere nazik olmalı ve dostlarımız çevremizde olmalı.

Elde edemeyeceğimiz bir şeyi de istememeliyiz. Konak alacak paramız yoksa konak sahibi olmak istemenin de anlamı yok ona göre. Çünkü bütün hayatımızı, ulaşamayacağımız bir şey için harcamamalıyız.

Bir grup öğrenciyi çevresine toplayıp onlarla komün hayatı yaşayan Epikuros için alem yaptığı, yiyip, içip, sevişerek zaman geçirdiği iddia edilmiş ama bu sade yaşam öğretisiyle çelişkili olduğundan ne kadar doğru bir iddia bilinmez.

Ölümle ilgili de şunları söylemiş;

Ölümden korkmamalıyız. Çünkü onu deneyimlemeyeceğiz. Ölümünüz, sizin başınıza gelmiş bir şey olmayacak. Ölüm gerçekleştiğinde siz orada olmayacaksınız.

Ölümden sonraki dönem de doğumdan önceki dönem gibi endişe etmeyi gerektirmez.

İnsanlar, ölümden sonraki hayatlarında cezalandırılacaklarından korktukları için ölümden korkarlar.

Epikuros, Tanrıların kimseyi cezalandırmayacağını, çünkü kimsenin Tanrıların umrunda olmadığını söyler

AUGUSTINUS (354-430)

Tanrı’nın neden kötülüğe izin verdiğini sorgulamış.

Başlangıçta manihaizm denilen ikisi de çok güçlü ama birbirlerini yenebilecek kadar güçlü olmayan Tanrı ile Şeytan’ın bir hakimiyet çatışması içinde olduğu, kimi zaman birinin, kimi zaman diğerinin üstünlüğü ele geçirdiğini savunan bir inancı benimsemiş.

Sonra bundan vazgeçip özgür iradeyi savunmuş. Ona göre;

Tanrı bize özgür irade vermiştir. Tanrı bizi kötü karşısında daima iyiyi seçmeye programlamış olsaydı, herhangi bir zarar vermezdik ama o zaman gerçekten özgür olmaz ve ne yapacağımıza karar vermek için aklımızı kullanamazdık.

Bu görüşe eleştiri ise şu: Tanrı ne seçeceğimizi halihazırda biliyorsa, herhangi bir şey yapmayı nasıl seçebiliriz?

BOETHIUS (480 – 524)

Boethius’a göre Tanrı her şeyi biliyorsa, özgür iradeye sahip değilimdir. Eğer eylemlerimle ilgili bir seçim yapmam mümkün değilse, yaptıklarım yüzünden cezalandırılmam ya da ödüllendirilmem de adil değildir.

Ona göre Tanrı her şeyi bilir ve bizim yine de seçim hakkımız vardır. Mesele şu ki bizim zaman algımızla Tanrı’nınki farklı. Tanrı her şeyi “önceden” biliyor değil, Tanrı geçmişi, şimdiyi ve geleceği bir olarak görür. Biz ölümlüler, olayların arka arkaya gerçekleşmesine bağlıyız ama Tanrı böyle görmez. O, her şeyi bir anda, bir nevi zamansız olarak görür.

Ona göre zenginlik, güç, saygınlık gelip geçicidir ve bu yüzden değersizdir. Kimse mutluluğunu böyle kırılgan temellere oturtmamalıdır. Mutluluk daha sağlam, kaybedilemeyecek bir şeyden gelmelidir.

THOMAS AQUINAS (1225-1274)

“İlk Neden Argümanı” denilen görüşüne göre var olan her şeyin bir başlangıç noktası vardır. Futbol topunu ele alalım. Bu top, pek çok nedenin sonucudur; insanların tasarlaması ve biçim vermesi, ham maddeleri üreten nedenler vs. Ama ham maddelerin var olmasına ne sebep oldu? Bu nedenlere ne sebep oldu? Geriye, daha da geriye gidilebilir. Ancak sonsuza kadar geriye gidilemez, çünkü o zaman bir ilk nedene ulaşılamaz. Tanrı ise var olan her şeyin nedensiz nedenidir.

RENE DESCARTES (1596-1650)

“Düşünüyorum, öyleyse varım.”

Descartes, inandığı birçok şeyi gözden geçirip göründükleri gibi olduklarından kesinlikle emin olup olmadığını sorgular. Dünya gerçekten de kendisine göründüğü gibi miydi? Rüya görüp görmediğinden emin olabilir miydi?

Descartes’in sonucuna göre dünya vardır ve algıladığımız şeyler hakkında bazen yanılsak da aşağı yukarı göründüğü gibidir.

Descartes’ın “Yöntem Üzerine Konuşma” adlı eserinden daha önce bahsetmiştim. Linki tıklayarak daha detaylı bilgiye sahip olabilirsiniz.

BLAISE PASCAL: (1623-1662)

Tanrı’nın varlığı tartışmasıyla ilgili olarak Pascal’ın Bahsi olarak bilinen argümanı vardır.

Tanrıya inanmak ve inanmamak iki seçenektir. Rasyonel insan inanmayı seçer.

Tanrı varmış gibi yaşarsanız ve gerçekten Tanrı varsa en iyi ödülü alır, sonsuz bir mutluluk şansı yakalarsınız. Tanrı’ya inanmayı seçip sonuçta yanılırsanız da önemli bir kaybınız olmaz.

Yapmanız gereken Tanrı’ya inanan insanları taklit etmektir. Böylece çok geçmeden onların inançlarına ve duygularına da sahip olursunuz.

