Gezi

Taşın, Şiirin Diyarı:
Eski Datça

20 Eylül 2017

Bu yazımda Datça’nın doğallığını koruyan parçası eski Datça’ya gidiyoruz.

Datça’ya 2011 senesinden itibaren her yaz giderim. Bir gitmeye görün ki bağımlılık yapıyor insanda, bırakamıyorsunuz. Datça ve Eski Datça olarak iki yazıda anlatmak istiyorum. Çünkü alanımız geniş, anlatılacaklar çok.

Eski Datça’ yı ilk duyduğumda nerede acaba diye düşünmüştüm. Uzakta değil Marmaris istikametinden merkeze yaklaşırken sağa döndünüz mü ta ta ta tam karşınızda. Adım attığınız anda yerel mimari sizi karşılıyor. Mimarisinin temel unsuru taş. Camisi bile yerel mimariye uygun. Eski Datça Tabiat ve Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu kararıyla koruma altına alınmış durumda. Şükür ki durum böyle olunca evler hep orjinale uygun restore edilmekte. Datça merkez buradan alınılıp İskele mahallesi olarak değiştirilince ve bir de malumunuz Mübadele buradaki dengeleri değiştirmiş. İnsanlar azalınca evler uzun süre boş ve atıl durumda kalmış; sonrasında yavaş yavaş bu günlere gelinmiş.

Bahsettiğim üzere ana caddeden tabelayı görüp sağa döndüğünüzde arabanızı girişe yada iç kısımda yer alan otoparka bırakabilirsiniz. Arabası olmayanlar Datça merkezden hareket eden minibüslere binerek de ulaşabilirler. Girişte Orhan’ın Yeri sizi karşılıyor. Burası eskilerde bir köy kahvesiyken zamanla mahallenin popülerliğinin artmasıyla menüsünü ve kendisini geliştirmiş. Oturduğunuzda ister bademli kahve içer, ister ballı bademli gözleme, ya da isterseniz bademli köfte yiyebilirsiniz.

Mekanın içerisinde Can Yücel için bir köşe var. Fotoğrafları, köyün muhtarına yazdığı şiir ve yarım kalan Evin marka son şarabı burada sergilenmekte. Ününü Can Yücel’den almış anlayacağınız. Yakın zamanda da menülerine badem içerikli yeni katkılar yapmışlar. Bu moda sadece burada yok Datça’nın içinde de yiyecek ve içeceklerde yerel ürün badem kullanımı arttı. Ben beğeniyor muyum? Benim tek sevdiklerim, Datça yazımda anlatacağım, damat tatlısı ve bademli kurabiye. Bunlar sonradan icat edilmiş değil, eskilerden hatıra.

Buradan çıkıp düz ilerleyip taş döşeli, dar sokaklara giriyoruz. Her sokak ayrı güzel. Evlerin kapıları ve tokmakları özel. Güzel kafeler, lokantalar var. Hepsi özenle tasarlanmış. Bazılarında gece canlı müzik var. Tasarım ürünler satan mağazalar da mevcut. Örneğin bir tanesi eski bir zeytin yağ üretim yerine açılmış. İçerisinde o zamanda yağ sıkımında kullanılan aletler de sergileniyor. Sanatçıların tasarım ürünleri, atölye çalışmaları, sabun-mum-seramik malzemelerin doğal ürünlerle buluştuğu tasarımlar yer alıyor. Başka bir sokakta ise yerel kadınların yaptığı özellikle iğne oyasından oluşan ürünler satılıyor. Kapılarının önünde badem, bal satanlar sık görülen bir sahne. Burada konaklamayı tercih edenler gündüz Datça’nın çok sayıda yer alan koylarına gitmekte. Çünkü burası iç kısımda yer alıyor; deniz kenarı değil.

Eski Datça’da dolaşırken çok gelişmiş (ağaç halini almış) kaktüslere ve üzerlerinde yer alan frenk yemişi yada kaktüs meyvesine adı verilen meyvesiyle (daha pek çok adı var) sıkça karşılaşıyoruz.

Gelelim Eski Datça’yla özdeşleşen Can YÜCEL’e. Yaşamını geçirdiği evi burada bulunmakta. Mezarına yapılan saldırıdan önceki zamanda evi ziyaretçiler tarafından gezilebiliniyormuş. Bu olaydan sonra eşi, eve ziyaretçi kabulüne son vermiş. Kapısında Yücel’le ilgili dokümanlar asılı ve kitapları satılmakta. Bir kişinin adı bir yerle bu kadar anılınca insan beklenti içerisinde oluyor. Ama sadece sözde adı var; özde yok. Bu kadar özdeşleşme varsa hakkı verilmeli ya da adı kullanılmamalı.

Ara sokaklarında yürürken begonviller, taş duvarlar, taş sokaklar, nostaljik kapılar arasındasınız. Bir eski Rum evi vardı ki sanki geçmiştesiniz. Cam işi, taştan. Girişi, bahçesi çok güzel; mimariye bu kadar sadık kalınır. Hicri 1313 (Miladi 1896 olmalı) yılında inşa edilmiş.

Eski Datça’yı Can YÜCEL’inden ayırmayalım; kapanışı bir şiiriyle yapalım.

YEŞİL ŞİİR

Baktıkça çoğalır yıldızlar gecede
Parmaklarınla sayılmaz;
Kimi duyulur, kimi duyulmaz,
Dinledikçe çoğalır gecede,
Sesler gelir,
Ya hızlıdan, ya yavaştan.

Her şey kendi dilince konuşur;
Karanlık örtse de üstünü
Gecede devam eder renk renk
Ağacın dalında, rüzgarda;
Her şey kendi rengince konuşur.

Gözlerini kapatır beklerdi;
Yaprağa benzer ellerini, avuçlarını uzatır,
Beklerdi işitinceye dek
Ağacın dalında, rüzgarda;
Yeşili duydu mu uyurdu
Rüyasında…

Can YÜCEL

Instagram : @nihan.deveci

E-Posta : nihan.deveci@bursaveben.com

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Yorum Bulunamadı

Cevap Yaz