Köşe Yazıları

Depresyon

8 Mart 2018

Majör Depresyon: Yıkım

Depresyon:

Vücudun, herhangi 1 kısmının, aşağı doğru ittirilmesi hareketi.

Ruhsal çöküntü.

Çukur.

Halk arasında genel betimlemeler bunlar ama bence 1 de damdan düşen 1inden dinleyin.

Karanlığın ortasında boğuluyorsunuz.

Boğulmamak için çırpınırsınız. Etrafınızı göremediğiniz için yakınınızdakilere vurduğunuzu fark etmezsiniz. Bu sebepten ötürü sizden uzaklaşmaya başlarlar ve siz engel olamazsınız. Ki zaten engel olmaya zamanınız ve hevesiniz de kalmamıştır.

Çırpınmaya devam edersiniz. Bulunduğunuz noktadan kaçmanın çözüm olduğunu düşünürsünüz. Oysa matematikte en temel kuraldır; 1 noktadan sınırsız, 2 noktadan ise tek ‘doğru’ geçer.

1 şeyler yapmak istersiniz, yaparsınız da. Ama durumu çözmez aksine daha da karmaşık hale getirir. Malum bataklıktasınız, çırpındıkça dibe daha da çökersiniz.

Dip demişken…

Dibe çökmek diye 1 deyim var ya, depresyonda aslı yok. Çünkü dip sonsuzdur depresyon içindeyken; siz daha kötüsü olamaz sansanız da çok daha kötüsü olur, siz kaybedecek 1 şeyiniz kalmadığı için kazanmaya başlayacağınızı sansanız da kaybedecek 1 şeyiniz illa çıkar. Burda kastettiğim arkadaş veya dost değil, onları kaybedeli çok olmuştur zaten. İştahınızı kaybedersiniz çünkü hiç1 şey tat vermez. Uyku düzeniniz bozulur çünkü kabus ve gerçeği ayırt edemezsiniz. Konuşkanlığınızı kaybedersiniz çünkü kayışı koparmışsınızdır, yakalanmamak için az konuşursunuz. Hatta ve hatta alışkanlıklarınızı kaybetmeye başlarsınız.

Zifiri karanlıkta ışık açılmadığı sürece nereye gittiğinizin 1 önemi olmaz. Sonuçta nerden gördüğünüz önemlidir nerden görmediğiniz hiç önemli değildir. Ve de zifiri karanlıkta kimse önünü bile göremez. Daha da açmam gerekirse; cehennemde yer değiştirmeniz hiç1 şeyi değiştirmez; çünkü nereye giderseniz gidin, yanacaksınız…

Siz yine de 1 ümit hastanelere baş vurursunuz.

Henüz 2 noktadan tek doğru geçtiğini kabul etmemişsinizdir çünkü. Hem duvarlara başınızı vurmaktan daha mantıklı değil mi?

Değil.

Bulunduğunuz durumda hiç1 şey mantıklı değil. Ama neyse bu tecrübe için erken, henüz cehennem kül etmedi sizi.

Kimseye haber vermeden doktora gidersiniz. Zira WHO’da sağlık tanımı ‘bedenen, ruhen ve sosyal yönden tam iyilik hali’ olsa da; üstüne siz ruhen zaten çökmüşsünüz, sosyal çevrenizi -girişte belirttiğim gibi- karanlıkta çırpınırken kaybetmişsiniz, bedenen ya aşırı kilo verdiniz ya da çokça kilo aldınız, omuzlarınız çökmüştür (bu hiç şaşmaz, çökmüş omuzlar depresyonun temel belirtilerindendir çünkü omuzlara haddinden fazla yük binmiştir), gözleriniz boş bakar… Hepsini geçtim siz asla tam değilsiniz! Her şekilde eksiksiniz. Yani sağlıksız insan kavramını “tam” olarak karşılıyorsunuz ama toplumumuz da çokça bulunan, çok bilmiş insanların, hadsiz laflarını duymak istemezsiniz. Belki de böyle 1 toplumdan kaçarken cehenneme düştünüz… belki de.

Ama unuttuğunuz 1 şey var. Doktorunuz da kaçtığınız toplumun 1 bireyi. Size basit 1 test uygulayıp, ezberindeki 1kaç ilacı yazıp, gönderir. Yaşınız küçükse daha şanssızsınız. Zira odaya girerken klasik ergen vakası damgası yersiniz, sizi teste bile tabii tutmaz.

Ardı arkası gelmeyecek ilaç tedavisi başlar.

İlaçların işe yarayıp yaramaması sizin nezdinizde önemsizdir. Sizi depresyonunuzla yalnız bırakmaması kullanmanız için yeterli 1 sebeptir. Hoş o da depresyonun yanında size karşı savaşacak ama bu tecrübe için de henüz erken.

İlaçlarla beraber yan etkileri de depresyonunuza eşlik etmeye başlar. Kullanmanız gereken ilaçları, kullanıp kullanmadığınızı unutursunuz mesela. Daha da önemlisi ilaçları düzenli kullanmanız, hastaneye de düzenli gitmeniz gerekir. Darmadağınık hayatınıza düzeni yerleştiremezsiniz ve ilaçları kullanmayı bırakırsınız. Kilo vermeniz haricinde 1 faydasını(!) da görmemişsinizdir zaten. Ki 52 kilo olan 1 insanın kilo vermesi ne kadar sağlıklı olabilir karar sizin.