Bu argümana eleştiri; çok çıkarcı bir yaklaşım olduğu.

BARUCH SPINOZA: (1632-1677)

Tanrı ve doğanın aynı şey olduğunu savundu. Hepimiz, her şey Tanrı’nın parçalarıyız.

Yaşamlarımız üzerinde kontrole sahip olduğumuzu hayal ederiz ama gerçekte özgür irade bir yanılsamadır.

GEORGE BERKELEY (1685-1753)

Kimsenin duyamadığı bir anda ormanda bir ağaç devrilse?

Berkeley’e göre gözlemlenmeyen şeyler var olmaya da son verir.

Birileri onları görmezse veya duymazsa nesneler var olmayı bırakırlar.

Var oluşun sürekliliğini ise Tanrı sağlar. Tanrı dünyadaki her şeyi sürekli algılar ve bu sayede onlar da var olmaya devam eder.

ARTHUR SCHOPENHAUER: (1788-1860)

Ona göre hepimiz bir kısır döngünün içinde sürekli bir şeyler istiyor, onları elde ediyor, daha sonra başka şeyler istemeye başlıyoruz.

Nasıl yaşamamız gerektiğine ilişkin; Schopenhauer’a göre, diğer insanlara zarar vermek, aslında bir bakıma kendine zarar vermek anlamına gelir. Tüm ahlakın temeli budur.

CHARLES DARWIN (1809-1882)

Çevrelerine en iyi uyum sağlamış canlılar, özelliklerini sonraki nesillere aktarır ve hayatta kalır.

Evrim, akılsız bir süreçtir. Arkasında bilinç ya da Tanrı yoktur ya da en azından arkasında bunun gibi bir şeyin olmasına ihtiyacı yoktur.

SOREN KIERKEGAARD (1813-1855)

Karar verme üzerine düşünmüştür. İbrahim’in hikayesini değerlendirmiştir. Bu hikaye göstermektedir ki Tanrı’ya inanmak basit bir karar değildir. Eğer İbrahim oğlunu öldürseydi bu ahlaki açıdan yanlış bir şey olurdu. Tanrı’nın İbrahim’den istediği şey ahlakı görmezden gelmesi. Peki mesaj gerçekten Tanrı’dan gelmemiş olsaydı ne olurdu? Belki halüsinasyondu, belki delirmişti.

FRIEDRICH NIETZSCHE (1844-1900)

“Tanrı öldü” derken kastettiği Tanrı’ya inanmayı bırakmanın akılcı olduğudur.

SIGMUND FREUD: (1856-1939)

Yaptığımız pek çok şey içimizde saklı arzular tarafından yönlendirilir. Gerçekte ne hissettiğimizi ve ne yapmak istediğimizi kendimizden saklarız. Bu düşünceler çoğunlukla cinsel içeriklidir. Zihin onları bastırır. Rüyalar da bilinç dışına giden bir yoldur.

Tanrı inancıyla ilgili olarak; çocukken hissettiğimiz korunma ihtiyacını hala hissediyor olduğumuz için Tanrı’ya inandığımızı söyler.

BERTRAND RUSSELL (1872-1970)

Russell için Tanrı’nın insanlığı kurtarmak için müdahale etmesi olanaksızdı. Tek şansımız, aklımızı kullanmak. İnsanlar Tanrı’ya inanır, çünkü bu rahatlatıcı ve güven vericidir. Fakat aslında Tanrı yoktur ve din mutluluktan daha çok acı üretir.

PHILIPPA FOOT (1920-2010) ve JUDITH JARVIS THOMSON (1929-)

Kontrolden çıkan trenin beş işçiye doğru sürüklendiğini gördünüz. Tren beş kişiye çarpmadan önce raylar çatallanıyor ve diğer ray üzerinde yalnızca bir işçi bulunuyor. Trenin makasını değiştirme imkanına sahipsiniz. Beş kişinin ölümü yerine bir masum adamı öldürmek sizce doğru olanı yapmak mıdır?

Foot’un ortaya attığı bu düşünce deneyinde felsefi soru şu: Daha fazla kişiyi kurtarmak için bir kişinin feda edilmesi ne zaman kabul edilebilir?

Thomson ise şu versiyonu söyler: Kontrolden çıkan tren bu sefer düz bir hat üzerinde, eğer bir şey yapmazsanız kesinlikle ölecek olan beş işçiye doğru ilerliyor. Bir köprünün üzerindesiniz ve yanınızda çok iri bir adam var. Bu adamı köprüden aşağı atarsanız, beş işçiye çarpmadan treni yavaşlatacak ve durduracak. Bunu yapmalı mısınız?

PETER SINGER (1946-)

Önünüzde boğulmakta olan çocuk ile Afrika’da açlıktan ölen çocuk arasında fark olmadığını ileri sürer. Diğer insanların hayatına, somut bir etkiniz olabilir ve olması da gerekir.

Felsefenin Kısa Tarihi

Muhteşem değil mi? Felsefenin Kısa Tarihi ile insanlığın son 2500 yıllık düşünsel tarihi özet olarak ellerinizin arasında. Herkes bir şeyler eklemiş, öncekinin yanlışlarını bulmuş, fikirler dallanmış, budaklanmış, kafalar karışmış, bambaşka fikirler ortaya atılmış. Sonu gelmez bir derya.

Saygılarımla,
Hülya Erarslan

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Yorum Bulunamadı

Cevap Yaz