İlk ilaç deneyiminin ardından yeniden depresyonunuzla baş başa kalırsınız. Hiç1 şey istemezsiniz çünkü artık ölmenin bile çözüm olmadığının farkına varmışsınızdır. Ama psikolojik acılarınızı fiziksel acılarla bastırmaya çalışmaktan da vazgeçmezsiniz.

Dinlediğiniz müzikler ses olsun diyedir, yediğiniz yemekler ise yorgunluktan bayılmamanız için. Selam verirken gülmeyene bile darılırsınız ama aynı zamanda, en yakın arkadaşınızın babanızın hastanede yattığından bihaber olup ‘en azından annen ve baban hayatta, kendine çeki düzen ver.’ demesine ise ses çıkaramazsınız. Hayatınızda tek ses vardır, sizi sağır etmek üzere olan ama sizden başka kimsenin duymadığı ses. O sesi susturamadıkça, ses çıkarmanız da anlamsızdır size göre.

Kendinizi ansızın doktorun odasında ağlarken bulursunuz.

1kaç klişe sorunun ardından önceki ilaçların dozunu arttırır. Bu ilaç maceranız da pek uzun sürmez. Zaten doktor bey ilaçları yazarken size tebessüm etmemiştir. İçinizdeki sesi kimsenin duymadığına emin olmuşsunuzdur. Buchenwald’ı, ßuchenwald yazan demirci misali dış görünüşüzü, bu kez kendiniz, değiştirmeye başlarsınız. Çok sevdiğiniz saçlarınızı kesersiniz mesela veya hiç giymeyeceğiniz turkuaz tişörtü satın alırsınız. Sizdeki değişimi fark eden çıkar elbette ama içinizdeki sese kulak kapamaya devam ederler.

Gerçeğin farkına varırsınız, artık depresyon diye 1 şeyiniz yoktur. Depresyon sizi tamamen ele geçirmiştir. Dünyanızın ters döndüğünü kabul edersiniz artık. Geceleri uyanık, gündüzleri ise baygınsınızdır. Yorulmaya bile mecaliniz kalmamıştır. Ansızın bastıran kalp ağrıları da canınızı sıkmaya devam eder. Gülme krizleri ve ağlama krizleri de zamansız gerçekleşir. Şubat vakti kan ter içinde uyanırsınız. Şubat vakti.

Sabahında kendinizi yine doktor odasında ağlarken bulursunuz. Doktorun gözleri fal taşı gibi açıktır. En son ne zaman yemek sayılacak 1 şey yediğinizden, en sevdiğiniz diziye kadar tonla soru sorar. En son aylar önce 1 davette yemek yemişsinizdir onu söylersiniz. Onu da kusmuştunuz ama bunu sormadığı için söylemeye gerek duymazsınız. Günlerinizi marketten aldığınız atıştırmalıklar ile geçirmektesinizdir. En sevdiğiniz diziye gelince öyle 1 şey yoktur muhtemelen. Öteki tüm soruları da kısa kısa cevaplarsınız. Gözleri daha da açılır. Rahatsız olursunuz. Önündeki kağıda 1 şeyler karalayıp durur. Majör depresyonda olduğunuzu söyler. Bu hastalığı ilk defa duysanız da doktorun gözlerinden kötü 1 şey olduğunu anlamışsınızdır. Hastaneden çıktıktan sonra ilk işiniz majör depresyonun ne olduğuna bakmak olur.

Majör Depresyon

Depresyonda bardağın yarısı boştur ya da bardak zar zor görünür. Majör depresyonda ise o bardak yoktur; su ve cam, tuzla buz olmuştur. Orada ‘sadece’ yıkım vardır.

Öncekilerden farklı 1 tedaviye başlarsınız. Doktorunuz ilgilidir bunu hissedersiniz. En son aşık oluşunuzdan beri hissettiğiniz ilk duygunun bu olması tedaviye daha ölçülü sarılmanızı sağlar. Daha sıkı değil. Daha ölçülü.

Son tedavinin başlangıcının ardından 3 yıl geçer. Düzenli olarak yaptığınız aktiviteler, sevdiğiniz yemekler hatta sizi görünce gözlerinin içi gülen insanlar bile vardır. Ve siz bunca zamandır kimseye hiç1 şey söylememenize rağmen kendinizi 1 anda depresyonu anlatırken bulursunuz.

Depresyon peşinizi bırakmadı tabiki. Ama artık ipler tamamen sizin elinizde.

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

3 Yorum

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 8 Mart 2018 at 08:25

    Sevgili Sadıkcım, aylar önce bu yazının ilk taslağını okuduğumda da en az bu günkü kadar etkilenmiştim. Yüreğinin ne kadar büyük olduğunu ben zaten biliyordum ama bu yazıyı bitirdiğin ve herkesle paylaşma kararı aldığın için seninle ayrıca gurur duyuyorum.
     
    Deprasyonda uzun süre geçiren biri olarak yazdığın her satırda kendimden hikayeler bulmamam imkansızdı. Aynı şekilde birçok kişiye cesaret ve umut olacağına eminim, korkusuzca kurduğun her cümlenin.

  • Cevapla Mehmet 9 Mart 2018 at 00:57

    Hoş

    • Cevapla Sadık Aktunç 9 Mart 2018 at 15:16

      değil.

    Cevap Yaz